Türkiye özgürlükler konusunda Mısır’la değil Norveç ve Danimarka ile yarışmalı...

Anadolu Ajansı (AA) Kahire bürosunu basıp dört gazeteciyi gözaltına alan Mısır rejimi, Türkiye’nin ciddi tepkilerine uluslararası basın kuruluşlarının da katılmasıyla oluşan ortamda beklendiği gibi davrandı: Gözaltına alınan dört gazeteciden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olanı serbest bıraktı; üç Mısırlı hala gözaltında.

Dün de yazmıştım: Gazeteci milletine hoş gözle bakılmayan bugünün Mısır’ında, mahkemeler, yabancı basın mensuplarına gözdağı vermeyi yeterli bulurken, onlara yardımcı olan kendi vatandaşlarına ‘hain’ gözüyle bakıp müsamaha göstermiyor. 

El-Cezire’nin Kahire muhabirlerinin yargılandığı davanın yargıcının şu sözleri o hissin en çarpıcı biçimde dışa vurumu: “Bunlar casuslardan daha tehlikeli; genellikle yabancılar casusluk yapar, bunlar ise güvenliğe sadakatsizlik etmiş Mısırlılar. Hiçbir ideoloji vatana ihaneti mazur görmez.”

“Mısır’da ne oluyor?” sorusuna cevap aramak üzere güvenilir kaynaklar üzerinden araştırma yaparken, orada yaşananların hiç değilse bir bölümünün bizde de yansımaları olduğunu görüp irkildim.

Fransa merkezli ‘Journalists Without Borders’ isimli basın özgürlüğü konusunda çalışan kurumun 180 ülkeyi kapsayan özgürlükler sıralamasında, 2019 yılına ait değerlendirmede, bir yıl önce 159. sırada yer alan Mısır bu yıl 163. sıraya düşmüş görünüyor.

Peki, Norveç, Finlandiya, İsveç, Hollanda, Danimarka, İsviçre, Yeni Zelanda’nın ilk yedi sırayı işgal ettiği son sıralamada Türkiye kaçıncı durumda?

Maalesef, Burkina Faso (36), Güney Kore (41), Romanya (47), Senegal (49) gibi ülkelerde dolaşan gözlerim ülkemizin ismini ancak 157. sırada bulabildi.

Uluslararası basın kuruluşları Türkiye’yi en çok sayıda gazeteciyi cezaevinde ağırlayan ülkeler arasında sayıyor.

Son zamanlarda bunlara bir de siyasi iklim yüzünden işini kaybeden gazeteciler kategorisi eklendi. O kategoride 10 binin üzerinde gazetecinin işsiz olduğu zikrediliyor.

Wikipedia adlı internet ansiklopedisi tam iki yıl mahkeme kararıyla erişilemez haldeydi ülkemizde; bizde kalkınca yasakta Çin yalnız başına kalmış oldu.

Ülkemizi 18 yıldır yöneten AK Parti başlangıçta basın özgürlüğü konusunda övgülerle karşılanan hayırlı işler gerçekleştirmişti. Daha iktidarının ilk yılında bir basın zirvesi düzenlemiş ve muhalif-muvafık her eğilimden gazetecinin katılmasını sağlayarak bu alanda neler yapılması gerektiğini araştırmıştı. O araştırmanın sonucu olarak hazırlanan yeni basın yasası tasarısı basın kuruluşlarının değerlendirmesine sunulmuş ve herkesin beğenisini kazanan metin TBMM’de yasalaştırılmıştı.

Bu başlangıç her kesimden övgü almış, uluslararası basın kuruluşları AK Parti’nin çıkardığı yasayı örnek olarak başka ülkelerin de beğenisine sunmaya başlamıştı.

O dönemde ülkemize yönelik övgüler arşivde duruyor.

Medya konusuna çıkışından çok farklı yaklaşan bir AK Parti ve hükümet var bugün.

