Şub 13 2018

Ahmet Altan: Ben bugün yargılanmaya değil, yargılamaya geldim

Gazeteci yazarlar Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak'ın da aralarında bulunduğu yedi sanıklı davanın beşinci duruşmasının ikinci oturumu Silivri'de görüldü bugün. 

16 Şubat'a kadar devam edecek yargılama aynı zamanda karar duruşması olma özelliği taşıyor. Yedi sanık hakkındaki kararın cuma günü açıklanması bekleniyor.

Ahmet Altan savunmasını yaparken mahkeme başkanı, üç kez Altan'ı uyardı ve mikrofonunu kapatmakla tehdit etti. Altan ise yanıt olarak, "Bunları söylemek için mikrofona ihtiyacım yok" dedi.

Duruşma, ilk olarak Ahmet Altan'ın savunmasıyla başladı. 

Altan'ın savunmasından satır başları:

Ben bugün buraya yargılanmaya değil yargılamaya geldim. Bırakın darbe yapmayı, kendilerini hedef alan zulme itiraz etme imkânına bile sahip olmayan binlerce masum adına da konuşma hakkına sahibim. çünkü onların uğradıkları haksızlıkları gördüm, taş duvarlar arasında onların kaderini paylaştım.

15 Temmuz darbe girişimini 31 Mart ayaklanmasına benzetti: "Ben şimdi size benzerlikleri anlatacağım ve çok şaşıracaksınız."

Nasıl oldu da İttihatçılara karşı olan bir askerî kalkışma İttihatçıların, Erdoğan’a karşı olan bir askerî kalkışma Erdoğan’ın mutlak iktidarına yol açtı?

"15 Temmuz’u sen yaptın” diye yalan söyleyip beni hapse atmak kolay ama bu sorulara cevap vermek o kadar kolay değil. “Neydi bu 31 Mart” diye soranların “hain” ilan edilmesi gibi “neydi bu 15 Temmuz” diye soranlar da “hain” ilan ediliyor. 15 Temmuz’un toplumun tabanında da bir karşılığı yoktu. Darbeye karşı yiğitçe sokağa çıkan kitleler bunu kanıtladı zaten.

Ölen ya da ölmekte olan bir yargı öyle korkunç kokar ki cehennem bile o kadar kötü kokmaz.
Bugün Türkiye’yi saran bu çürümüş ceset kokusu, ölmekte olan bir yargının bütün topluma yayılan, herkesi ürküten kokusudur.

Biz, bugün bu davada ölmekte olan bir yargının çürüyüp dağılmakta olan acınası bedenini teşrih masasına yatıracağız. Türkiye’de artık adaleti “ötekinin cezalandırılması” olarak gören bir yargı ve medya var. “Öteki” de biziz. AKP’nin bütün muhalifleri.

Bir zamanların “ahmaklığının” şimdi “adalet” sanıldığı bir ülkede yargılanıyoruz biz.
Hukuk, yargı, adalet üçgeninde vurulabilecek, yaralanabilecek, ölebilecek tek zayıf halka yargıdır. Bu yüzden her zorbanın ilk hedefi yargı olur.

Bir yargı vurulduysa mutlaka ihanete uğramıştır. Hiçbir gerçek savcı, hiçbir gerçek yargıç, hiçbir gerçek hukukçu bu ihanete alet olmaz.

Yargıdaki meslek hainlerini bulmak mı istiyorsunuz? Kimin utanmadığına bakın. Kim utanma duygusunu ruhundan silip attıysa yargının haini odur. Bugün Türkiye’de Mezarlıklar Müdürlüğü dışında düzgün çalışan tek bir müessese bile kalmadı. Çökmeyen hiçbir şey kalmadı. 

Bir adamın “mutlak iktidara” sahip olduğu her toplum eninde sonunda çöker. O mutlak iktidar, toplumun içine akıp kaybolduğu bir kara deliğe dönüşür. Bugün iktidarı mutlaklaştırıp tek bir noktada toplamak için atılan her adım o kara deliği büyütüp onun uğursuz çekimini artırıyor.

Bu devlet bizi 15 Temmuz darbesini yapmakla suçluyor. Açık bir yalan bu. Bizim darbeyle hiçbir ilgimiz olmadığını yıllarca bizi izlemiş olan istihbarat teşkilatı da, polis de, bu iddianameleri yazan savcılar da biliyorlar.

31 Mart’tan sonra her İttihatçı muhalifine “mürteci” yaftası yapıştırıldığı gibi 15 Temmuz’dan sonra tutuklanan binlerce insana da “FETÖ’cü” damgası vuruldu. Bir de, suçluların, benim de aralarında bulunduğum bir kategorisi bulunuyor. Bunlar hem FETÖ’ye hem de PKK’ya yardım ediyorlar.

