HRW: AKP, ihraçlar ve soruşturmalarla korku ortamı yaratıyor

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch-HRW) 14 Mayıs Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Türk hükümetinin binlerce akademisyeni ihraç edip yüzlercesini soruşturmasının, akademisyenlerin işlerine ve öğrenci protestolarına müdahale etmesinin bir otosansür ortamı yarattığını ve ülkedeki akademik özgürlüğün içini oyduğunu söyledi.

HRW Avrupa ve Merkez Asya Direktörü Hugh Williamson “Türk hükümetinin baskısı akademisyenleri hedef alıyor ve üniversitelere zarar veriyor” dedi, “Akademisyen ve öğrencilerin ihraç edilme ya da tutuklanma riski olmaksızın eleştirel fikirleri ifade etme, öğretme ve araştırma özgürlükleri olmalı” diye ekledi.

Hükümet terörizm ya da Temmuz 2016’daki darbe girişimi bahanesiyle akademisyenleri yargı sürecini işletmeden kitlesel olarak işten çıkardı. Ayrıca akademisyenler hakkında terör suçlamasıyla soruşturma yürütülüyor.

Otoriteler öğrencilerin üniversitelerdeki protestolarına, müdahale edip aktivist öğrencileri soruşturuyor, yetkililer de akademisyenlerin tartışmalı konulardaki araştırmalarına müdahale ediyor.

Bu eylem birlikte düşünüldüğünde kampüste korku ve otosansür atmosferi yaratıyor ve Türkiye’nin akademik özgürlük ve ifade özgürlüğüne saygı duymak ve bunları korumak için insan hakları hukuku kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ediyor.

Darbe girişiminden beri 5 bin 800’den fazla akademisyen OHAL KHK’sı ile ihraç edildi, bunların en az 378’i Barış için Akademisyenler bildirisinin imzacılarındandı. Devlet üniversitelerinden 38, özel üniversitelerden 48 akademisyen bildiriyi imzaladıkları gerekçesiyle üniversiteleri tarafından işten çıkarıldı.

HRW görevden alınan 8 akademisyenin davasını inceledi. KHK ile kovulanların vakalarında ihracın gerekçesini belirlemek imkansızdı çünkü KHK’lar hiçbir delil içermiyordu. KHK’lar sadece "terör örgütlerine" yönelik iddia edilen genelleştirilmiş bağlantılara atıfta bulunuyordu. İşten çıkarılanlar hiçbir itirazda bulunamadı.İhraçları gözden geçirmekle görevli hükümetin kurduğu geçici komisyon ise çok yavaş işliyor. Bu sırada KHK’lardan etkilenenler devlet dairelerine çalışamıyor, birçoğu özel sektörde iş bulamıyor. Sağlık sigortalarını kaybetmiş, hükümet pasaportlarına el koymuş ya da banka hesaplarını dondurmuş durumda. Aile üyeleri de işlerinden çıkarılıyor.

Barış için Akademisyen bildirisini imzalayan en az 13 akademisyen propaganda gerekçesiyle suçlu bulundu. HRW bunlardan altısının dava dosya ve iddianamelerini inceledi ve suça ilişkin ikna edici delil bulunmadığını ortaya koydu. Beş vakada deliller arasında yasal banka hesaplarını kullanmak, çocuklarını özel okullara göndermek gibi unsurlar yer alıyordu. 

Kampüslerdeki protestolarda yer alan öğrenciler de soruşturmalarla karşı karşıya kaldı. 
Mülakat yapılan çok sayıda akademisyen hükümetin ya da üniversite yönetimlerinin kritik konulardaki konferanslara katılmalarını ya da araştırma yapmalarını engellemek için müdahalede bulunduğunu söyledi. 

OHAL KHK’ları ile 5 bin 800’ü akademisyen olan 150 binden fazla kamu çalışanı ihraç edildi. 

Barış için Akademisyenler bildirisini imzalayan 2000’den fazla akademisyenden 378’i KHK ile en az 86’sı ise üniversiteleri tarafından ihraç edildi. 

