Ahval
May 30 2018

Hayko Bağdat'ın yazısını neden yayınladık, haber kuruluşu olarak siyaseten nerede duruyoruz?

Hayko Bağdat'ın dün Ahval Türkçe'de yayınladığımız yazısı çok sert tepkilere, karşı suçlamalara, aralarında kamuya mal olmuş bazı kişiliklerin de yer aldığı dar bir çevrenin iftiralarına da yol açtı.

Yazının başlığı kışkırtıcıydı, üslubu ve içeriği de öyle. Konu siyasetle, gergin seçim yarışında alınan ve alınacak tavırlarla ilgiliydi. Böyle olunca, infiale yakın bir sosyal medya tepkisi de anlaşılır boyut kazanmış oldu.

Ahval editoryal ekibi olarak, 1 Kasım 2017'de yayın hayatına girişimizden bu yana, tam bağımsız duruşumuzun eksenini ifade özgürlüğüne saygı ile ördük.

İçeriğimiz, - kimi küçük çaplı kusurlarımız ve yol kazalarımız olsa bile - bu saygının açık kanıtıdır.

Şunu hatırlatmak isteriz:

İfade özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10. maddesinde altı çizildiği üzere, yalnızca lehte olduğu kabul edilen veya zararsız ya da önemsiz görülen bilgi ve düşünceler için değil, aynı zamanda devletin veya toplumun bir bölümü için saldırgan, şok edici veya rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de uygulanır.

Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir. Bunlar olmaksızın demokratik toplumdan söz etmek mümkün değildir. (AİHM, Handyside/Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976 tarihli karar, § 49).

AİHS, demokrasi ve katılınmayan görüşe saygı konusunda bir rehber ise, o halde, 'demokrat birey' olma konusunda da bir ölçü olarak alınmalıdır. Ama bizler, Ahval editörleri olarak, Türkiye'de hiçbir kesimin 'demokrat'lığı tam olarak içine sindirmediğinin, ve farklılığa tahammülsüzlüğün ülkedeki mevcut derin kriz durumunun asli nedenlerinden biri olduğunun da farkındayız.

Hal böyle iken, kimse bizden kurumumuzu bağlamayan, bu bağımsız platformda - pek çoğumuza kaba saba, hatta saçma sapan gelse de - kişisel görüşünü dile getiren bir yazarın yazısının sansür edilmesini beklememeliydi.

Çünkü, 'sansürcülük', Ahval'in kuruluşunun ilk gününden beri, tam da karsışında yer aldığı ve ne pahasına olursa olsun, almaya da devam edeceği marazi, anti-demokratik bir olgudur.

Türkiye'de egemen iktidar medyasının veya kendisini 'muhalif' olarak tanımlayan bir kısım medyadaki yaygın anlayışın tersine, biz haberciliği siyasi amacın aracı olarak değil, halka gerçekleri her rengiyle aktarmak olarak görüyoruz.

Yorumlarda geniş bir yelpaze sunmaya çalışıyoruz. Tek tipçi, tek sesli toplum anlayışına karşıyız. Çoğulculuğu savunuyoruz, çünkü bizce bir görüşü meşru kılan onunla çelişenlerdir.

Bize göre okur - veya halk, seçmen - manipülatif içerikle güdülmesi gereken bir sürü değil, hayallerle gözleri kamaştırılacak bir kitle de değil.

Biz herkesin akli muhakemeleri olduğuna inanıyor, zekasına güveniyoruz.

Ayrıca, bizler, kendi temennileriyle sınırlı bir siyasi güzergahı hedeflemiş hiç kimsenin şoförü de değiliz.

Burada zaman zaman belirli bir kesim okurun hoşuna gitmeyecek görüşleri yayınlıyoruz ve hoşa gitmese de devam edeceğiz.

Çoğulcu tavrımız nedeniyle Türkiye'nin birbirinden farklı - ve kutuplaşmış - kesimlerinden bugüne kadar aralıklı olarak tepkiler aldık. Gülen Cemaati mensupları sert eleştiri yazıları nedeniyle geçenlerde Ahval'i boykot çağrıları yaptı; keza sol ve Kemalist kesimlerden de tepkiler geliyor, Kürt okurlarımız da zaman zaman sert çıkışlarda bulundular. AKP ve yandaşı çevrelerin düşmanca tavırlarını saymıyoruz bile.

Başlı başına bu durum bile Ahval'in doğru yerde olduğunu anlamaya yeter.