Benim de aralarında bulunduğum bu “elit” suçlular artık nasıl bir manyaklarsa nerede silah görseler oraya koşuyorlar.

Siyasi iktidar artık generallerden korkmuyor. Ama yazarlardan korkuyorlar.

Silahlar değil kalemler korkutuyor onları. Çünkü kalem, silahın ulaşamayacağı bir yere, toplumun vicdanına ulaşıyor. 

İddianamede benim 2016’da yapılan 15 Temmuz darbesine katıldığımın “kanıtı” olarak 15 Temmuz’dan 6 yıl önce yayımladığım bir haber gösteriliyor.

Ben nasıl bir güce sahipsem subayları tasfiye ediyorum, yerine örgüt mensuplarını atıyorum, kritik pozisyonlara örgüt mensuplarını getiriyorum.

Bunların hepsini ben yapıyorum. Sanki yazar değil de TSK Personel Dairesi Başkanıyım.

6 yıl boyunca ordunun içinde her istediğimi istediğim yere yerleştiriyorum. Böylesine gayriciddi bir suçlamayla müebbetle yargılanıyorum.

Tanık ifadesine göre Alaattin Kaya, 17-25 Aralık 2013 tarihine kadar Taraf’a gelerek bana belgeler getirmiş.

Savcı aynı iddianamede benim 2012’de Taraf’tan ayrıldığımı da yazıyor. 2012’de gazeteden ayrılan adama 2013’te belge nasıl gelebiliyor?

Savcı, AKP’yi eleştirmeyi “bir darbecilik kanıtı” olarak görüyor ve bunu yaptığım için hapishanede ölmem gerektiğini söylüyor.

“Darbe” suçlamalarına delil gösterilen “Ezip Geçmek” başlıklı yazısından bahsediyor. Yazı, Altan aleyhine açılan PKK propagandası davasında da delil.

Bu davada bu yazı benim FETÖ destekçisi bir "darbeci’’ olduğumun kanıtı, ikinci davada "PKK destekçisi’’ olduğumun kanıtı.

Ben bu yazıda darbe girişimini “çağrıştırıcı” bir ifade kullanmışım. Darbe girişimini "çağrıştırıcı’’ ifade ne demek? Ne tür bir suç bu?

Bir savcı “darbeyi biliyordun” dediği zaman benim bu bilgiyi kimden, ne zaman, nasıl, nerede aldığımı kanıtlarıyla ortaya koyması gerekir.

Bu savcı darbeyi ne sanıyor? Darbe “yorumlarla” yapılmıyor, silahlarla yapılıyor.

Ahmet Altan
Ahmet Altan - Anadolu Ajansı

Türkiye'de "ifade özgürlüğü olmadığını" söylemişim. Aman Allah'ım, ne korkunç bir darbecilik!

Savcı orada oturuyor, göstersin "darbenin olacağını beyan ettiğim" cümleyi. Gösteremez. Bize karşı "15 Temmuz darbesini siz yaptınız" diye dava açarsanız yalan söylemekten başka çareniz kalmaz.

Bu dava, “ifade özgürlüğünü” güvenceye alan Anayasa’ya aykırı. “Anayasa’yı zorla değiştirme” suçunda cebir ve şiddet arayan yasaya aykırı.

Bir kişinin bu suçtan yargılanabilmesi için ya “cebir ve şiddet” uygulaması ya “cebir ve şiddet uygulayan” birine emir vermesi ya da böyle birinden emir alması gerekir.

Bu dava Anayasa’ya, yasaya ve Yargıtay kararına aykırı olarak sürdürülen bir dava. Hukuken asla olmaması gereken bir davada müebbetle yargılanıyoruz.

Bu dava, “ifade özgürlüğünü” güvenceye alan Anayasa’ya aykırı. “Anayasa’yı zorla değiştirme” suçunda cebir ve şiddet arayan yasaya aykırı.

Bir kişinin bu suçtan yargılanabilmesi için ya “cebir ve şiddet” uygulaması ya “cebir ve şiddet uygulayan” birine emir vermesi ya da böyle birinden emir alması gerekir.

Bu dava Anayasa’ya, yasaya ve Yargıtay kararına aykırı olarak sürdürülen bir dava. Hukuken asla olmaması gereken bir davada müebbetle yargılanıyoruz.

Mahkeme başkanı Ahmet Altan'ı savunmasının içeriği konusunda ikinci kez uyardı. "Bu şekilde devam ederseniz mikrofonunuzu kapatacağım."

Altan mahkeme başkanınca üçüncü kez uyarıldı: "Savunmanızı esas hakkında mütalaaya karşı beyan olarak sınırlamazsanız savunma hakkınızı kötüye kullandığınızı kabul edeceğim."

