Ahval
Mar 22 2018

Türkiye hızla zifiri karanlığa sürüklenirken...

''Demokrasi, karanlıkta can verir...''

Washington Post gazetesinin 'zamanın kötülük ruhuna' karşı her gün okurlarıyla buluşan bu sade sloganı, Türkiye'de yaşanan çürüme ve çöküş haline pırıl pırıl bir ayna tutuyor.

Erdoğan iktidarının her demokrasinin payandaları olan kuvvetler ayrılığının kökünü kazıyan hamleleri ve hukukun üstünlüğünün fiilen yok edilişi, Dördüncü Kuvvet olarak bilinen medya alanında nihai tahribat ifade eden iki büyük gelişmeyle, 21 Mart 2018' de 'yeni bir kara gün' olarak tescil edilmiştir.

Ülkenin en güçlü yayıncı şirketi olan Doğan Medya Grubu'nun (DMG) kayıtsız koşulsuz Erdoğan yanlısı olarak bilinen Demirören Grubu'na satış ilanı, Türkiye medyasının tümüyle iktidara bağımlı olmayan büyük bir parçasının iktidarın mutlak denetimi altına geçişini ifade ediyor.

Geriye dönüşü mümkün görünmeyen bu gelişme ile medyanın tiraj, rating, dağıtım ve reklam girdisi bakımından en az yüzde 92'si, adı konmamış bir faşizm formatına doğru kararlı adımlarla ilerleyen iktidarın organik uzantısına dönüşmüştür artık.

Yazılı basın ve TV kesimi tekelleştirilirken, internet medyasında bir çöl amaçlanmaktadır.

Epey uzun bir süredir temel etkin denetim işlevini yitirerek iktidarın 'sorgusuz sualsiz onay' bürosuna dönüşen TBMM'nin, DMG'nin satışının ilan edilmesinden kısa bir süre sonra, 21 Mart gece saatlerinde, görsel-işitsel yayın yapan dijital site, sosyal medya kanalları ve platformları RTÜK'ün izin ve denetimine bağlayan yasayı kabul etmesi de, 'karartma' stratejisinin önemli bir başka parçasıdır.

Bu 'büyük karartma', toplumu gerçeklerden ve özgür fikirlerin dolaşımından mahrum etme anlamını taşıyor. Bu tür adımların önümüzdeki dönemde daha da yoğunlaşacağı konusunda da hiçbir süpheye yer kalmamıştır.

TBMM'nin cılız muhalefeti içinde gür sesli bazı milletvekilleri, kürsüden ülkeye ve dış dünyaya 'S.O.S.' mesajları iletmeye çabalamaktalar.

CHP Istanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, '"Basında yarattığınız tekelleşme, halkın haber alma ve kamuoyunun özgürce oluşma hakkını ortadan kaldıracaktır. Gazetelerin dağıtım ağı tek bir partinin eline geçmiştir, bu da muhalif yayınların halka ulaşmasını engelleyecektir. Yarattığınız bu medya ortamı yüzünden binlerce gazeteci daha işsiz kalacaktır. Tekelleşme haberin ve gerçeğin ölümü demektir' diyor.

HDP Istanbul Milletvekili Garo Paylan, internet yayıncılığının RTÜK iznine bağlanmasıyla ilgili olarak şunları söylüyor:

“Orada herkes kendi çabasıyla, sosyal medyada, diğer medya aracılıklarıyla, kendi yaptığı yayınlarla vatandaşa ulaşmaya çalışıyor. Herkes, yalnızca milletvekilleri, siyasetçiler değil, herkes sosyal medya üzerinden kendini ifade etmeye çalışıyor. İktidar bu alanı da fazla gördü. Ben burada bir yayın yapsam, kenarına ‘Paylan TV’ yazsam bildiğiniz platformlardan birisine, gidip lisans almam gerekiyor. Yarın bu maddeyle YouTube kapatılabilir.

‘Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştiren bir video var’ diye RTÜK’e koştuğu anda, bu da medyaya düştüğü anda, o havuzdaki sizin yandaş gazetecileriniz bağırdığı anda YouTube yasaklanabilir. Netflix yasaklanabilir. Yarın Netflix’i yasaklamış, YouTube’u yasaklamış bir ülke olursak ülkemiz tam bir Kuzey Kore ligine düşmüş olacak.''

