Bihter Okutan
Kas 13 2017

Altanlar ve Ilıcak davasında 'bitsin bu tiyatro' talebi

 

Ahmet ve Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak ve dört kişinin daha tutuklu yargılandığı 7 sanıklı davanın 3. duruşmasında da tahliye çıkmadı. 410'dan fazla gün geçirdiler cezaevinde. Ve 11 Aralık’a kadar da tüm haklardan muaf bir şekilde orada kalmaya devam edecekler. 

15 Temmuz darbe girişimine “iştirak” etmekle suçlanıyorlar. En büyük delil ise bir çok basın davasının kesişme noktası: köşe yazıları ve televizyon yorumları. İstenen ceza ise üç kez ağırlaştırılmış müebbet.

Adliye koridorundan 26. Ağır Ceza Mahkemesi salonuna uzanan yol 100 metre ya var ya yok. Ancak gazeteciler, yakınlar ve davayı izlemek isteyenler için o yol kilometrelere denk.

Zira, toplumda bir karşılığı olan bu kişilerle ilgili yargılamayı kutu gibi, en fazla 30 kişinin sığabileceği bir salona hapsetmek yaşanabilecek büyük sıkıntıların da habercisi. İçeri giremeyen aile yakınları ve gazetecilerin haklı itirazları var. 

Keyfi uygulamalar sitemi de işe yaramayınca bir kısmı içeride, bir kısmı dışarıda kalanlarıyla dava başladı ancak ne başlama. Savcının bir önceki duruşmada alınan kararla esastan mütalaa vermesinin istenmesi karşısında Altan kardeşlerin avukatları söz almak istedi.

Avukat Ergin Cinmen, mütalaadan önce savunmaya söz verilmesini istediği anda, hakim Kemal Selçuk Yalçın’ın tepkisiyle karşılaştı ve salondan çıkması istendi. Davaya dönüldüğünde, Altanlar’ın kalan üç avukatı da benzer bir talebi dillendirince, hakim Yalçın onların da salondan çıkarılması talimatı verdi. Bu sırada avukatlar redd-i hakim talebinde bulundu.

Cinmen 40 yıllık meslek hayatı boyunca ilk kez böyle bir şey ile karşılaşmıştı.

Böylece savunma hakkı şiddetli bir baskı ile engellenmiş oldu. Duruşma, Altanlar’ın avukatsız kaldığı bir durumda devam etti. 

Tutuklu yargılanan gazeteci-yazar Nazlı Ilıcak mütalaa öncesi savunmasına geçtiğinde, 15 aydır cezaevinde olduğunu hatırlattı ve hakim, savcı değişikliklerinin adil yargılama hakkı açısından sorunlu olduğunu söyledi. 

Altanlar davası

 

Daha önceki duruşmalarda uzun uzun savunma yapan ve isyanı ses tonuna yansıyan Ilıcak bu kez daha sakindi.

Yakın zamanda Yargıtay’ın Temmuz ayında aldığı Anayasal düzenin değiştirilmesine yönelik teşebbüsün ancak cebir ve şiddet kullanılarak gerçekleştirilebileceğine dair kararına işaret eden Ilıcak, bu koşullarda gazetecilerin tutuksuz yargılanmaları gerektiğini belirtti.

Ilıcak, “Avukat kısıtılığımız sürüyor, bu durum savunmamız için çok güç. Elimdeki kağıdı avukatıma veremiyorum. Avukatıma incelenip 10 gün sonra veriliyor” itirazında bulundu. 

Ardından darbe karşıtı attığı tweetleri hatırlatan Ilıcak, suçlamalar karşısında, “Bunu içime sindiremiyorum. İnfiale kapılıyorum. Nazlı Ilıcak'ın darbeci olduğunu kimseye anlatamazsınız. AİHM'in [Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi] ihlal kararı vereceğine inanıyorum. Türkiye'nin yeniden ihlal kararıyla karşı karşıya kalmasını istemem” dedi. 

 

Nazlı Ilıcak

 

Son olarak tahliyesini talep eden Ilıcak’ın göz yaşlarını tutamadığı görüldü. Ilıcak, duruşma salonundan çıkarken de "Ne olacak bu böyle" siteminde bulundu.

Yargıtay 14 Temmuz 2017 tarihinde oy çokluğu ile aldığı kararda, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını veya hükümetini ya da Parlamentosunu ortadan kaldırmaya teşebbüs suçlaması için “şiddet ve cebir” unsurlarının var olması gerektiğine hükmetmişti.

Bu da cezaevlerinde haberleri, yorumları, yazıları ya da tweetleri nedeniyle yargılanan 160’a yakın gazetecinin hukuki zeminden yoksun bir biçimde tutulduklarına delil.  

Ilıcak’ın ardından savunmasını yapan Polis Akademisi eski öğretim görevlisi Tuğrul Özşengül, 15 Temmuz gecesi söylediği iddia edilen, “Polis askerden korkar ve darbecilere itaat eder diye bir ifadem yok. Bunu sırıtarak söylemişliğim de yok” diyerek hakkındaki suçlamaları reddetti. 

Darbenin olduğu ilk saatlerde, “Çok üzgünüm, annemin ölüm haberini almış gibi üzgünüm” tweeti attığını ifade eden Özşengül, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, ‘Akıllı olanlar kaçtı, aklı olmayanlar tuzağa düştü” sözlerini hatırlattı ve ekledi: 

İşte ben böyle tuzağa düşürüldüm. Bu tuzak, başka hiçbir şey değil. 

