Bihter Okutan
Kas 15 2017

'Gazeteciliğe başlar başlamaz devletin sopasıyla tanıştım'


Gazeteci Nedim Türfent tam 554 gündür cezaevinde. OHAL döneminde yaptığı haberler nedeniyle bir buçuk yıldan fazla bir süredir özgürlüğünden mahrum. 

Yarın 3. kez hakim karşısına çıkacak olan Türfent, yaşadığı tecridi, kötü muameleyi ve haklarından mahrum edilmeyi Ahval'e anlattı.

Türfent avukatı Barış Oflas aracılığıyla sorularımızı yanıtladı ve gazeteciliğe başladığı ilk günden beri devletin baskısını üzerinde hissettiğinin altını çizdi. 

Van T Tipi Cezaevi'nde tutulan Türfent, davanın bir intikam davasına dönüştürülmesi riskine dikkat çekerken bir yandan da özgürlüğüne kavuştuğunda kalemine daha sıkı sarılma mesajı verdi.


18,5 aydır cezaevindesin ve tecrittesin. Haber yaptığın ve gerçekleri duyurmaya çalıştığın için bir bedel mi ödetilmek isteniyor? Neler söylersin?


Öncelikle bu katran karası karanlıkların tahakküm ettiği günlerde dışarıda olmakla içerde olmak arasında bir fark olmadığı kanısındayım. Bu gün duvarların öte yakasında bulunan insanlarımızın dört bir etrafında hayali duvarlar örülmüş durumda. En moda deyimiyle, ülkemiz açık cezaevine dönmüş vaziyette. Ama kuşkusuz dışarıda politikanın dili keskinleştikçe, burada daha çetrefilli uygulamalar devreye konuluyor.

Tecrit bu uygulamaların bir ayağını oluşturuyor. 6 yıl önce gazeteciliğe başladığımda gerekirse bir kibrit çöpünün ışığı kadar görünür kılmanın bedelinin olacağı bilincindeydik. Bu gün bizi diri tutan, umut veren hakikat da bu değerli bilinçtir. Yalın bir söylemle gerçeklere dokunmak bedel istiyorsa bundan asla imtina etmeyeceğiz. Gazeteciliğe ihanet etmemek bizim için ahlaki bir tutumdur. 

 

İlk duruşmandan itibaren tanıklar işkence ve tehditle aleyhinde ifade verdiklerini söyledi? Onları dinlerken hukuk, adalet ve gazeteciliğe dair neler düşündün?

 

Mesleki faaliyetlerimiz çerçevesinde dışarıda haber yaparken, işkence ve tehditle aleyhte ifade verdirme politikasından haberdardım, buna yönelik haberlerim de olmuştur. Bu kez ifade verdirilen, yada okutmadan kağıt imzalatılan “tanıklar” benim aleyhimeydi. Bu tarz suçlamalarla hazırlanan iddianamenin mayasının tutmayacağı gün gibi açıktı.

Nitekim daha ilk duruşmada 13 tanık bu durumu doğruladı. Öte yandan eskiden “gizli tanıklarla” insanları içerde tutarlardı, bu yeni uygulama 2 yıldır yürütülmekte. Ben gözaltındayken bana bile bunu yaptırmaya çalıştılar. Aslında bunu yapanlar, yaptıran kişiler hakkında sahte delil üretme ya da işkenceden işlem yapılmalı! Lakin sürecin ruhu buna izin vermiyor. Tüm olumsuzluklara rağmen, adalet inancımızı canlı tutmak adına her daim umut taşıma gayretindeyiz. 

 

Son duruşmanda, bu kez de gizli tanıklar ortaya çıktı. Bu gizli tanıklarla amaç seni daha uzun süre cezaevinde tutmak ve ceza almanı sağlamak mı?

 

Bu gün itibariyle (15.11.2017) 553 gündür cezaevindeyim. Açıkçası bu süre içerisinde karşıma yeni kıytırık iddialar çıkaracaklarını bekliyordum. Açık tanık politikası resmen çöktü ve ellerinde hiçbir şey kalmadı. Yaptığım haberlerden dolayı “propaganda” iddiası üzerinden ceza verseler bile 18,5 ay doldu. 

Hali hazırda cezanın infazı gerçekleşti. Bu nedenle gizli tanıkla sahaya çıktılar. Bu suçlamalar arasında HDP ve DBP binalarına gitmek de var. Bundan dosya malzemesi yapmak, ülkenin hukuk yargılama sistemine haksızlık etmekte, onu küçük düşürmektedir. Öte yandan gizli tanığın beni bir örgüt mensubuyla gördüğü iddiası da “üyelik” içinde yeterli bir neden olarak görülmüş! 