"Bunları söylemek için mikrofona ihtiyacım yok" diyerek savunmasının birkaç sayfasını atladı.

Duruşmada Mehmet Altan'ın savunmasına geçildi. Mehmet Altan, savunmasında özetle şunları söyledi:

"AYM özgürlük ve güvenlik hakkımın, yani Anayasa’nın 19. maddesinin ihlâl edildiğini saptadı."

Ancak tıpkı Ahmet Altan gibi Mehmet Altan da hakim tarafından uyarıldı. Mahkeme başkanı, "Esas hakkındaki mütalaaya karşı beyanlarla devam etmezseniz mikrofonunuzu kapatacağım" tehdidinde bulundu. 

Mehmet Altan ise şu yanıtı verdi: 

"Savunmalarım, kasıtlı ve bilinçli bir şekilde yok sayılıyor. Neden? Çünkü savunmalar dikkate alınsa delil göstermeden zorla hapishanede tutmak mümkün olmayacak."

 

Altan savunmasını şöyle sürdürdü:

"Mağdur edilmemin en tatsız tarafı suç olmayan, yersiz, anlamsız suçlamalara cevap vermek, bunlara karşı savunma yapmak durumunda kalmak. Ben örgüt üyesi olmadığıma göre, F serisi 1 doları savcı neden iddianameye koyar, anlaşılır gibi değil.

AYM doğal olarak savunmalarımı dikkate alıyor. 18 aydır beni zorla tutan mahkeme ve idam olsa idam isteyecek savcı değerlendirmiyor. Amaç nedir? Gerçeği ortaya çıkarmak gibi bir hedefin olmadığını 18 aydır görüyorum. Bu dava yarın birgün kimsenin hesabını veremeyeceği korkunç bir suç üretme aldırmazlığının tüm belgelerini içeriyor."

Mahkeme başkanı Mehmet Altan'ı "müebbet" yerine "idam" kelimesini kullanmaması için uyardı: "Ajitasyona gerek yok. Biliyorsunuz kanunda idam cezası yok." 

Duruşmaya 13.30'a kadar ara verildi.

Aradan sonra Mehmet Altan, savunmasına kaldığı yerden devam etti:

"AYM benimle ilgili ihlal kararı verirken, bireysel başvurularda bütün diğer anayasa mahkemelerinin yaptığı gibi, ortaya "delil" diye sürülen iddiaları da teker teker incelemiştir. Esas hakkındaki mütalaada "delil" diye ortaya sürülenlerden biri de 8 yıl önce yazdığım Balyoz yazısıdır. 

Savcıya göre, o günlerin en güncel konusu olan Balyoz davası konusunda fikir beyan etmek, "örgüt ideolojisi ve stratejisi doğrultusunda" kamuoyu oluşturmaya çalışmak anlamına geliyor. Aslında bunlar gülüp geçilecek tutarsızlık örnekleri. Ama sizi ağır cezalara çarptırmak isteyen savcılardan gelince ciddiye alıp savunma yapmak durumunda kalıyorsunuz.

Savcı, daha doğru dürüst aktaramadığı bir cümleyle benim "askeri darbe ortamının var olduğunu ifade ettiğimi" söyleyebiliyor. Savcı programdaki sözlerimize dayanarak darbe girişimini bildiğimizi söylüyor. Nereden çıktı, ispatı nerede, o da yok. Savcı öyle söylüyor ya, yeter.

Bir de “terör örgütü ile fikir ve eylem birliği içerisinde olmadan bilmeleri" lafı var, ama gene delil yok. Savcıya göre örgüt üyesi değilim, ama "din devleti" kurmak isteyen bir terör örgütü ile "fikir ve eylem birliği" içindeyim. Nasıl oluyor?"

Savunmasını tamamlayan Mehmet Altan'a üye hâkimlerden biri Fethullah Gülen'le görüşüp görüşmediğini sordu. Mehmet Altan, aralarında Ardan Zentürk ve Mahmut Övür gibi isimlerin bulunduğu yaklaşık 10 kişilik bir grupla Gülen'le görüştüğünü söyledi.

Duruşmaya 15.30'a kadar ara verildi.

Duruşmaya verilen aranın ardından Nazlı Ilıcak'ın savunmasıyla devam edildi. Mahkeme başkanı, Ilıcak'ın duruşmanın kalan günlerine SEGBİS'le bağlanma talebini kabul etti.

Ilıcak savunmasında, Alaattin Kaya’nın kendisiyle Fethullah Gülen arasında bağlantıyı sağladığı iddiasına "Benim Kaya ile HTS kaydım yok" diyerek yanıt verdi.

