AKP’nin 18 yıllık basın karnesi: 'Gözaltı, tutuklama, sansür, karartma...'

AKP iktidarının yargı yoluyla basın üzerindeki baskıları her geçen gün artıyor. Gün yok ki, bir basın çalışanı adliyelik olmasın. 

AKP’nin 18 yıllık iktidarında en az 721 gazeteci tutuklandı, çok sayıda gazete ve haber sitesi kapatıldı, basın ve yayın organları sansürlendi.

Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren, baskıların nedeninin tüm yalanların tek elden duyurma amacı olduğunu belirtti.

AKP’nin 18 yıllık iktidarı döneminde artan baskı ve insan hak ihlallerinden yoğunca nasibini alan kesimlerin başında meslek faaliyetlerinden dolayı gazeteciler geldi. Geçen süre zarfında yüzlerce gazeteci hakkında dava açıldı, yüzlercesi tutuklandı yine çok sayıda gazete ve haber sitesi de kapatıldı.

CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun 24 Temmuz’da açıkladığı rapora göre, AKP’nin 18 yıllık iktidarı döneminde en az 721 gazeteci tutuklandı. Gazetecilerin en çok tutuklandığı yıllar ise Olağanüstü Hal’in (OHAL) uygulandığı 2016 ve 2017 yılları. Rapora göre, 2016 yılında 145, 2017 yılında ise 206 gazeteci tutuklandı. Aynı raporda, Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün 2020 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye’nin, 180 ülke arasında 50.02 puanla 154’üncü sırada yer aldığına dikkat çekildi. 

Koranavirüs salgınına rağmen şuan 100’ü aşkın gazeteci tutuklu bulunurken, "KCK Basın Davası" dâhil en az 260 gazetecinin yargılanması devam ediyor.

AKP’nin iktidara geldiği 2002’de 17, 2003’te 15 gazeteci tutuklanırken, 2004 yılında ise AKP’nin medyada tekelleşme sürecinin ilk adımı atıldı, Uzan Grubu’na ait Star TV ve Star gazetesine el konuldu. İktidarın aynı zamanda siyasi rakibi de olan Cem Uzan’ın elindeki medya gücünün alınması medyada tek sesliliğinde başlangıcı oldu. Önce Aydın Doğan’a satılan gazete ve televizyon, daha sonra iktidara yakınlığı ile bilinen Ferit Şahenk’in sahibi olduğu Doğuş Grubu’na satıldı. Medyada tekelleşmenin ikinci hamlesi ise 2007 yılında geldi. Bu tarihte el konulan ATV ve Sabah gazetesi o dönem Genel Müdürlüğü’nü Berat Albayrak’ın yaptığı Çalık Grubu’na satıldı.

AKP’nin medyada tekelleşmeyi başlattığı yıllarda da hız kesmeden devam eden baskılar sonucu 2006’da 22, 2007’de 9, 2008’de 23, 2009’da 37 ve 2010’da 9 gazeteci tutuklandı. Yine bu yıllar içerisinde iktidar ile ters düşen Doğan Haber Ajansı’nı (DHA ) bünyesinde bulunduran Doğan Grubu’na 4,8 milyar liralık vergi cezası kesildi. Bu cezanın ardından Doğan Grubu medya alanında küçülmeye başladı. 

2010 Anayasa değişikliği referandumuna kadar medyanın tekelleşmesi sürecini bir noktaya getiren iktidar, bundan sonraki süreçte ise yargı gücünün eline geçmesi ile tutuklama furyasına başladı. 2011 yılının son günlerinde “KCK Basın Operasyonu” adı altında Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi ve Etkin Haber Ajansı (ETHA) gibi kurumlarda çalışan 58 gazeteci gözaltına alındı. 

