Oca 05 2018

Yunanistan, Batı Trakya reformunu yapacak mı?

 

Atina- Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesinde yaşayan Müslüman-Türkler, 1923 Lozan anlaşmasında Yunanistan ile Türkiye arasındaki halk mübadelesinden İstanbul’daki Rum azınlığına karşı muaf tutulmuştu.

Her iki ülkede yaşamlarını sürdüren azınlık üyeleri, Türk-Yunan ilişkilerinde zaman zaman yaşanan gerginliklerde ülke yönetimleri tarafından birbirlerine karşı adeta “koz” olarak kullanılmış; ve ait oldukları ülkelerdeki vatandaşlık hakları defalarca ihlal edilmişti.

Bunun sonucunda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı İstanbul’daki Rum azınlığın nüfusu dramatik bir biçimde azaldı. 

Aynı şekilde Yunanistan da Batı Trakyalı Müslüman Türk azınlığına da nüfusunun sayıca azaltılmasını amaçlayan  bir yıldırma politikası uyguluyordu.

Kısacası, her iki ülkede yaşayan azınlık üyeleri, iki ülke arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesi için birer “köprü” olması gerekirken;  azınlık üyeleri maalesef “esaret” şartları altında yaşamlarını sürdürdü durdu.

Türkiye ile Yunanistan’ın azınlık statüsünde bulunan kendi vatandaşlarına uyguladıkları yıldırma siyasetini ve eşit vatandaşlık haklarına kasıtlı olarak yaptıkları ihlalleri; uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bunlar çok yazıldı; çok çizildi.

Yunanistan ile Türkiye’nin kendi azınlıklarına -karşılıklı olarak- yıllarca yaptıkları bu “hak ihlallerinin” son yıllarda bilincine vardıklarını ve bu haksızlıkları gidermeye çalıştıklarını gösteren bazı olumlu gelişmelerin kaydedildiği gözleniyor.

Türkiye, son yıllarda eskiden kendi azınlıklarına karşı yapılan vatandaşlık ihlallerini düzeltmek için bazı olumlu adımlar attığını kabul etmek gerekiyor. Daha bir çok düzeltmenin yapılacağı konusunda da verilmiş olan sözleri var.

Yunan Hükümeti’nin de, özellikle Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın son Atina ziyaretinde bulunduğu “ricalardan” sonra, Batı Trakyalıların başlıca sorunlarından biri olan müftü seçimi ile ilgili taleplerini yıllar sonra ilk kez ciddiye aldığı anlaşılıyor.

Yunanistan’ın Eğitim ve Din işlerinden sorumlu Bakanı Kostas Gavroğlu; (ki, kendisi de İstanbul’dan Yunanistan’a göç etmiş; Türkiye’nin yıldırma siyasetinden de nasibini almış eski bir Türk vatandaşıdır) Batı Trakyalı Müslümanların kendi müftülerini kendilerinin seçebilmesi için yeni bir yasa tasarısı hazırlandığını açıkladı.

Yunanistan’ın emekli büyükelçisi, Batı Trakya ve İstanbul azınlıkları üzerine araştırmalar yapmış; İstanbul Rum kökenli Alexis Alexandris medeni hukuk işlemlerinde ‘Seçme Hakkı’nın azınlık üyelerine İslam Hukuku ile Medeni Hukuk arasında tercih hakkı tanıdığına dikkat çekerek en önemli değişikliğin miras hakkı konusunda olduğu yorumunu yaptı:

“Yeni yasa tasarısı, babası ölen kız çocuğunun Medeni Hukuk kanunlarına başvurma hakkını getiriyor. 

Miras davasını görüşecek olan Yunan mahkemelerinin ise, yeni çıkacak yasa uyarınca, bu davayı müftülüklere havale etme zorunluluğunu ortadan kaldırmakta ve Medeni Hukuka dayalı eşit paylaşım olanakları doğurmakta..

Bu yasa tasarısı, müslümanlar arasındaki davayı müftülüklere götürme hakkını ortadan kaldırmıyor. Yani isteyen İslam Hukuku’ndan; isteyen Medeni Hukuk’tan yararlanabilecek.

Alexandris müftü seçimi konusunda izlenen yorumu doğru bulduğunu vurgularken, bu konuda hassas bir çalışma yapılmasının şart olduğuna işaret etti.

