Ahval
May 29 2018

Türkiye seçimler ardından zorlu dış politika tercihleriyle karşı karşıya

24 Haziran'da yapılacak seçimler ardından Türkiye'yi ürkütücü bir uluslararası manzara bekliyor olacak.

Yakındaki komşularla ilişkiler gergin. Türkiye, Suriye iç savaşı girdabının içine sürüklenmiş durumda. Sınırlar, adalar, doğal kaynaklar konularında Yunanistan ve Kıbrıs ile sert bir diplomatik çatışma içinde.

Biraz daha ötede Filistinlilerin kötü durumu ve Kudüs'ün statüsü konularında İsrail'le söz düellosu sürmekte. 2013'te Muhammed Mursi'nin Müslüman Kardeşler hükümetinin devrilmesinden bu yana Mısır'la ilişkiler husumetle ölçülmekte.

Ayrıca Körfez İşbirliği Konseyi üyeleri arasındaki anlaşmazlıkta Katar'a desteğini açıklamasından beri, ve Afrika'nın Kızıldeniz kıyıları boyunca genişleyen etki alanından dolayı, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerinin (BAE) de aralarında bulunduğu bir dizi Körfez ülkesi ile de arası bozuk.

Batıya gelince; Türk-Avrupa ilişkileri de uzun süredir son derece uyumsuz.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik hayalleri suya düşmüş durumda. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan artık pek çok Avrupa başkentinde hoş karşılanmıyor.

İngiltere'ye yaptığı son gezide olduğu gibi, ziyarette bulunduğu yerlerden çıkan sonuçlar genellikle sıkıntılı.

Geleneksel olarak Türkiye'nin en önemli müttefiki olan ABD ile ilişkiler dibe vurmak üzere.

Türkiye'nin Rusya ile gittikçe belirgin hal alan stratejik yakınlaşması, 15 Temmuz darbe girişiminde ABD’nin rol oynadığına yönelik Ankara’da olan inanç ve askerî kalkışmadan Ankara’nın sorumlu tuttuğu Türk vaizin üzerinde süregiden anlaşmazlık, Türkiye’nin Amerikalı papazı dava etmesi ve ABD Hazine Bakanlığından Iran ambargolarını ihlal ettiğinden dolayı bir Türk kamu bankasına gelmesi beklenen ağır ceza gibi uzayıp giden bir anlaşmazlık listesi var.

Geçtiğimiz ay içinde F-35 savaş uçaklarının Türkiye'ye teslimi yeni bir sorun kaynağı hâline geldi. Yeni dışişleri bakanı Mike Pompeo’nun yanı sıra ABD Kongresi de ABD hükümetinin bu kez uçak satışını durdurma konusunda Ankara'ya bazı net sinyaller gönderdi.

Türkiye'nin AKP yönetimi altında uluslararası arenada gittikçe artan sertlik dolu ilişkileri, aynı zamanda dış politikada çok taraflı diplomasiden tek taraflı ve iddialı yaklaşıma geçişiyle bütünleşti. Bu, aynı zamanda Erdoğan’ın Osmanlı ihtişamını yeniden kurma vizyonu üzerinde yükselen kişisel hikayesinin çerçevesine de uygun düştü.

Ancak, Türkiye'nin bir uluslararası krizden diğerine savrulduğu; artan ekonomik basınç hem dikkatleri hem de kaynakları dış politika konularından farklı yerlere kaydırdığı için, Erdoğan'ın şatafatlı vaatleri giderek sürdürülemez görünmekte.

Bu şartlar altında Türkiye'nin dış politikasının şu anda Ankara'da egemen olan dış politika hedeflerinden daha gerçekçi hedeflere odaklanmak için yeniden ayarlaması bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor.

Bir başka deyişle, AKP iktidarının ilk yıllarını karakterize eden, çok taraflı diplomasi güdümünde bir yönetim şekline dönüş gerekli.

Bunu söylemek yapmaktan daha kolay. Zira Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini karakterize eden gerginliklerin çoğu, dış politikanın iç politikaya hizmet eden bir araç olarak kullanılmasından dolayı ortaya çıktı.

Erdoğan ve AKP iktidarını devam ettirmek istiyorsa, bir dış politika ayarlaması ile gururun ayaklar altına alınmasına ve söylem dozunun hafifletilmesine ihtiyaç olacak. Geçmişte pragmatizme sahip olduğunu gösterse de, bu Erdoğan için atılması çok zor bir adım olabilir.

AKP'nin ideolojik yükünü taşımadıkları için muhalefetin dış politika değişikliklerini başlatması daha kolay. Bununla birlikte muhalefetin de geçmişten gelen kendi yükleri var ve uluslararası meselelerle uğraşma konusunda tecrübeleri eksik.

Bunun için, oy kullanımına bir aydan kısa süre kalmış iken, muhalefet partilerinin adaylarının bu konularda sözler söylemesi, ulusal ve küresel sahnede Türkiye için ne tür bir gelecek hayal ettiklerini, temel sorunları ve çözümlerini açık bir dille anlatması gerekecek.

Zorluklar aşikar, ancak Türkiye’nin son yıllarda kendi kendine kazdığı çukurdan çıkabilmesi için dış politikasını etraflıca düşünmesi ve yeniden tarif etmesi gerekiyor.

Bunu yapmamanın çok sert sonuçları olacaktır. Bu sonuçlar sadece Türkiye'nin dünyada giderek artan kötü imajında değil, içerde de yaşanacaktır ve en çok da burada can acıtacaktır.