AA’nın Kahire bürosunun basılıp gazetecilerin gözaltına alınmasını Türkiye ile birlikte protesto eden ve kısmen de olsa sonuç alınmasına katkıda bulunan uluslararası kuruluşlara bakıp aynı kuruluşların eleştirilerine yeniden kulak vermesi gerekiyor AK Parti hükümetinin…

Elindeki imkanlarla her şeyi günlük güneşlik gösterebilir herhangi bir hükümet, ancak basının nesnel değerlendirmeler açısından özgür sayıldığı ülkeler‘gelişmiş’ sayılıyor bugünün dünyasında.

Konunun güncel siyaset ortamıyla da yakından ilişkisi var.

AK Parti’nin siyasi hayata girdiği ve iktidara geldiğinde derhal kolları sıvayıp evrensel değerler açısından ne yapılması gerekiyorsa onları birbiri ardında hayata geçirmeye çalıştığı dönemde kendisine ilgi duyanlar, her seçimde sayıları biraz daha artarak, onun iktidarda kalmasını sağladılar.

Önce o dönemde gerçekleştirilen demokratik ve özgürlükçü havada katkıları bulunan AK Parti sorumluları gözlerden uzaklaştı, ardından da, seçmenlerin ufaktan saf değiştirmeye başladığı görüldü.

İktidar ancak MHP desteğiyle AK Parti’nin elinde bugün.

Vaktiyle AK Parti vitrininde bulunan başarılı bazı isimlerin oluşmasına katkıda bulundukları yeni partilerin siyasi hayatta yerlerini aldıkları veya almaya hazırlandıkları da bir başka gerçek.

Önceki gün, güvenilir bir araştırma kurumunun çok taze bir çalışmasının sonucunu burada paylaşmıştım. 

Yazımın o bölümünü aktarayım:

“Güvenilir bir kamuoyu araştırma kuruluşunun çok taze saha araştırması, “Yeni bir partiye ihtiyaç var mı?” sorusuna, yaklaşık her üç kişiden birinin (yüzde 31.5), hala, “Evet, var” cevabını verdiğini tespit etmiş bulunuyor. / Son seçimde oyunu AK Parti’ye vermiş olanların da yaklaşık dörtte biri (24.2) hala yeni bir parti beklentisinde.”

Veriler hepimizin her gün karşılaştığımız gerçeklerle de örtüşüyor.

Yazıma cevap Hürriyet’in AK Parti içinden kulis bilgilerini de sunan yazarından geldi. Yazısının başlığı “Yeni partilere ilgi azalıyor.”

7 Haziran’da sandıktan yüzde 42 oyla çıkan ve Meclis çoğunluğunu kaybeden iktidar partisine araştırmasında yüzde 49 oy biçmiş olan ve zaten genellikle AK Parti’ye çalışan bir araştırma şirketinin başındaki kişiyle görüşmüş yazarımız ve bu sonuca varmış.

İlgi azalıyorsa hemen hissedilen endişenin sebebi ne öyleyse?

Yeni kurulacak partiye internet sitesi üzerinden destek çıkan “Ben de varım”mesajı veren kişi sayısının onbinlere ulaştığını öğrenmiştim; rakamı bir siyaset bilimciye aktardığımda inanamadı. 

Türkiye’nin, ‘çağdaşlık’ skalasında geçerli olan hemen her alanda yeniden üst sıralara çıkması için yeni bir aşk ve heyecana ihtiyaç var.

Basın özgürlüğünde, gazete bürolarının basıldığı, cezaevlerinin gazetecilerin ikinci adresi haline geldiği Mısır’la değil, Norveç, İsveç, Danimarka gibi Kuzey Avrupa ülkeleriyle yarışır hale gelmeliyiz.

Zor değil bu; bir ara AK Parti, şimdilerde ortalıkta görünmeyen kadrolarıyla, tam da bunu başaracak gibiydi.


Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel internet sitesinden alınmıştır.