Yine baskıların sürdüğü 2012’de 5, 2013’de 1, 2014’de 2 ve 2015’te 8 gazeteci tutuklandı. Bu yıllar içerisinde basındaki tekelleşmenin en son halkasının başlangıcı yaşandı. DHA bünyesinde bulunan Milliyet ve Vatan gazeteleri Demirören – Karacan ortaklığına satıldı. Bu satılmada Aydın Doğan’a kesilen büyük vergi cezalarının payı büyüktü. Bu satıştan kısa bir zaman sonra Karacan Grubu’nun ortaklıktan çekilmesi ile 2 gazetede Demirören Grubu’nun eline geçmiş oldu. Yine bu dönem içerisinde 2014 yılında literatüre “Alo Fatih olayı” olarak geçen olay yaşandı. HaberTürk kanalında yayınlanan bir programda iktidarın eleştirilmesi üzerine dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, Fatih Saraç’ı arayarak yayının kesilmesini istedi. Bunun üzerine canlı yayın sonlandırıldı. Freedom House tarafından yayınlanan 2014 raporunda Türkiye, basın özgürlüğünde “kısmen özgür olan ülkeler” kategorisinden “özgür olmayan ülkeler” kategorisine geriledi. 

Tutuklamaların tavan yaptığı dönem ise 15 Temmuz 2016’da yaşanan darbe girişiminden sonra yaşandı. Darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte tüm toplum gibi gazeteciler de baskılardan payını aldı. Arka arkaya yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile aralarında DİHA, Jinha, Özgür Gündem, TV 10, İMC ve Hayat TV gibi basın kuruluşları bir bir kapatıldı. Bu kurumlarda çalışan gazetecilerin birçoğu gözaltına alındı. Basın kuruluşlarının mal varlıklarına el konuldu. 2016 yılı içerisinde 145 gazeteci tutuklandı. 

2016 gibi KHK’lerle yönetilen 2017 yılı boyunca da medya üzerindeki baskılar devam ederken, Dihaber sitesi kapatıldı, çalışanlarının büyük kısmı gözaltına alındı. Yine birçok dergi, gazete, radyo ve televizyon gibi medya kuruluşlarının kapanması ile basına büyük bir darbe vuruldu. 2017 yılı içerisinde gözaltına alınan gazetecilerden 206’sı tutuklandı. Bu dönem içerisinde özgür basın ile birlikte cemaat basını da baskılardan payını aldı. Gazete ve televizyonları kapatılan cemaate yakın birçok gazeteci de tutuklandı. 

2018 yılında da hız kesmeden devam eden tutuklamalar sonucu 56 gazeteci cezaevine girdi. 2018 yılını asıl olarak ön plana çıkaran ise Doğan Medya Grubu’nun tamamıyla Demirören Grubu’na satılması oldu. DHA’nın el değiştirmesi ile birlikte basındaki görece “özgürlükte” tamamen ortadan kalktı. Yıllarca bu medya kuruluşlarında çalışan gazetecilerin birçoğu ya işlerinden çıkarıldı ya da işten çıkarılma tehditti ile susturuldu. Bu tarihten sonra ana akım medyaya tek seslilik hâkim oldu. Gezi Parkı eylemleri sırasında penguen belgeseli ile sansür uygulayan medya kuruluşları bundan sonra tek merkezden yönetilerek, birbirinin aynısı başlıklar ile çıkmaya başladı. 18 yıllık iktidarı boyunca daha önceki iktidarların yapamadığını yapan AKP, tüm ana akım medyayı eline geçirdi.  

2019 yılında ise 130 gazeteci tutuklandı. 2019 yerel seçimlerinde elindeki büyükşehir belediyelerinin bir kısmını kaybetmesi ile iktidarın, bu medya organlarını nasıl finanse ettiği ortaya çıktı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) kasasından, 2017-2019 yılları arasında reklam gideri olarak Turkuaz Holding’e bağlı yayın organlarına 15 milyon 293 bin TL, Albayrakların sahibi olduğu Yenişafak ve TVNET gibi yayın organlarına 9 milyon 127 bin TL, İhlas Grubu’nun sahip olduğu Türkiye gazetesi ve İHA için 1 milyon 189 bin TL aktarıldı. Yıl içerisinde basın kartı verme yetkisinin Cumhurbaşkanlığı’na bağlı İletişim Başkanlığı’na geçmesi ile birlikte onlarca gazetecinin sarı basın kartları iptal edildi.  Bu kararla gazetecilerin basın kartı alması daha da zorlaştırıldı.