Savcının Bugün gazetesinde çalıştığını iddia ettiğini ancak bu bilginin yanlış olduğunu söyleyen Ilıcak, "Bugün'den çıkarılan çalışanların çıkardığı Özgür Düşünce gazetesinde çalıştım" dedi.

Ilıcak, program yaptığı Can Erzincan TV'nin sahibi Recep Aktaş hakkında 'FETÖ’den bir soruşturma olmadığını hatırlatarak, "Nasıl oluyor da, patronuna dokunulmazken, Can Erzincan’da program yapan ben terör örgütünün televizyonunda çalışmakla suçlanıyorum?" diye sordu.

nazlı ılıcak

Ilıcak, savunmasına şöyle devam etti:

"2013 Aralık ayında Sabah’taki işime son verilince, hem Bugün, hem Zaman’dan teklif aldım. Tereddüt etmeden Bugün’ü tercih ettim. Bugün işadamı Akın İpek'e aitti. İpek hakkında da o tarihte bir soruşturma yoktu. Sonra çalıştığım Özgür Düşünce gazetesi ve Can Erzincan kanalının FETÖ ile ilgisi yoktu." 

"Ben eğer, tarihçi Kadir Mısırlıoğlu olsaydım, bana yönelik anayasal rejimi değiştirme iddiasında bir haklılık payı bulunabilirdi. Demokrasiye geçtikten sonra bizim İslâmi varlığımızı küp gibi devirdiler” diyen ben değilim. Ben hiçbir zaman Cumhuriyet rejimini, “100 yıllık parantez” ya da “reklam arası” gibi de görmedim. Ben bir Cumhuriyet kadınıyım ve laik Cumhuriyet'in imkânlarından yararlanarak bugünkü konumuma geldim."

"Esas hakkındaki mütalaada Can Erzincan’daki programda benim sarf ettiğim hiçbir cümleye atıfta bulunulmuyor. Ahmet Altan programda EMASYA protokolünün tehlikelerine dikkat çekti, ben de bunu normal karşıladım. "İşler kötü gidiyor, darbe yapılmalı" demedi ki!"

"Zekeriya Öz o dönemde terör örgütü üyesi değil. Terör örgütü üyeliği ile suçlansa, elini kolunu sallayarak serbestçe dolaşabilir miydi? Aynı tarihte BBC de Zekeriya Öz ile röportaj yaptı. BBC’de mi bu röportajda onu aklamaya çalıştı? Benim Gülen cemaatinin kriminal yüzünü 15 Temmuz’a kadar görmemiş olmam, onların amacı doğrultusunda suç işlediğim anlamına gelmez. Benim yazılarım, konuşma ve tweetlerim hiçbir şekilde FETÖ’nün amacına hizmet etmiyor. Ne onların devlet kadrolarına sızmasını teşvik ettim, ne cemaat diktatörlüğünü savundum. Mütalaada, Fuat Avni, Son Vesayet, Kaç Saat Oldu, Simge Ekici
tweetlerini paylaşmış olmak da, aleyhimdeki deliller arasında yer alıyor. Tweet paylaşmak kuvvetli suç şüphesine somut delil sayılacaksa, cezaevleri dolup taşar."

Nazlı Ilıcak, Balyoz ve Ergenekon davalarıyla ilgili iddianameye giren tweetlerine dair yaptığı açıklamalarla devam etti daha sonra savunmasına.

"Her şey bir kumpastan ibaret değil" diyen Ilıcak, "Davaların sulandırılması, adil yargılama yapılmaması başka, her şeyi bir kumpastan ibaret gibi gösterme çabaları başka" görüşünü dile getirdi ve şöyle devam etti:

"Kendini gizleyen, takiyye yapan bir örgütü, benim gibi dini cemaatlerle ilgi ve irtibatı bulunmayan birinin “terör örgütü” olarak teşhis etmesi mümkün değil."

"Bir teşhis hatam olabilir ama darbe, benim bu teşhis hatamın
sonucu değildir."

"Yolsuzluktan söz eden herkes cemaati aklıyor diye değerlendirilecekse, bütün muhalefeti FETÖ’cü ilan etmek gerekecektir."

"21 Temmuz'da Yunan adalarına gidecektik. Darbe olunca biletimi ve otel rezervasyonumu iptal ettim."

Mahkeme Başkanı, "Fethullah Gülen terörist başı olarak ABD’de. Türkiye’ye iadesi istendi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?" sorusunu yöneltti Ilıcak'a. "Ben Fethullah Gülen'in Amerika tarafından Türkiye’ye iade edilmesi gerektiğine inanan bir insanım" diyen Ilıcak, "Ben terör örgütü gibi görüyorum Amerika’nın iade etmemesini kınıyorum, keşke keşke..." ifadesini kullandı.

Duruşmanın ikinci oturumu Ilıcak'ın savunmasını tamamlamasının ardından sona erdi.