Maaz
Kas 13 2017

Gazetecilik nereye gidiyor?

Son zamanlarda Türkiye’de pek çok alanda olduğu gibi gazetecilik alanında büyük bir kırılma yaşandı. “Hakaret davaları”yla gazetecilere yönelik başlayan baskılar, bir süre sonra tutuklamalar, gözaltılar ve medya kurumlarının kapatılmasıyla yeni bir evreye girdi.

Yüzlerce gazeteci tutuklanırken bir o kadarı da gözaltı ve soruşturma geçirdi. KHK’larla kapatılan pek çok medya çalışanı işsiz bırakıldı. Bazıları medyayı bırakıp başka işler ararken bir kısmı ise ya kendini kültür-sanat alanlarına verdi ya da otosansür yapmaya başladı.

Gazeteciliğin yaşadığı sorunlardan iktidara yakın medya çalışanları da nasibini aldı. Kimi yazarlar kovulurken kimisi köşelerini bırakmak zorunda kaldı. Biz de gazeteciliğin sorunlarını ve bu sorunlara karşı olası çözümleri gazeteciler ile konuştuk.

Mahmut Bozarslan
Mahmut Bozarslan

Uzun yıllar başta NTV olmak üzere pek çok kurumda çalışan Mahmut Bozarslan, baskı ortamından dolayı gazeteciliğin geldiği noktayı şöyle değerlendiriyor:

Gazeteciliği bırakarak başka işlere yönelen, garsonluk yapan, ticareti deneyen birçok kişi var. İş kaygısı nedeniyle otosansür de kaçınılmaz oluyor. Bazı muhalif gazeteciler mesleklerini internet üzerinde icra etmeye devam ediyor ama bu da çok etkili oluyor denemez. Sadece internet kullanmayı bilen kuşağa hitap edebiliyorlar.

Remzi Budancir
Remzi Budancir

Çalıştığı televizyonun KHK’yla kapatılması sonrasında uzun süredir işsiz kalan gazeteci Remzi Budancir ise gazeteciliğin zor bir çıkmaza girdiğini ifade ediyor.

Gazetecilere yönelik engelleri sıralayan Budancir, “Gazetecilere yönelik engel habere ulaşma noktasında yaşanıyor. Tehditler ise yapılması istenmeyen haberlerin yayınlanması durumunda yaşanıyor. Sıcak çatışmanın yaşandığı bölgede, özellikle yaşam hakki ihlali yaşanmışsa, bu tür ihlaller kolluk görevlileri tarafından yapılmışsa bunu haberleştirmek gazeteci acısından sorundur. Gazeteci kendini gözaltına alınmış ya da herhangi bir örgütle ilişkilendirilerek yargılanıyor bulabilir. Bunun en temel nedeni, devletin  memurunu koruma refleksi göstermesinden kaynaklanıyor. Gazetecilere yönelik bu tur baskılar yeni olmasa da, OHAL'in yürürlükte olması sorunu derinleştiriyor” diyor.

Gazeteci Yuruyusu
(AFP)

İMC’nin kapatılmasından sonra işsiz bırakılan gazetecilerden Müjgan Korkmaz ise gazeteciliğin artık bitme noktasına geldiğini söylüyor. Korkmaz, “Türkiye’de gazetecilik bitme noktasına gelmiş ne yazık ki. Özgür haber yapabilen hiçbir gazeteci ya da yayın organı yok. Birçok gazeteci yurtdışında gazetecilik yapmaya çalışıyor. Can Dündar tutuklu gazetecilerden bir tanesiydi. Serbest bırakıldıktan sonra yurtdışına gitti ve Alman merkezli "özgürüz" adını verdiği bir haber portalıyla gazetecilik yapmaya devam etti. Ne traji-komik bir durum değil mi? Ülkesinde gazetecilik yapamayıp yurtdışında "özgürüz" adlı haber portalıyla haber yapmaya çalışmak” diyerek sitem ediyor.

Masa başında yapılan haberciliğin eksik bir gazetecilik olduğuna değinen Korkmaz, “Yerinde haber yapılınca daha doğru bir habercilik yapılabileceğine inanıyorum. Kısacası bugünkü gazetecilik masa başı, gerçeklikten uzak, taraflı, tek tip ve mevcut yönetimin istediği doğrultuda gazetecilik yapılıyor. Kadın cinayetleri, çocuk istismarı, işsizlik, OHAL’in halen devam ettiği bugünlerde özellikle ülkenin doğusunda neler yaşandığı, hasta tutuklular vb birçok konuda özgürce haber yapılamıyor” diyor.