Şimdiye kadar en az 38 gazetecinin tutuklandığı 2020 yılı ise, gazetecilere yönelik baskının alenen arttığı bir dönem oldu. Yıl içerisinde “MİT Cenazesi” başlıklı haber nedeniyle Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ve Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu, Yeniçağ gazetesi yazarı Murat Ağırel ile Yeni Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ferhat Çelik ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser’in tutuklanması olayı dikkat çekti.

Can Dündar’ın yargılandığı gibi devlet sırrını ifşa etmek suçlamasıyla tutuklanan gazeteciler, bir süre tutuklu kaldıktan sonra serbest kaldı. En son Van’da gözaltına alınan iki yurttaşın helikopterden atılmasını haberleştiren Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Cemil Uğur’un yanı sıra MA muhabiri Adnan Bilen, Jinnews muhabiri Şehriban Abi ile gazeteci Nazan Sala tutuklandı. Gazetecilerin tutuklanması ise aynı sebeplere dayanıyor; mesleki faaliyetleri.

AKP iktidarı döneminde bağımsız olması gereken TRT ve Anadolu Ajansı (AA) gibi kuruluşlar da iktidarın arka bahçesi haline getirildi. AA’da yetkili sendika olan Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), üye gazetecilere yönelik baskı sonucu zayıflatıldı. Yine TRT ve AA’da emekliliğe zorlanan gazetecilerden boşalan yerlere cemaate yakın gazeteciler getirildi. Başlanan çatışma ile birlikte bu gazetecilere yönelik de operasyon başlatıldı. Yine Erdoğan, kendisini eleştiren gazetecileri, miting alanlarında ya da açılışlarda yaptığı konuşmalarla hedef aldı. Nuray Mert’e yönelik “mert mi namert mi” çıkışı ve Amberin Zaman’a “Haddini bil, edepsiz kadın” sözleri gazetecilere yönelik baskının birer göstergesi oldu. 

Son 18 yıl içerisinde Radyo ve Televizyon Üst Kurumu (RTÜK) eliyle muhalif kanallar karartılırken, Basın İlan Kurumu (BİK) eliyle de muhalif gazeteler susturulmak istendi. Gazeteler ilan kesme cezalarıyla, iktidara muhalif yayın yapan Fox TV, Tele 1 TV, Halk TV, BirGün, Evrensel ve Cumhuriyet gazeteleri gibi medya kuruluşları ekonomik olarak sıkıştırıldı. Gazetecileri, yargı kıskacına alan iktidar, çalıştıkları kurumları da bürokrasi kıskacı ile susturmak için elinden geleni yaptı. 

Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (Basın-İş) Genel Başkanı Faruk Eren, iktidarın tüm yalanlarını tek elden duyurmak için medyaya yönelik baskı yaptığını belirtti. İktidarın tek bir çatlak sese dahi tahammülünün olmadığını aktaran Eren, şöyle dedi: 

“İktidar bu yüzden medyayı tamamen ele geçirmeye çalıştı. Merkez medyayı, ekonomik ve fiili operasyonlar yapılarak ele geçirdi. Şuanda medyanın büyük bölümü iktidarın kontrolü altında ama bu bile onu tatmin etmiyor. Erdoğan bu durumu ‘medya sesimizi duyurmuyor’ diyerek şikâyet etti. Onlarda artık biliyor ki o yüzde 90’ların üzerindeki medyanın toplum üzerinde hiçbir inandırıcılığı yok. Yüzde 2-3’lük baskı altındaki medya daha etkili olduğu için onların üzerinde daha fazla baskı kuruluyor."

(MA / Tolga Güney)