Kas 22 2017

"Ahmet Şık’a gösterilen duyarlılık Kürt gazetecilere de gösterilmeli"

Kapatılan DİHA muhabiri Nedim Türfent'in davasında dördüncü duruşma geçtiğimiz hafta görüldü. Dördüncü duruşmada da, daha önceki duruşmalarda olduğu gibi, tanıklar ifadelerini işkence altında verdiklerini söyledi. 19 tanıktan 18'i... Ancak Türfent hala içeride.

Türfent’in avukatı Harika Karataş Bianet'ten Özgün Özçer'e verdiği röportajda, tanıkların ifade bile vermediklerini, hazırlanmış ifadeleri imzalamak için işkence gördüklerini söylüyor. Karataş'a göre bu bölgede yaygın bir uygulama.

Diyarbakır merkezli Özgür Gazeteciler Cemiyeti adına duruşmayı izleyen derneğin eşbaşkanı Hakkı Boltan da, cezaevinden soruları yanıtlayan Nedim Türfent'in kendisi de; Batıda, kamuoyu tarafından tanınan gazetecilerin yargılanıp tutuklanırken, bu durumun ülkenin doğusundaki gazeteciler açısından etkisinin "kat kat daha fazla" olduğunu belirtiyor. 

"Kürt gazeteciler 90’lı yılların karanlık günlerinde yaşanan o tanıdıkları baskılarla adeta yeniden karşılaşıyor: Gözdağı, ölüm tehditleri, gözaltılar ve kötü muamele" diyor Boltan. "Nedim Türfent davasının neden ve sonuçlarının bilinci, gazetecilerin özgürlüğünün zorunluluğunun bilincidir."

Mezopotamya Ajansı’nın Van muhabiri Nimet Ölmez ise "Nedim Türfent sokağa çıkma yasaklarında, Yüksekova’da o devlet baskısını dile getirdiği için, fotoğrafını çektiği ve kamerasını kullandığı için şu anda hedef olarak cezaevinde ve cezalandırılıyor” diyor. Ölmez'e göre Nedim’e yapılanlar, diğer Kürt gazetecilere yönelik bir mesaj.

Mezopotamya Ajansı muhabiri Fethi Balaman ise Nedim için "Müthiş bir haber ağı vardı. Avukattan, insan hakları derneğinden, herkesten önce Nedim’i ararlardı. Bir ilçe düşün, sen işkenceye uğruyorsun, sığındığın tek şey özgür basın oluyor" diyor. "Gever’de en ufak bir şeyde Nedim’in haberinin olması onları korkuttu tabii ki. Ondan sonraki adım ise Nedim’i alarak istediklerini yapmaktır."

Türfent'in kendisi de, bölgede çalışan gazetecilere yönelik şu anda devam etmekte olan şu anda devam etmekte olan 200’ün üzerinde dava olduğunu vurguluyor: "Özellikle de Yüksekova-Cizre gibi ücra noktalarda mesleki faaliyetlerini sürdürenler ise, zımni de olsa biraz arkaplanda kalıyor. Birçok arkadaşımızın davası iki yıldır açılmamış. Ancak bu arkadaşlarla ilgili en ufak bir haber bile geçilmiyor."

Örneğin Selman Keleş, kayyum atanan Van Belediyesi’nin binasının beton bloklarla çevrelenmesini fotoğraflarken gözaltına alınmış. Hala tutuklu. Zaten Fethi Balaman da, güvenlik güçleri gördükleri yerde el koydukları için, artık yanında fotoğraf makinesi taşımadığını söylüyor. 

Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde 9 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum edilen Mehmet Güleş’in davası da temyiz sürecinde. Güleş, sokağa çıkma yasağında Şırnak’ta yıkımların haberini yapan muhabirlerdendi. 

Nimet Ölmez ise, sürekli kolluk kuvvetleriyle karşı karşıya gelmelerinden dolayı güvenlikleri için belirli aralıklar görev yerlerini değiştirmek zorunda kaldıklarını anlatıyor.

“Ahmet Şık’a gösterilen duyarlılığın Kürt gazetecilere, bu bölgede çalışan gazetecilere de gösterilmesini umut ediyoruz,” diyen Ölmez.

"Kürt gazeteciler sayesinde Türkiye’nin yakın tarihine kara bir leke olarak yansıyan pek çok olayın da ortaya çıkarıldığını" söylüyor:

Şöyle düşünün: İnsanlar bu ülkenin iyi gitmediğini örneklendirdiği zaman bir Roboski’den bahsediyor, bir Cizre bodrumlarından, Yüksekova’dan, Nihat Kazanhan’dan, Ceylan Önkol’dan bahsediyor. Peki tüm bunları size hafıza olarak sunan kim? Kürt gazeteciler.