Sur Diyarbakır
Deneyimli gazeteci Mahmut Bozarslan ise Kürt coğrafyasında gazeteciliğin koşullarının değiştiğini belirtiyor. (Fotoğraf: AFP)

Deneyimli gazeteci Mahmut Bozarslan ise Kürt coğrafyasında gazeteciliğin koşullarının değiştiğini belirtiyor. Bugünkü durumu üç başlık altında özetleyen Bozarslan, “Kürt Siyasi Hareketi’ne yakın medya organlarında çalışanlar: Bunlar sürekli topun ağzında olmuşlardır. 1990’lı yıllarda onlarcası faili meçhul cinayetlere kurban gitti. Bugünlerde ise öldürülmüyorlar diye seviniyoruz ancak hapisten kurtulmuyorlar. Birçoğu soruşturma geçiriyor, gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor.

Irak Kürdistan Bölgesi merkezli Kürt medyası: Bu kesim son yıllara kadar çok sorun yaşamıyordu ancak onlar da Türkiye’nin, IKBY ile ilişkilerinin bozulması nedeniyle sorun yaşayan kesim arasına girme potansiyeli taşıyor. Bu kesimin sorun yaşadığı sadece devlet değil, aynı zaman PKK tabanıdır. Bu taban bu yayın organlarına tepkilerini sahada çalışan muhabirlere yansıtıyor.

Türkiye’deki ana akım medyada çalışanlar: Bu kesim ise toplumun tepkileri nedeniyle rahat değil. Resmi kurumlarla ilişkileri iyi olsa da, yayınlarındaki tutumları nedeniyle halka arasında rahatlıkla çalışabildikleri söylenemez” diyor.

Remzi Budancir ise gazeteciler açısından işsizliğin de bir engel olduğunu ifade ediyor. Budancir, “Gazeteciler acısından işsizlik büyük sorun oluşturuyor. Kurumları kapatılan yüzlerce basın emekçisi bir anda işsiz kaldı. Bana göre bu, muhalif basını hizaya getirme yöntemidir. Bu yöntemle hem muhalif basın susturuluyor, hem de mevcut medya kuruluşlarına 'istediğim noktaya gelmezsen benzer uygulama ile karsı karsıya kalırsın’ mesajı veriliyor. Mevcut yayın kuruluşlarına bakıldığında, bu mesajın ne yazık ki adresine ulaştığını görüyoruz. Tüm bu yaşananlar gazetecide kendini etkisiz ve işlevsiz hissetme duygusuna neden oluyor. Gazetecide umutsuzluk yaratıyor” diye belirtiyor.

Beritan
Beritan Canözer: "Kadın gazetecilere dönük baskıyı ataerkil sistemden ayrı ele alamıyoruz."

JINNEWS çalışanı Beritan Canözer ise daha çok kadın gazetecilerin yaşadıkları sorunlara dikkat çekiyor. Ataerkil sistemin gazetecilikte de sorun olarak ortaya çıktığını belirten Canözer, “Kadın gazetecilere dönük baskıyı ataerkil sistemden ayrı ele alamıyoruz. Ülkede gazetecilere yönelik yoğun bir baskı söz konusu zaten. Her konuda olduğu gibi gazetecilikte de en çok baskıyı kadınlar yaşıyor.

Ülkede kadın katliamları her geçen gün artıyor, şiddet artıyor, taciz ve tecavüz artıyor. Bunlar artarken kadın gazeteciler olarak dışında kalmıyoruz. Gittiğimiz haberlerde polislerin hem sözlü hem de fiziksel tacizine maruz kalıyoruz. Yaptığımız taciz ve tecavüz haberleri nedeniyle tehdit ediliyoruz. Kadını yok sayma, söz hakkı tanımama, varlığını inkar etme ve meta olarak görme durumu söz konusu. Ülkenin sanatında bile kadın zayıf halka olarak yerini alıyor. Kadın gazeteciler çalıştıkları basın kurumlarında söz sahibi olamıyorlar. Erkekler gündem toplantılarını kadın editörlerin fikirlerini almadan yapıyorlar” diyor.