Her ne kadar bahsi geçen yere asla gitmemiş olsam da, bir gazeteci bir örgüt elemanıyla röportaj yapabilir. Savcılara son olarak arama motorlarını ziyaret etmelerini önerdim son duruşmada. Hiçbir gazeteci gökten zembille inip haber yapamaz. Elbette gidip, görüp haberci-haber kaynağı ilişkisi dahilinde haber yaparlar. Ama bütün bu iddiaları delilleriyle birlikte çürüttüm. Kurmaca bir iddia, buradan kimseye ekmek çıkmaz. 

 

Sana karşı bir yerden güdümlü, özel bir husumet beslendiğini düşünüyor musun?

 

Metropollerde büyük kentlerde çalışmak ile Yüksekova, Cizre, Nusaybin gibi yerlerde çalışmak arasında dağlar kadar fark olduğunu düşünüyorum. Böylesi yerlerde sürekli göz önündesiniz; özellikle birilerinin “hoşuna gitmeyen” haberler yaptığınız zaman bu fark daha da açığa çıkıyor. 

Ben 4 yıl boyunca daha çok çevirmenlik- gazetecilik yaptım. Çözüm sürecinin “buzdolabına” kaldırılmasından kısa bir süre önce muhabirliğe başladım. Zaten başlar başlamaz, “devletin sopasıyla” tanıştım. Defalarca tehdit edildim, gaz bombası ve plastik mermiyle vuruldum. 

Bütün bunlar zamanında basına yansıdı. Süreç keskinleştikçe onlar da ciddileşmeye başladı. “Sokağa çıkma yasağının” hemen arifesinde hakkımda “ölüm fermanı” verildiğini ben de basından okudum.

Daha sonra JİTEM’in sosyal medya hesabında aynı “fermanlar” yayınlanınca somutlaşmış oldu. Bunu sıradan bir sosyal medya paylaşımı olarak değerlendirmemek gerekir. Zira bu hesaplardan yasak süresince yaşamlarını yitiren kişilerin fotoğrafları paylaşıldı. Sözkonusu hesaplardan karanlık işler çevrildiğinin göstergesiydi bu. Bu hesaplara ilişkin suç duyurularına rağmen herhangi bir soruşturma açılmadı. 

 

Tecritte olmanın getirdiği zorlukları ve cezaevinde gördüğün muameleyi biraz anlatır mısın?

 

Adaletin işleyişinde olduğu gibi, cezaevlerinde de OHAL psikolojisi var. En temel haklar bile yasaklanıyor. En büyük sıkıntı kitap konusunda yaşanıyor. Dışarıdan kitap alamıyoruz. Dışarıdan posta ile istiyoruz, gidiyor. Paramızla alıp getiriyor ve dağıtım kurulunda çeşitli bahanelerle yasak ediliyor. 

Kitap yasağı ne diye? Anlamıyoruz. Yine spor-sohbet herkesin hakkı olmasına rağmen, ben yararlanamıyorum. En son Ağustos’ta ortak etkinlik olan kapalı spora tek başıma çıkarıldım. Bir benzeri sansürlü mektuplar konusunda yaşamaktayım.

Hollanda’dan gelen bir mektuba İngilizce cevap verecek durumdayım ama haftalardır “tercüman yok” diye beklettiler. Bir eleştiri, bir ironi bile yaptığımız zaman mektuba el konuluyor. 

Bunun dışında koridora her çıktığımda oda aramaları sık görülmekte. Günlerimi daha çok kitap okuyarak, şiir yazarak ve araştırma yaparak geçiriyorum. Şu an üzerinde çalıştığım bir şiir kitabım var hazır sayılır. Gelecekte bir kitaba gebedir diyebilirim. 

 

Cezaevinde olsan da, "dışarıda olsam, şimdi şu haberleri yapardım" dediğin konular oluyor mu? 

 

Şu an belki pek görünür kılınamıyor ancak sınır hattında (Irak- İran) insan ticareti had safhaya çıkmış durumda. İnsan ticareti; öldürme, işkence ve kandırarak satma gibi vahşice uygulamalar yapılıyor. Buna ilişkin kapsamlı bir dosya haber hazırlamak istedim. Dışarıdaki bir gazeteci olarak, içerdeki gazetecileri daha çok görünür kılmak için muhtemel kampanyalara kafa yordum.  

 

Çıkınca yine mesleğine kaldığın yerden devam edecek misin?

 

Bir gün kuzenim Abdullah ile bu konuyu konuştuk ve çıkınca kameralı telefon bile almayacağım espirisi geçti aramızda. Elbette ki kalemimizi daha sıkı tutarak hakikati satır satır nakşetmeyi sürdüreceğiz.

Böylesi süreçlerde üç maymunu oynamak, ya da yaşananlara seyirci kalmak etik değildir. Düşünsenize özgür basın geleneği olmasaydı Roboski katliamı, “Sınırı geçmeye çalışırken etkisiz hale getirilen teröristler” şeklinde kayıtlara geçecekti. 

 

Kaldığın cezaevi Van'da duruşmaların Hakkari'de. Bunun için ne söylemek istersin?

 

Hakkaniyetli bir yargılama için mahkemelerde fiziki olarak bulunmanın gerektiği su götürmez bir gerçek. Ancak benim mahkememin yapılacağı il ile aramızdaki mesafe az olmasına rağmen bu engelleniyor. Engellemenin arka planında kamuoyunun önünü almak da var.

Ayrıca SEGBİS ortamında bir ekrana bakıp savunma yapmak zorundasınız. Çok mekanik; hiç insani bir yöntem değil. Hakim, savcı veya tanıkların ne dediğini bile bazen duyamıyoruz. Yargılama bu şekilde eksik ve sakat kalıyor. 

 

"Türk'ün gücünü göreceksiniz" haberin dolayısıyla, davanın bir intikam davasına dönüştüğünü düşünüyor musun?

 

Bu davanın bir “intikam” davasına dönüşmemesini istedim, ne yazık ki şu an bunun böyle olduğunu düşünüyorum. Son “gizli tanık” hamlesi bu fikrimi doğrular nitelikte. Dediğim gibi, Yüksekova'da gerçekleri yazmak için kefenimizi sırt çantamızda gezdirmemiz gerekir. Fiziki olarak kaybettirmek istediler, başaramadılar. Bunun önüne geçen de kuşkusuz gözaltı sürecimdeki kamuoyu baskısı oldu. 

Van’dan alınırken yüzün koyun yere yatırılıp, gözaltına alındığımda silah dipçiğini kafama dayayan biri “JİTEM için bir poz verin” deyip fotoğraflarımı çektirdi. Yüksekova’ya getirilirken kafama siyah poşet geçirilip işkence edilmesi hepsi paslı bir zincirin halkası gibi gözüküyor. Bizi kaybettirmek isteyenler aslında kaybetti. Hakikat yine kazandı. Tek eksik adaletin de yerini bulmasıdır. 

 

Meslektaşlarına iletmek istediğin bir mesajın var mı?

 

Duruşma günü tutukluluğumun 555 günü dolacak. Tüm bu süreçte gerek yurt içinden gerek yurt dışından muazzam bir dayanışma aldık. Aslında bizlerin umudunu dirençli yegane kaynağımız bu olsa gerek. Bu hakikatin ışığında dışarıdaki meslektaşlarıma içerdekilerin sesleri oldukları için minnet duygularımı sunuyorum. Bu süreçte onların haber koşuşturmasını sırtlayamadığımız için de öz eleştirimizi veriyoruz. Bize bu fırsatı verdiğiniz içinde sizlere de teşekkür ederiz. 

 

Türfent'in gözaltına alındığında ve tutukluluğu boyunca yaşadıklarını avukatı Barış Oflas da Ahval'e anlattı:

 

Nedim için ne kadar ceza isteniyor şu durumda? 

 

Gazeteci Nedim Türfent, halihazırda tutuklu olduğu dosyada hem örgüt üyeliği hem de örgüt propagandası suçlamalarıyla yargılanıyor. Örgüt üyeliği için en fazla 15 yıl, örgüt propagandası suçlaması için de en fazla 7.5 yıl olmak üzere toplamda 22.5 yıl hapis cezası ile yargılanıyor. 

 

Davanın içerik ve usulüne dair ihlalleri biraz anlatır mısınız?

 

Aslında Nedim’in yargılandığı dava tümüyle gazetecilik meslek faaliyetine karşı yürütülen bir dosya. Bu dava ile özgür basın mahkum edilmek isteniyor. Demokrasinin temel yapı taşlarından olan basın ve ifade hürriyeti resmen askıya alınmış vaziyette ve görmezden gelinmekte. Nedim Türfent Davası hukuksuzlukların tavan yaptığı bir dosya.

Dosyada Nedim lehine hiçbir delil toplanmamış durumda. İddianame tümüyle Nedim’in aleyhine delillerle doldurulmuş ve iddia makamı tarafından tek taraflı bir yargılama sistemi esas alınmış. Hukuksuzluklardan kısa örnekler vermek gerekirse: Nedim ölüm ile tehdit edilmiş, işkence görmüş, gaz bombası sıkılmış, plastik mermi ile vurulmuş. Onur kırıcı davranışlarda bulunmuşlar. 