Türkiye’nin 1913 Atina anlaşmasına atıfta bulunarak Başmüftü seçiminin örnek alınmasını istediğine çeken Alexandris, şu değerlendirmeyi yaptı:

‘‘Ancak 1913’te, hala Halifelik olduğundan müftüler Şeyhül İslam tarafından onaylanıyordu. Oysa, 1923’ten bu yana ne Halifelik kaldı ne de Şeyhül İslam..  

Eleftherios Venizelos bu nedenle 1930’da verdiği bir talimatla müftülerin, Batı Trakya’nın ileri gelenleri, Hocaları ve İmamları tarafından seçilmesini sağlamıştı. Yunan Milli Eğitim Bakanı Gavroğlu’nun üzerinde alıştığı formül de bu zaten.. 

Yani müftülerin azınlık tarafından ret edilen devlet tarafından tayin edilmesiyle değil; kendi aralarında oluşturulacak 1930’ların benzeri bir ulema tarafından seçilmesini..

Diğer bir deyişle, İstanbul’daki Patrikler nasıl metropolitlerden oluşan Kutsal Sinod tarafından seçiliyorsa; benzeri bir seçim sistemi üzerinde çalışılıyor.

Her iki durumda da azınlığın bu sorunlarını halı altına atmaya devam edemeyiz. Yunanistan bir Avrupa ülkesine yakışır biçimde bölgedeki çok kültürlülüğü göz önünde bulundurarak, kendi vatandaşlarının sorunlarını halletmeli.”

Batı Trakyalı müslümanları oluşturan Türkler de, Pomaklar da ve Romanlar da, Yunan Hükümetinin ilan ettiği müftü seçimi ile ilgili çalışmalarının nasıl bir sonuç getireceğini merak etmekle birlikte; yıllarca kendi devletlerine duydukları güvensizlik sonucu çekimser bir bekleyiş içindeler.

Ancak Batı Trakya’daki müftüler yalnız Müslüman azınlığın ibadetlerinden sorumlu değil...
Müftünün, Osmanlı İmparatorluğu’nda uygulandığı gibi “hukuk işlemlerinden de” sorumlu olmasından kaynaklanan sorunları giderecek ve tarafları tatmin edebilecek  bir formülün bulunmasına da çalışıyor.

Bu çerçevede, Batı Trakya Müslüman azınlığının yaşam koşullarını “düzelteceği” şeklinde açıklanan başka bir yasa tasarısı daha hazırlandı.  

Bu yasa tasarısı ile 1923 öncesinden ve günümüze dek Batı Trakya’daki Müslüman azınlığın hukuk işlerinden de sorumlu olan müftülerin “Şeriat Kanunları” olarak tanımlanan; evlenme, boşanma, miras gibi, bugüne dek Lozan anlaşmasının ilgili maddelerine göre zorunlu olarak uyduğu bu hukuki işlemlerine karşı Müslüman azınlığa bir seçim yapma hakkı getiriliyor.

Bu bağlamda arzu eden azınlık üyeleri,  müftülerin uyguladığı evlenme, boşanma, cenaze, miras gibi “İslam Hukuku” işlemleri ile Yunan devletinde  -ve dolayısıyla Avrupa ülkelerinde- uygulanan “Medeni Hukuk” işlemleri arasında bir seçim yapma hakkına sahip olacaklar.

Müftülerin İslam Hukukuna dayanan ve bugüne dek Lozan’a göre hem Yunan devletinin hem de Müslüman azınlığın uymak zorunda kaldığı hukuki işlemler, Yunanistan’ı diğer Avrupa ülkeleri nezdinde zorda bırakıyor.

Ayrıca Avrupa Birliği üyesi ülkelerin çoğu, ‘‘Avrupa’nın bir bölgesinde (Batı Trakya) Şeriat Kanunları uygulandığı” gerekçesiyle Yunanistan’a yönelik eleştirilerini artırıyordu.

Yunanistan’ın niçin zor durumda kaldığını kanıtlamak isteyen Yunan Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkilinin verdiği en çarpıcı örneklerinden biri şöyle: 

“Almanya’da 55 yaşındaki birinin 12 yaşındaki bir kız çocuğuyla sarmaş dolaş dolaştığını ve aynı evde kaldığını gören Alman komşuları, bu ikilinin baba-kız ilişkilerine benzemediği kuşkusundan yola çıkarak Alman polisine haber verdi. 

Alman polisi, açtığı sorgulama ve araştırmalarında Müslüman çiftin Batı Trakya Müftülüğünde kıyılan imam nikahı ile ‘evli’ olduğunu ; üstelik çiftin Yunan makamlarının bu imam nikahını resmi damgası ile tescil edilen evlilik cüzdanına sahip olduğunu görünce; iki ülke arasında neredeyse diplomatik bir kriz yaşanacaktı...”  