Mevcut koşullarda bazı kadın gazetecilerin de eril bir sisteme hizmet ettiğini vurgulayan Canözer, sözlerini şöyle sürdürüyor, “Durum böyleyken haliyle erk zihniyetin içine mahkum edilmiş kadınlar da bir noktadan sonra erilleşiyorlar. Misal bir kadın cinayeti haberinde kadının giyimi, başka bir sevgilisinin olması öldürülmüş olmasının önünde yer alıyor. Öldürülmüş olması arka planda kalıyor ve haber magazinleştiriliyor.

Kadın gazeteciler buna itiraz edebilirler, böyle kabul etmek zorunda değiller. Iktidara yakın medya kuruluşlarında ya da ana akım dediğimiz tüm medya kuruluşlarında çalışan erkek muhabir, kameraman, editör sayısı kadın sayısından daha fazla ve var olan kadınlar da genellikle kamera karşısında çalıştırılıyorlar.

Ana akımda kamera taşıyan bir kadın kameramanla hiç karşılaşmadım. Aslında bunu kadınlar yapabilir, ki JINNEWS bunun en büyük örneğidir. Tüm çalışanları kadınlardan oluşan bir kadın ajansı. Kadına örülen rol o kadar katı ki mevcut çalışan kadınlar ‘biz bunu böyle kabul etmiyoruz, bizim de sözümüz var’ diyemiyorlar. Çünkü aslında bir yandan da kadını ekonomik şartlar da tehdit ediyor. Kadını ‘acaba başka bir yerde çalışma şansı yakalayabilir miyim’ endişesi kaplıyor. Oysaki en iyi haberler, en iyi görüntüler kadınların elinden çıkıyor. Kadın gazeteciler olarak alanda ciddi zorluklar yaşıyoruz, evet. Ama tek tek bunları açıklamaktansa aslında hem buna yol açanları hem de bu durumu kabullenmiş kadın gazetecileri eleştirmek gerekiyor.”

cumhuriyet balloons
(AP)

Gazeteciliğin geleceği hakkındaki öngörüsünü de paylaşan Bozarslan şöyle konuşuyor, “Gazetecilik bitmez tabi ama şekil değiştirir. İnternetin olması gazetecilik adına umut verici belki de tek olay. Muhaliflerin seslerini buradan duyurma dışında başka çareleri yok gibi. Mevcut haliyle basın adına çok umutlu değilim.

Onu aşkın gazetenin aynı manşetle çıktığı bir ülkede sanırım umutlu olmak için bir gerekçe bulunmuyor. Yine tekrar edecek olursak basının hali ülkenin haliyle paralel gidiyor. Ülke demokratik standartlara yaklaştığı zaman basın da otomatik olarak düzelir. Onun dışında kendi kendine düzeleceği konusunda umudum yok. Basın kuruluşlarının neredeyse tamamının sahipleri aynı zamanda işadamı. Hal böyle olunca hükümete karşı eleştirel bir duruş sergileyemiyorlar. İşadamı olması böyle bir duruş sergileyebilir mi? Çok zor. Ancak internet ortamında yayın yapan haber portalları sayesinde gerçek anlamda gazetecilik yapılabilir. Onun de etkisi sınırlı oluyor.”

Hükümete yakın medya organlarında uzun süre çalışan ve ismini vermek istemeyen bir gazeteci ise iktidara yakın kalemlerin de zor durumda olduğunu belirtiyor. Gazeteci, muhalif medyanın mağduriyetini dile getirebildiğini ancak iktidara yakın medyada çalışan gazetecilerin mağduriyetlerini ifade edecek kanal bulmakta zorlandıklarını söylüyor.

Ahmet Taşgetiren, Salih Tuna gibi gazetecilerin başına gelenleri hatırlatan gazeteci, “Evvela muhalif medya kendini mağdur, bizi de mağdurluğun sebebi görmekten vazgeçsin. İkincisi biz hükümetin uygulamalarını da eleştiriyoruz. Basın özgürlüğü bugünün sorunu değil. Abdulhamid zamanında da vardı, Atatürk zamanında da, Özal döneminde de ve bugün de var” diyor.