Daha bir çok ihlal var ama bunların hiçbiri dosyada Yok. Nedim bu konularla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunmuş ama bu suç duyuruları takip edilmediği gibi bunlarla ilgili belgeler dosyaya da konulmamış.

Son duruşmada hakim bizden tekrar bu belgeleri istedi. Yine Nedim aleyhine ne kadar yalan yanlış şey varsa hep kriminalize edilerek dosyaya dahil edilmiş. Örneğin, duruşmalarda ortaya çıktı ki açık tanıkların tümüne işkence yapılmış, teşhis dahi yapılmamış, Nedim'in fotoğrafı gösterilmemiş, belgeler ifadeler okutulmadan imzalatılmış, imzalamayanlar dayaktan işkenceden geçirilmiş, tehdit edilmiş, taciz edilmiş. 

Savcı huzurunda ifadesi alınmayanları mı anlatsak yoksa avukatsız ifade vermeye zorlananları mı... Bir çok hukuksuzluk var ve bunların somutluğu araştırılmamış ve göz ardı edilmiş.

Devamında açık tanıklar davada ifadelerini geri alıp ve baskı, cebir, şiddet ve tehdit ile ifade verdiklerini söyleyince dosyanın içi boşaldı ve bundan sonra sürpriz bir şekilde dosyada yeni açık tanıklar ve gizli tanıklar ortaya çıktı ve delil olarak dosyaya girdiler. Mahkeme de bu yeni delilleri Nedim'e sorunca aslında dosyanın temelinin ne üzerine kurulu olduğu ortaya çıktı. Bu dava aslında Nedim'den öç alma davasıdır diyebiliriz.

 

Bir Anayasa Mahkemesi (AYM), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) süreci var mı işletilen?

 

Henüz AYM ve AİHM başvurusunda bulunmadık. Aslında AYM ve AİHM'in, 18 aydan fazla tutukluluğun hak ihlali olduğuna dair tespit ve kararları bulunmakta. Nedim tahliye edilmezse, tutukluluk açısından hem ifade ve basın hürriyeti ihlali hem de hukuki güvenlik hakkı ihlali ve uzun tutukluluk gerekçeleri ile AİHM’e başvuru yapmayı düşünüyoruz.

 

Nedim'in cezaevi koşullarını biraz anlatır mısınız? Avukat sınırlaması, mektup alıp-verme, tecrit gibi konuları biraz açar mısınız?

 

Nedim 9 Mayıs’tan bu yana A-49 hücresinde tecrit altında tutuluyor, buna yönelik tüm çabalarıma rağmen koşullarında iyileştirme yapılmadı. Mektuplarında haber niteliği taşıyan en ufak bir cümle dahi  olsa “sakıncalı” diye el konuluyor. Odası 3-4 metre büyüklüğünde ve akşam 16:30’dan sabah 07:00’ye kadar avlu kapısı kilitli tutuluyor. Ortak etkinliklerden yararlanmıyor. Gazeteci kimliğinden dolayı özel bir izolasyon uygulanıyor. 

 

Neden Nedim Van'da tutulurken Hakkari'de görülüyor dava?

 

Aslında SEGBİS sistemi ile ifade alınması bizce savunma hakkı ihlalidir. Çünkü hem sanığın kendini ifade biçimindeki zorluklar hem de sistemdeki teknik zorluklar bir arada düşünülür ise SEGBİS'in adil yargılamayı engellediği açıktır. 

Aslında Nedim’in duruşmalara götürülmesi gerekirken SEGBİS yoluyla duruşmalara katılmaya mecbur bırakılması hukukun çiğnenmesinden başka bir şey değildir. Çünkü yargılamada yüz yüzelik ilkesi esastır. Ancak maalesef güvenlik gerekçesiyle Nedim duruşmada hazır edilmiyor. Aslında trajikomik bir durum bu. Şu an Hakkari karayolunda 10 noktada güvenlik araması yapılıyor. Buna rağmen Nedim’in güvenliği sağlanamıyorsa, bu ancak yargı erklerinin yargılama sistemine karşı ciddiyetlerini ortaya koyar.

 

Tanıklara işkence ve gizli tanıkların ortaya çıkmasıyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

 

Bu süreçte 17 “tanık” zor aygıtlar kullanılarak ifade verdiklerini mahkemede beyan etti. Kimine “tecavüz ederiz”, kimine “seni öldürtürüz” tehditlerinde bulunulmuş. Bir “tanık” ilk duruşmaya katıldığında dişlerinin kerpetenle çekildiğini söyledi. Zaten bütün tanıkların okutulmadan imzalatılan ifadelerinde copy-paste (kopyala-yapıştır) iddialar var. İfade verdirme şeklinde göründüğü gibi, iddianame de işkence suçunu görünür kıldı.