Neresinden bakılırsa bakılsın, DMG satışının ve RTÜK'e genişletilmiş sansür yetkisi tanıyan yasanın, çok sert etkileri olacağı açıktır.

DMG satışıyla, mevcut iktidarın en büyük korkusu olan TV kanalları hemen tümüyle Saray'ın kontrolüne geçecektir.

Cihan Haber Ajansı'nın kapatılması ardından, resmi Anadolu Ajansı'nın özel sektörde tek güçlü rakibi olan Doğan Haber Ajansı, gazeteciliğin asli toplumsal rolü ve demokratik işleviyle hiçbir ilgisi olmadığı tecrübeyle anlaşılan Demirören Grubu'nun kapatma-küçültme tedbirlerinin kurbanı olacaktır.

DHA çok büyük olasılıkla iktidara sadık editörlerin sansürcü yönetimlerine terkedilecektir. Bunun sonucunda seçimlerin bağımsız medya gözlemcileri tarafından izlenmesi de fiilen sıfırlanmış olacaktır.

DMG'ye bağlı Yay-Sat dağıtımın da aynı akıbete uğraması, hatta iktidar yandaşı Turkuvaz dağıtım ile birleştirilerek 'eritilmesi' beklenmelidir. Yay-Sat, öteden beri medyanın laik, sol, muhalif ve eleştirel gazetelerini dağıtmaktadır. DMG satışı ardından, bu gazetelerin Türkiye'de okurlara erişmesinde riskler geometrik olarak katlanmıştır.

Paylan'ın işaret ettiği gibi, RTÜK yetkisini alabildiğine genişleten yasa ile, içinde ses ve video barındıran sosyal medya kanalları ve sitelerin çok daha sert bir sansüre maruz kalacağı anlaşılıyor. İçinde video olan bir tweet nedeniyle Twitter veya Youtube gibi bir platform, bırakın tekil URL link olarak, topyekun de erişime kapatılabilir.

Elbette ki gerek DGM satışı, gerekse RTÜK yasası, faşizme açılan bir siyaset stratejisinin parçasıdır.

Erdoğan iktidarı, toplumun nefes borusu olan özgür medyayı tıkayarak, yerine sadece iktidarını mutlak ve nihai kılacak tek sesli bir propaganda dalgası ile seçimlerin sonucunu garanti altına almaya, hiçbir şeyi şansa bırakmamaya kararlı olduğunu ilan etmiştir.

Ahval olarak, bu adımların nasıl bir 'zifiri karanlık' Türkiye'yi işaret ettiğini görüyor ve derin endişe duyuyoruz.

Çıkış yolu var mı?

'Demokrasinin karanlıkta can vermemesi' için muhalefetin çabalarının kısıtlı kaldığı ve etki göstermediği aşikardır. Ama yapılabilecek birşeyler var.

CHP, HDP, İYİ Parti ve SP, bu iki gelişmeyle, yaklaşan seçimlerde halka, seçmene ulaşmanın artık hemen hemen imkansız hale geldiğinin, oy sayım sonuçlarının daha fazla hileye açıldığının farkında mı?

Türkiye gibi sosyolojik olarak çoğulcu bir ülkenin, siyaset tekelcisi bir klik tarafından totaliter, lideri dediğim dedikçi bir Orta Asya cumhuriyetine doğru hızla sürüklendiği bu partiler tarafından görülüyor mu?

O zaman medyadan başlayarak yapılacaklar var.

Eğer bu iktidar halkın anayasal haber alma hakkını hiçe sayarak medya sektörünü tekelleştirmeyi kendisinde hak görüyorsa, o zaman da halk ve seçmen kendisine dayatılan iktidar medyasını boykot etme hakkına sahiptir. Bu, gazeteleri satın almamak, iktidar kanallarını izlememek anlamına gelir.

Muhalefet bu 'pasif direniş'in - yani 'yandaş medya boykotu'nun öncülüğünü üstlenerek, tek tük kalmış, gerçeği canla başla halka aktarmaya çalışan gazete, TV ve internet sitelerine yönelmeye telkin ve teşvik edebilir. Bu en doğal demokratik haktır.

Türkiye'de ve dışındaki bağımsız medya kuruluşları gibi Ahval de gerçeği arayan halkımızla daha güçlü bir buluşmaya hazır. Yeter ki demokratik siyasi muhalefet -rengi ne olursa olsun - seçmenin karar verme özgürlüğü için elini taşın altına koysun.