'Andımız'da Erdoğan haklı, ama sadece bir yere kadar...

Tam beş yıl önce uygulamadan kaldırılan 'Andımız'ın yeniden uygulamaya konması yönünde Danıştay tarafından alınan karar, derin bir sistem krizi içindeki Türkiye'de toplum içindeki ayrışmaların ve sosyal fay hatlarının da ne kadar derinleştiğinin yeni bir göstergesi oldu.

Karara bilinen üslubuyla sert tepki gösteren Başkan Erdoğan, itirazının özünde ne kadar haklı olsa da, şimdi ektiğini biçmektedir.

Danıştay'ın gündeme beklenmedik bir zamanda düşen 'Andımız' lehindeki kararı ardından, iktidarı oluşturan Cumhur İttifakı sarsıldı. AKP çevrelerinde bir şaşkınlık yaşanır ve bazı itirazlar yükselirken, MHP kararı muzaffer bir dille karşıladı.

Milliyetçi ve Atatürkçü medya çevreleri de Danıştay kararını yaşanan kriz içinde çok önemli bir dönemeç olarak niteledi.

Kürt siyasi kesimlerinde ise sert eleştiriler gelmekte gecikmedi.

Başkan Erdoğan kısa bir sessizlik ardından tartışmaya katıldı. Karara muhalefetini gizlemeden "Tek tipçi bir metin özentisinin çocuklarımıza her sabah okutulmasının yeri var mıdır?" sorusunu ortaya atarak şunları söyledi:

"Ben Türk’üm ama Türkçü değilim. O başka bir şey, o başka bir şey. Her etnik unsur kendi etnik unsuruyla iftihar edebilir. Sizin Türkçülük yapma hakkınız var, ama (o zaman) benim Kürt vatandaşımızın Kürtçülük yapmak hakkı doğar. Asla bunu ırkçılık yapma boyutuna taşımayalım. Bunu yaptığınız anda ayrımcılık yapmış olursunuz."

Erdoğan daha sonra tartışmaya, yüksek yargıya olan eleştirilerini de ekledi ve bugün şunları dile getirdi:

"Yeni sistemin özelliği, yürütmede çift başlılığı kaldırmıştır. Kuvvetler ayrılığını gerçek anlamda işletemeyen, millet iradesini antidemokratik kurum ve kuruluşlarla frenleyen çarpık anlayış düzeltilecek diyorum ama kendi kendime soruyorum; düzeltildi mi? Bazı uygulamalar görüyorum ki, çok başlılığa giden bir süreç var.

Merak ediyorum, yerindelik görevi idareye mi ait yoksa yargıya mı ait? Bunun kavgasını 16 yıldır hep verdik, veriyoruz. O zaman yargı gelsin idare görevini de üstlensin! Bir taraftan kalkıp bunların ayrılığından bahsediyoruz, diğer taraftan yerindelik yetkisini de yargı kullanıyor. Böyle bir şey olamaz. Danıştay olarak bir istişari organ olarak diyorsak, istişari organ görevini ifa etmesi gerekir.

Şu anda Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerini hazırlamadan önce, Danıştay'dan bunu soracak, izin alacaksak ben bu makamda durmayım, çekeyim gideyim!"

AKP hükümetinin beş yıl önce, Kürt Barış Süreci esnasında uygulamadan kaldırdığı, ilköğretim okullarında okutulan, 1933 tarihli  'Andımız' metni şöyleydi:

"Türküm, doğruyum, çalışkanım. İlkem, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir. Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım, Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türküm diyene!"

İktidara karşı eleştirel tavrı habercilik mesleğinin gereği ve kuralı olarak gören Ahval, doğruyu teslim etmekte tereddütsüzdür:

Erdoğan, 85 yıllık metni 'ırkçılık' olarak nitelerken, etnik kimliklerin kendilerini ifade ve beğeni hakkını teslim ederken haklıdır.

'Andımız' tek partici, totaliter rejimlere özgü, genç kuşakların zihinlerini tektipçi milliyetçilikle yıkama amaçlı çağdışı bir metindir. İnsani, çoğulcu ve adil hiçbir yönetimde yurttaş, kendi iradesi dışında hiçbir güce teslim etmek zorunda olmadığı 'varlığını', anlamadığı, baskıcı ve dayatmacı, soyut bir milliyetçi 'varlığa armağan etme'ye zorlanamaz.

Özgürlükçü toplumlarda her birey kimliğini kendi aklında ve kalbinde yaratır. Bu tür toplum modellerinde birey, veya yurttaş, milliyetçiliğini bir arada yaşamanın huzuru, refah ve gelişme düzeyi ile düzenler, ifade eder.

Ancak Erdoğan'ın haklılığı sadece bu noktaya kadar.

Ardından, alışık olduğumuz üzere, sert eleştirilerini yüksek yargının bir bütün olarak meşruiyetini sorgulamaya taşımasında ve ifade biçiminde hiçbir haklı yön yok.

Yargı ile sözleri, maalesef, arzu ettiği ve adım adım yerleştirdiği yeni yönetim biçiminde yargıya sadece kendisinin irade ve arzusu doğrultusunda kararlar alma sınırı tanımaktadır.

Ve karşısına hiç beklemediği 'aksi' kararlar çıktığında, zaten ölüm döşeğindeki yargıya yeni darbeler vurmakta tereddüt etmemektedir.

Bunun anlamı ve sonucunun, Türkiye'de kuvvetler ayrılığının lağvedilmesi olduğu açıktır.

Türkiye'de hızla yükselişe geçen milliyetçiliğin tezahüratla karşıladığı 'Andımız' kararıyla ilgili gelinen noktada Erdoğan'ın suç ve kabahati başka bir yerde aramasının da bir anlamı yoktur.

Eğer bu noktada şu anda br tıkanma veya keskin pürüz yaşanmakta ise, bunun müsebbibi veya sorumlusu, Erdoğan'dan başkası değildir.

Yıllardır tartışıldı, yazıldı, çizildi: Eğer Türkiye özgürlükçü, farklı her alt kimliğine saygılı, çoğulcu bir hukuk devleti mertebesine erişecek ve bireylerine güven ve rahatlama aşılayacaksa bunun yolu, her sorunu bir temelde çözecek bir yeni anayasanın makul mutabakatla kabulünden geçecekti.

İkincisi, eğer barış gerekiyor idi ise, bunun çözümü de Kürtlerle birlik içinde uzlaşma ve demokratik taleplerin kabulü olacaktı.

Erdoğan maalesef bu iki sınavı da geçmemiş, geçememiştir.

Tersine, yönetimi kapanmacı, baskıcı, farklı görüş ve kimliklere düşman, aşırı bir Türk milliyetçiliğinin ortaklığına teslim etmiştir.

Bu açıdan bakıldığında, 'Andımız' kararı ardından ortaya çıkan tartışmaların, toplumdaki derin kutuplaşmayı ve çıkışı çok zor görünen sistem krizinin sadece bir yeni fotoğrafı olmasının ötesinde hiçbir anlamı yoktur.

Başkan Erdoğan, ektiğini biçmektedir.