Mar 29 2018

PEN raporu: Türkiye’de basın özgürlüğü kalktı, KHK’ler ‘susturma aracı’ oldu

Türkiye’nin basın özgürlüğü karnesi her geçen yıl daha da kötüye gidiyor. Uluslarası bağımsız gazetecilik kuruluşları, bu karamsar tabloyu açıkladıkları raporlarla ortaya koyuyor.

Öyle ki, Freedom House’un 2018 raporunda Türkiye, ilk defa 'özgür olmayan' ülke seviyesine düştü. Halihazırda en çok gazetecinin hapiste bulunduğu ülke konumunda olan Türkiye’de, 150’yi aşkın gazeteci cezaevlerinde tutuluyor. İfade özgürlüğüne ilişkin uygulanmayan ‘hak ihali’ kararları ve iddianamesiz tutuklu yargılamalar da dünyanın tepkisini çekmeye devam ediyor.

Özellikle Gezi süreciyle başlayan basına yönelik baskılar, 17 Aralık ve 15 Temmuz sonrası zirve noktalara ulaştı ve şimdilerde bütün bütün iktidarın tek eline geçmiş bir medya düzeni için son adım atıldı. Zira bir dönem Türkiye’de ‘amiral gemisi’ yakıştırması yapılan Doğan Medya Grubu’na ait tüm gazete ve TV’ler, iktidara yakın Demirören Grubu’na satıldı.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak, saygın medya kuruşlarından Uluslararası Yazarlar Birliği PEN'in İngiltere birimi English PEN için, Türkiye’nin medya ahvalini gözler önüne seren bir rapor hazırladılar.

DW Türkçe’de yer alan habere göre, “Türkiye’de Can Çekişen İfade Özgürlüğü: OHAL’de Yazarlar, Yayıncılar ve Akademisyenlerle İlgili Hak İhlalleri” başlığıyla yayımlanan 78 sayfalık raporda, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşanan hak ihlalleri ele alınıyor.

Darbe girişiminin hemen ardından ilan edilen ve 1,5 yılı aşkın süredir devam eden Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde artık rutin haline gelen Kanun Hükmündeki Kararnamelere (KHK) dikkat çekilen raporda, KHK’lerin iktidar tarafından ‘susturma politikası’ olarak kullanıldığı görüşüne yer veriliyor.

Son yıllarda ‘Savaşa hayır’ bildirileri nedeniyle başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere birçok iktidar yetkilisi tarafından ‘vatan hainliği’ ve ‘terör propagandası’ nitelemesine maruz kaldı. Birçokları ise farklı davalarda yargılanmaya devam ediyor.

Raporda bu konuya da dikkat çekiliyor ve “Daha yakın tarihte, darbe girişimi sonrasında da ifade özgürlüğüne müdahalenin en temel gerekçesi olarak terörle mücadele gösterilmiştir” deniliyor.

Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik baskılar artarken, yaşananlar için 1980’ler ve 90’lar benzetmesi yapılıyor bazı kesimlerce.

90’larda  ifade özgürlüğüne aykırı yargılamaların çoğu "Atatürk’e, Türklüğe ve ülkenin bölünmez bütünlüğüne" hakaret ile ilgiliydi. Ancak AKP dönemi ile bu, "dine, hükümete ve Cumhurbaşkanına" hakarete evrilmiş vaziyette.

Hukukçu Altıparmak ve Akdeniz, son yıllarda sadece ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların konusunun değil, yönteminin de değiştiğini söylüyor raporda: 

Gazetecilere yönelik fiziksel saldırılar çok nadir yaşanmakta, öğrencilere ve aydınlara yönelik işkence ve kötü muamele olayları istisnai olmakla birlikte, neredeyse hükümeti eleştiren herkese karşı sudan sebeplerle binlerce ceza davası açılmaktadır. Bu davalardaki sanıklar hemen hemen her zaman suçlu bulunmakta ve çeşitli cezalara çarptırılmaktadır.

Freedom House

Raporda AYM’nin ifade özgürlüğüne dair Mehmet Altan ve Şahin Alpay hakkında verdiği ‘hak ihlali’ kararlarının alt mahkemeler tarafından uygulanmadığına dikkat çekiliyor. Ve bunun da susturma politikasının bir parçası olduğu belirtilerek, “Türkiye’deki ifade özgürlüğü krizi, yargı krizi ile iç içe girmiş durumda” yorumu yapılıyor ve ekleniyor:

Türk hukuk tarihinde bir yerel mahkeme ilk defa AYM’e ‘Sen kimsin?’ demiş oldu. AYM tarafından alınan ihlal kararlarının yerel mahkemeler tarafından uygulanmaması Türk hukuk tarihinde ilk olmakla birlikte, karar yargının siyasetten bağımsız olmadığının en büyük göstergesi olarak tarihe geçecek.

OHAL ile birlikte basın özgürlüğünün tamamen kalktığı görüşünün dile getirildiği raporda, “OHAL döneminde toplamda haber ajanslarını, gazete, dergi, radyo, televizyon, yayınevi ve dağıtım kuruluşlarını kapsayacak şekilde toplam 200 medya ve yayın organı kapatılmıştır. Bunların sadece 25’i hakkındaki kapatma kararı kaldırılmıştır. 31 Aralık 2017 tarihi itibarıyla kapatılmış kuruluş sayısı 175’dir” bilgisine yer veriliyor.

Raporda bazı istatistiklere de yer verilirken Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra Cumhurbaşkanı’na hakaret suçunu düzenleyen TCK’nin 299. maddesi kapsamında 38 bin 254 ceza soruşturması açıldığı belirtiliyor.

Öte yandan KHK’ler ile toplam 116 bin 250 kamu görevlisi hakkında bir daha kamu görevinde yer almamak üzere ihraç kararı verildiği ve 31 Aralık 2017 tarihi itibarıyla hakkındaki ihraç kararı devam eden kişi sayısının 114 bin 279 olduğu kaydediliyor. 

Bu rakam, kamu üniversitesinden ihraç edilen akademisyenlerde 2017 sonu itibarı ile 5 bin 822…