Ancak Özşengül’ün, “Yanlış anlaşılmasını istemem ancak Altanlar ve Ilıcak’ın bu örgüt ile ilişkileri benden çok çok daha fazla” sözleri salonda alaycı gülüşmelere neden olunca, hakim Yalçın, bir daha gülünmemesi yoksa gülenleri dışarı çıkartacağı tehdidinde bulundu.

Zaman Gazetesi Marka Pazarlama Müdürü Yakup Şimşek de savunmasında, darbeyle ilişkilendirilen reklam filminin senaryosunun yazılmasında iddia edildiği gibi bir payı olmadığını belirtti ve iki tanığın hakkında yalan beyanda bulunduğunu kaydetti. Telefonunda Bylock yüklü olmadığını aktaran Şimşek, “Belki dünyanın en namuslu adamı değilim ama ben namuslu ve suçsuzum” diyerek savunmasını tamamladı.

Söz sırası Zaman Gazetesi Görsel Yönetmeni Fevzi Yazıcı’ya geldiğinde, o da darbeye dair mesaj verdiği iddia edilen reklam filminin senaryosuyla bir ilgisinin bulunmadığını ifade etti.

Yazıcı, “Ben gazetenin reklam sorumlusuydum. Reklam senaryosu yazmadım. Sadece gazetede bulunduğum bir esnada, talihsiz bir tesadüf eseri bir toplantıya katıldım. O gün evde hasta olsam bugün karşınızda olmayacaktım” diye konuştu.

Mehmet Altan

 

SEGBİS ile bağlanan ekonomist ve köşe yazarı Mehmet Altan savunmasına, elinde 2001 yılında kaleme aldığı “Darbelerin Ekonomisi” kitabını tutarak, “Ben bu kitabı hapishaneden çıkartamadım. Duruşma salonuna getirip gösteremedim. Bu kitap, Türkiye’de darbelerin önlenmesi için yazılmıştır. Başka bu türde yazılmış bir kitap yok. 30 yıldır İktisat profesörü olarak darbelerin önlenmesi için ne yapmak gerektiğini araştırıp, Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit ile konuşarak hazırladığım bir kitap bu. Darbeleri Araştırma Komisyonu hem bu kitabı yazan bir uzman olarak hem de 28 Şubat mağduru bir yazar akademisyen olarak beni Meclis’’teki komisyona davet etti ve dinledi.

Ben hukukun firarda olduğunu biliyorum. Bunu fiilen de yaşıyorum. Çünkü ben 429 gündür tutukluyum. Nedir bana yönelen bu husumet onu anlamıyorum, Duruşmaya katılan savcı iddianameyi okudu mu bilmiyorum, okumadıysa tutukluğumuzun devamını nasıl ister? Allah rızası için bana bir tane delil gösterin suçlu olduğuma dair” diyerek suçlamaları reddeti. 

Hakim Yalçın bu kez Mehmet Altan’a, “Yüksek sesle konuşuyorsunuz, alçak sesle konuşun, yoksa kısacağız sesinizi” diye çıkıştı. 

"Ses kısma, susturma" siyasi iradenin baskısıyla karşı karşıya kalan hemen her kesimin kullandığı argümanlardan en bilinenleri. Bu tehdidin günlük hayatın akışından mahkeme salonuna sızması ironikti de.

Altan hakimin bu çıkışına, “Ben de 429 gündür hiçbir delil görmeden tutuklu bulunuyorum. Sıkıntı duyduğum için derdimi anlatmaya çalışıyorum” yanıtını verdi.

Ahmet Altan

 

Benzer suçlamalarla yargılanan kişilerin bir bölümünün tutuksuz yargılandığını hatırlatan Altan, “Ayrıca biz avukat kısıtlılığı olan tek sanık durumunda kaldık. Bu adil yargılama mıdır? Adil yargılamaya dair lehimize alınan tek bir karara rastlamadık” tepkisini gösterdi.

En kısa savunmayı ise gazeteci-yazar Ahmet Altan yaptı. Davayla ilgili AİHM’e başvuru yapıldığını hatırlatan Altan, Birleşmiş Milletler’in de davaya müdahil olduğunu ve bir rapor hazırladığını dile getirdi. BM’nin raporunda mahkemenin “tiyatro” olduğu tespiti yaptığına değinen Altan, “Savcının ezbere dayalı tekrarını duyduğumda bir oyuncuyu izlediğimi düşündüm. Aynı savcı dosyaya hakim olmadığını söyleyerek tutukluluk istedi. Bir de adaletten söz ediliyor. Böyle bir ezberle hukuk olmaz. Böyle bir ezberle adalet olmaz. Benim söyleyeceğim bu kadar” diyerek savunmasını tamamladı.

Mahkeme heyeti ara karar için duruşmaya ara verdiğinde umutlar da sönüktü. Mahkeme içindeki tavır, hem savunma yapan sanıklara savunmalarını kısa tutmaları direktifi, hem de izleyenlere yönelen keskin eleştiri, moralleri bozmaya yetmişti. 

Ancak en azından avukat görüşlerine kısıtlılığın kalkması, mektup alınıp verilmesi gibi konularda bir parça esneklik beklentisi vardı ki o beklenti de karşılık bulmadı. 

Bir sonraki dava 11 Aralık'a ertelenirken, tutuklu isimler siyaseten "yanlış yerde durma"nın bedelini bir süre daha ödeyecek gibi görünüyor.