Şub 19 2018

Aydın Engin: Merkel'in gönlünü yaptıysanız tahliyeniz çantada keklik!

Türkiye, gazeteci Deniz Yücel'in bir yıllık tutukluluğunun ardından tahliyesi ile gazeteci yazar Ahmet Altan ve Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak ve dört kişinin daha ağırlaştırılmış müebbete çarptırıldığı günü tartışmaya devam ediyor. 

Deniz Yücel'in serbest kalması sevindirici bir gelişme olsa da, Yücel'in basın özgürlüğü çerçevesinde değil de Berlin ile 'kirli pazarlık'lar sonucu bırakılmış olması, Altanlar ve Ilıcak'a da ağır ceza verilmiş olması meselenin siyasi bir düzlemde değerlendirilmesini zorunlu kılıyor.

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Aydın Engin de bu duruma dikkat çekiyor ve ekliyor:

"İyi oldu. Deniz Yücel özgürlüğüne kavuştu.
İyi de yüce yargı erkimizin tutuklu yargılanmalarına hükmettiği daha pekçok Deniz Yücel var. Üstelik otomatiğe bağlanmış bir “tutuklu yargılama” bu. 

Ezberledik. “Dosyadaki delil durumu, sanıkların delilleri karatma ihtimalinin var oluşu, kaçma tehlikesi....” diye başlayan kalıp bir cümle var. Duruşma savcıları bu cümleleri ezberlemiş; her duruşmanın sonunda verdikleri “ara mütalaa”da tekrarlıyorlar. 
Bir sanık, bir avukat kalkıp “Ey duruşma savcısı, şu dosyada var olduğunu iddia ettiğin tutuklanmaya neden olacak delilleri bir sayıp döksene... Ey duruşma savcısı, delil diye dosyaya koydukların yazılmış, çizilmiş, yayımlanmış yazılar, görüşler falan filan. Tutukluluğu kalktığı takdirde hangi sanık, hangi delilleri ne yaparak ve nasıl karartabilir, bir anlatsan da anlasak... Ey duruşma savcısı, kaçma tehlikesi bulunduğundan demektesin, bu bilgiyi nereden çıkardın, bize de söylesen de bilsek” dediğinde sanığın da, avukatın da karşısında yıkılmaz bir suskunluk duvarı yükseliyor..."

Savcıların, suçladıkları sanıkların suçlarını kanıtlama yükümlülüğünü yerine getiremediğine dikkat çeken Engin şöyle sürdürüyor sözlerini:

"Sakın kalkıp “Canım yüksek yargı organlarına, mesela Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkını kullanır ve hak ihlali kararı verilmesini ister. Eh koskoca yüksek yargı, onların en kocamanı Anayasa Mahkemesi bu kadar açık bir hukuksuzluğa göz yumacak değil ya” diye akıl vermeyin. 
Yumar. Pek çok örneği var. 
Haydi diyelim göz yummadı. Ama Türkiye’de yargı erkinde artık “Kim takar Anayasa Mahkemesi’ni” kuralı işliyor, farkında değil misiniz? 
Biliyorum, iflah olmaz iyimserler ısrar edecek, “O zaman da AİHM var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. Orası bu adaletsizliğin önüne geçer” diyecekler... 
Ben de acı acı güleceğim, “Emin misiniz” diye soracağım ve ekleyeceğim: 
-Ya AİHM kararlarına da uymuyoruz. Var mı bir diyeceğiniz, cevabını alırsanız hangi kapıyı çalacaksınız?..

Eğer Federal Almanya Başbakanı Angela Merkel’in, Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in gönüllerini yapabilirseniz, akıllarını çelebilirseniz, yüreklerini yumuşatabilirseniz tahliye kararınız çantada keklik demektir."