Hatasız mıyız? Hayır.

Söz konusu yazıdaki hatamız, yazarın önerdiği ''Muharrem İnce'yi Desteklemek Türkiye'ye İhanettir'' başlığını değiştirmemekti. Esasen bu başlık, içeriği yansıtmıyordu, zihinsel provokasyon sınırlarını zorluyor, sansasyonel bir cazibe tuzağının kapısını aralıyordu. Öfkenin asıl kaynağı olan bu başlık nedeniyle hatalıyız. Daha dikkatli davranmalıydık.

Ama mesele sadece editoryal tartışma ile sınırlı değil.

Konu Türkiye siyaseti; ve bu konuda elbette ki Ahval'in net bir editoryal duruşu var.

Şunu vurgulayalım: Bağdat'ın görüşleri sadece kendisine aittir ve Ahval'in temel görüşlerini yansıtmamaktadır; kurumsal duruşla özdeş değildir. Ahval’in platform açtığı bir köşe yazısıdır.

Nedir Ahval'in duruşu?

İçerikten de anlaşılacağı gibi, Ahval'in tek bir güzergahı var:

Hukuk ve bağımsız yargı zemininde kurumsallaşmış demokrasi.

Eşitlik, hak ve özgürlük.

Ahval bağımsız yayıncılığıyla, çoğulculuğu gözeterek, her kesim için demokrasi adına mesleki faaliyet gösteriyor.

Türkiye, tarihinin en muazzam sistem kriziyle yüz yüze.

Ülke, bir zulüm ve mağduriyetler cehennemi görünümünde.

Tarihinin en kritik seçimlerin eşiğinde, hızla olağandışı bir tek adam rejiminin kalıcılığına savrulan Türkiye’de, bu gidişe itiraz eden farklı kimliklerden her kesim, ülkenin karanlığa gömülmesini önlemeye çalışıyor.

Diktatörlüğün kurumsallaşmasına karşı çıkanlar, hukuk düzeninin yeniden tesis edildiği, savaşın, şiddetin ve kutuplaşmanın ortadan kalkacağı, huzur ve güven dolu bir geleceği arzu ediyor.

Ahval'in yayın akışını belirleyen temel güdü, başta Kürtler olmak üzere tüm mağdur kesimlerin sesi olmaktır.

Bu nedenle, biz HDP'nin Meclis'e girmesini, ve Kürt kesimin demokratik temsilini, Türkiye'nin demokratikleşme hayallerinin canlanması için 'olmazsa olmaz' görüyoruz. Mağdurun desteklenmesi demokratlığın, dürüst gazeteciliğin gereğidir; bunu da belirtelim.

Son sözümüz de, 'ilerici muhalefet' rengi altında, Bağdat'a olan öfkelerinin hızını alamayıp Ahval'e iftira atan lümpenlere.

Ahval, tam bağımsız haber-yorum yayıncılığı yürüten bir kuruluştur. Bunu yayın ilkelerimizde de belirttik.

Ancak, 'yeminli düşman' küçük bir azınlık, ısrarla mesnetsiz iddialar ile su bulandırmak derdinde.

Kendilerine çağrımızdır:

Bizim, legal ve illegal siyasette paydaş (örneğin Gülen Cemaati, PKK, CHP, HDP vs...) herhangi bir iç veya dış odak tarafından mali olarak desteklendiğimize, herhangi bir meslek dışı kaynakla beslendiğimize dair elinizde somut veriler varsa, ayrıca içeriğimizde düz sistematik propaganda amaçlı 'yalan haber' varsa, gecikmeksizin bu somut verileri kamusal alanda paylaşın.

Bu veriler mevcut ise ve doğru iseler, hiç gecikmeden hepimiz özür dileyerek topluca istifa edeceğiz.

Ama elinizde somut veri yoksa, sizler sadece müfteri olarak anılacaksınız.

Tıpkı, hasmı olduğunuz siyasal İslamcılar gibi...

Demokratlık tahammül gerektiriyor.

Şimdilik sabırla bekliyoruz.

'İlerici demokrat' kisvesi altında, baskıcı devlet siyasetinin hizmetinde müfteri kalmakta ısrar edenlerle Türkiye'de normalleşme gerçekleştiğinde yargı önünde elbette hesaplaşacağız.

Müfterileri utançlarıyla başbaşa bırakacağız.

Utanırlar mı bilmiyoruz.

Şunu biliyoruz:

Eninde sonunda herşey bir namus ve ahlak meselesidir.