Ocak 2017’de yargı sürecinin eksikliğine ilişkin uluslararası eleştirinin ardından hükümet ihraçların görüşülmesi için geçici bir komisyon oluşturdu. Nisan ortasında 108 bin kişi komisyona başvurmuştu ama sadece 12 bin dosya hakkında karar verildi. Komisyon bunların sadece 310’u hakkında göreve iade kararı verdi.

Özel ve devlet üniversitelerinin birçoğunda akademisyenlerin ihraç edilmesi tüm bölümlerin işleyişini, kalanların iş yükünü ve öğrencilerin kayıtlarını yaptırma ve bitirme yeteneklerini derinden etkiledi.

Barış için Akademisyenler bildirisini imzalayanlardan en az 265’i hakkında dava açıldı, yüzlercesi terör örgütü propagandası gerekçesiyle soruşturuldu.

Her bir akademisyen için 17 sayfalık iddianamelerde aynı suçlamalar yöneltildi ama davalar ayrı ayrı açıldı. Duruşmalar 5 Aralık 2017’de başladı. 26 Nisan 2018 itibariyle 200 akademisyenin davası görülmeye başlandı, 12’sinin cezası “ertelendi”.

19 Mart 2018’de Afrin harekatına destekleyen bir grup öğrenciyi, diğer bir grup öğrenci barışçıl bir şekilde protesto etti. Erdoğan protestoya katılan öğrencileri “hain” ve “terörist gençlik” olarak niteledi. 

Polis müdahalesi 22 Mart’ta başladı, 24 öğrenci gözaltına alındı, 14’ü tutuklandı, 10’u serbest bırakıldı. 12 Nisan’da alınıp iki gün gözaltında tutulan iki erkek öğrenci bir hapishane ziyaretinde avukatlarına polis gözetimindeyken işkence gördüklerini söyledi. HRW son iki yıldır Türkiye'de gözaltında tutulanların istismar edilmesinde bir artış olduğunu belgelemişti.

Avukatlardan biri HRW’ye daha fazla gözaltının beklendiğini, en az bir öğrencinin tutuklanma korkusuyla derslere girmeyi bıraktığını söyledi.

Akademisyenlerin hemen hepsi hükümet ve üniversite yönetimlerinin, kritik konularda araştırma yapılmasını ya da konferanslara katılımı önlemek için müdahalede bulunduğunu söyledi.

Bir vakada üniversitenin etik komisyonu Kürt meselesiyle ilgili bir araştırma projesinin iznini konunun çok hassas olduğu gerekçesiyle dört ay boyunca geciktirdi. 

Anonim kalmak isteyen bir akademisyen üniversite yönetimlerinin yayın konularına müdahale etmeye başladığını, akademisyenlerden “hükümeti kızdırmamak” için “hassas konularda” konferans düzenlememelerini istediklerini söyledi.

Hükümet baskısı üniversitelerde yaygın otosansür ortamı yarattı. Bütün akademisyen ve öğrenciler belli konuların tartışılamadığını defalarca kez söyledi. HRW bazı durumlarda özel üniversitelerin akademisyenlerden “hassas” konularda konferans ya da panel düzenlenmemesini talep ettiğini belgeledi.

Akademik özgürlük uluslararası insan hakları hukukuyla korunur. Akademik özgürlük, düşünce, ifade, örgütlenme ve toplanma özgürlüğü ve üniversitenin eğitim misyonuyla devlet müdahalesinden arındırılmış kurumlar için özerklik gibi akademinin bireysel üyelerine yönelik haklardan oluşur. 

Türkiye'nin taraf olduğu Uluslararası Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, eğitim hakkını korur. Birleşmiş Milletler Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi, eğitim hakkının kullanılmasının akademik özgürlüğe bağlı olduğunu tespit etmiştir. Türkiye'nin taraf olduğu Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, bireylerin düşünce, ifade, örgütlenme ve toplanma özgürlüğü haklarını korur.

Akademik özgürlük, Türkiye'nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında ifade özgürlüğünün bir parçası olarak da korunmaktadır.

https://www.hrw.org/news/2018/05/14/turkey-government-targeting-academics