Avrupa’da başarı hikâyeleri: İlda Simonian

İlda Simonian, İstanbul Ortaköy doğumlu Ermeni bir sanatçı. Üniversite eğitimine kadar Türkiye’de yaşıyor. Sayat Nova Çok Sesli Ermeni Korosu üyesi olarak, sanat hayatına adım attığı günlerde ilk yaptığı şey, kendi tarihini ve kendi kültürünü daha ayrıntılı öğrenmek oluyor.

Ruhi Su Dostlar Korosu ile birlikte Almanya’da, Türkiyeli öğretmenler Derneği'nin düzenlediği konsere geldikten sonra, Hollanda’da kalmaya karar veriyor. 

Yaklaşık 30 yıldır Hollanda’da yaşıyor ve sahnede sadece Ermenice şarkılar söylüyor: 

“21 yıldır serbest meslek çalışanım. Şan öğretmeniyim, şan dersleri veriyorum. Bu benim kazancım. Aynı zamanda sahne çalışmalarım var. Her gün bir yerde çıkmak gibi bir derdim yok. Sevdiğim işleri yapmak, sevdiğim insanlarla çalışmaktan hoşlanıyorum. Sahnede sadece Ermenice şarkılarımla çıkmak istiyorum ve çıkıyorum. Çünkü kendi kültürüme açım. 

Annemden Ermenice bir ninni dinleyemedim. Annem tembel olduğu için değil... Doğduğu köyde kilisenin yıkılmış olmasından, eğitim verecek insanların  artık yaşamıyor olmasından dolayı. Benim ve annemin jenerasyonu Ermenice öğrenemeden, gizli gizli evlerde vaftiz edilmişler. Dillerini öğrenememişler. Anneciğim ‘Çur, Ayo, Voç’ yani ‘Su, Evet, Hayır’ı bilirdi. Sonra İstanbul'a geldiklerinde bizi Ermeni Kilisesi'nde vaftiz ettirdiler. Bizi Ermeni okuluna kültürümüzü, dilimizi öğrenebilelim diye gönderdiler.” 

“Hollanda'ya geldiğim zaman şunu yaşadım. Sabah çok erken bir vakitte gelmiştik. Ben nereye geldim acaba diye kapıyı açtım. Dışarıya baktım. Orada bir hanım geliyordu, sarışın iri yapılı elinde çantası vardı.'Goede Morgen' dedi bana. 'Good Morning’e benziyor dedim. 'Ne kadar güzel, biri gülerek hoş geldin diyor' bana diye düşündüm, 'ben Hollanda'ya hoş geldim'" diyerek Hollanda'daki ilk sıcak duygusunu anlatıyor. 

1991 yılında Hollanda’ya yerleştiğini söyleyen Simonian, “Aslında ben yola çıkarken iki bavul hazırlamıştım. İçinde en yeni kot pantolonlarım vardı. En yeni iki tane gömleğim vardı. Bunun yanında kitaplarım vardı. Bazı hocalarıma akıl danışmıştım. Bana ‘do re mi fa sol la si’yi biliyorsam, her yerde iş bulacağımı söylediler. Böylelikle ben yola çıktım. Ağabeyimi 16 yıl görememiştim. Onları gördüm, sonrasında aile ziyaretleri... Bir daha da dönmedim. Çünkü Hollanda çok hoşuma gitti” diye devam ediyor.

Hollanda’daki ilk günlerini anlatan Simonian, aşmak zorunda kaldığı güçlükleri, aldığı eğitimi şöyle özetliyor:

“Önce çocuk baktım, çünkü burada hiçbir şeysiniz, kimse sizi tanımıyor. Ben gelince annem babam da geldi. Çünkü hiç bir çocukları yanlarında kalmamıştı. Bu arada dili öğrenmeye karar verdim. Önce Türkiye’deki ekonomi eğitimimden dolayı, burada işletme okumak istedim. Orada para kazanır, şan dersleri veririm dedim. Bana çok kuru geldi. Hemen bıraktım. Bu arada konservatuvarları araştırdım. Sınavlara girdim. Hilversum Konservatuarı’na girebildim. Aynı zamanda 30 saat dil kursuna gidiyordum. Eğer ben kalacaksam, diğerlerinin bildiği dili öğrenmek zorundaydım. Kendimden emin olmak için, Hollandalı bir meslektaşın bildiği her şeyi bilmek zorundaydım. Aldığım bir burs sayesinde eğitimimi tamamlayabildim.” 

“Ben şarkı yapmıyorum, hâlâ olan şarkıları söylüyorum. Ben yeniden düzenlenen şarkıları söylüyorum. Bazen bir şarkıya aşık oluyorum. Bazen sözlerin orijinalini bulmam bir ay sürüyor” diyerek, söylediği Ermenice parçaların kendisine çok büyük bir mutluluk verdiğini ekliyor: 

“Bu şarkıları öğrenmekten çok keyif alıyorum. Çünkü ben de Ermenice'yi bir yabancı dil gibi öğrendim. Latin alfabesinden farklı bir alfabesi var. Yazarak alfabeyi öğrendim, sonra sürekli Ermenicemi beslemem gerekti. Çünkü konuşulmayan bir dil, ölüyor... Agos, Aras Yayıncılık, Marmara Gazetesi ne kadar güzel bir zenginlik oldu. Buralardan Ermenice'yi, edebiyatı öğrenmek, Ermenicemi okuyarak hayatta tutmam gerekiyordu. Bu şarkı sözlerini de sözlüklerden tercüme ederek, bilmediğim kelimeleri bularak, yaşayarak söylüyorum. Az önce size söylediğimiz şarkı belki size bir şey ifade etmiyor... ‘Hazar nazoviyar’ dediğim zaman, ‘bin bir nazlı yârim’ diyorum orada. Kendi dilimde bunları söyleyebiliyor olmak, iletişim kurabilmek harika bir duygu."