Çünkü, aynı yetkiliye göre; “AB ülkelerinde ve -Türkiye dahil- çoğu medeni ülkelerde  uygulanan medeni kanuna göre 12 yaşındaki bir kız çocuğunun evlenmesi mümkün olamayacağına göre, nasıl oluyor da Yunanistan gibi bir AB ülkesinde 12 yaşındaki bir kız çocuğunun evlenmesine izin veren Şeriat Kanunları’nın uygulandığı sorusuna Yunanistan, hala cevap vermekte zorlanıyor..”

Zorlanıyor çünkü, Prof. Baskın Oran’ın da altını çizdiği gibi Lozan anlaşmasının 42. maddesine göre Türkiye de Yunanistan da, “...kendi içlerinde yaşayan azınlıkların gelenek ve göreneklerinin uygulanması için bütün tedbirleri almayı kabul etmektedir/ Dini nikahları da resmen geçerlidir...”

Bu zincirleme paradokslardan çıkmaya karar verdiği gözlenen Yunan Hükümetinin  gerek müftü seçimi ve yetkisini; gerekse Müslüman azınlığa hukuki işlemleri için  seçim hakkını getiren  her iki yasa tasarısının azınlık arasında büyük ancak sağlıklı bir tartışma konusu olması bekleniyor.

Ancak nereden bakılırsa bakılsın, müftülerin seçimini ve yetkisini belirleyecek olan formülün azınlık üyelerini tatmin etmesi  olasılığında İstanbul’da siyasi nedenlerle kapatılan Ruhban Okulu’nun açılması yolundaki ümitleri de körüklemesi bekleniyor..

Azınlık üyelerine İslam Hukuku ile Medeni Hukuk arasında seçim hakkını getiren yasanın yürürlüğe girmesi ise bundan en çok Batı Trakya’daki geriye değil; ileriye bakan yeni kuşak Müslüman azınlığın yararlanacağını gösteriyor.

Batı Trakya Rodop Milletvekili Mustafa Mustafa, Yunanistan’daki Türk azınlığın Şeriat kanunları uygulamasının kaldırılması yününde uzun zamandır talebi olduğuna vurgu yaptı.

“Müftülerin, sadece ve sadece toplumumuzun ruhani olarak görevli olmasını istiyorduk’’ diyen Mustafa, yeni  yasa tasarısının bu talep doğrultusunda olumlu bir adım attığını söyledi. ‘’Bu değişiklikler sonrası Şeriat kanunlarının hepten ortadan kalkmasını ümit ediyoruz’’ diyen Mustafa, şöyle konuştu:

‘‘Aslında toplumumuz büyük ölçüde Medeni kanunlardan yararlanmaya başladı. Evlilikler, belediyelerde yapılmakta; miras konuları avukat ve noterlerin sayesinde yerel mahkemelerde görüşülüyordu. 

Yani, Şeriat kanunları artık toplumumuz gelenek ve göreneklerine uymuyordu. Yeni yasa tasarısını Batı Trakya’da uygulanan Şeriat kanunlarının bütünüyle tarihin dolabına kapatılması ve toplumumuzun bundan böyle  laik ve çağdaş bir yolda ilerlemesi için atılan büyük bir adım olarak görüyoruz..”

Devlet tarafından atanan müftülerin Türk azınlık nezdinde itibar görmediğine dikkat çeken Mustafa, bu kişilerin Yunan devleti temsilcileri ile gazla hayır-neşir olmalarının müslüman kesimde rahatsızlık yarattığını söyledi:

‘‘Müftü seçimi sorununun diyalog yoluyla bir çözüm bulması gerektiğini söylemeleri de ümit vericidir. Bitmesi gereken bir sorundur. Bu çerçevede toplumumuz ile hükümet arasında  son derece ciddi bir diyalog kurulması  gerekiyor.  

Bu açıklamaların ileriye doğru atılmış bir adım olarak görüyoruz. Müftünün toplumumuza barış, saygı, kardeşlik ve sevgiyi aşılayacak vasıflara hakim bir insan olmasını istiyoruz.  

Millet başı, ulus başı, Ayatullah gibi bir siyasi lider değil; toplumumuzun dini ihtiyaçlarını karşılayacak ruhani bir kimliğe sahip olmasını bekliyoruz. Bu konuda gerek toplumumuza, gerekse hükümet yetkililerine ciddi bir sorumluluk düşmektedir..”

 

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar