Beethoven 250 yaşında

Bu yıl Beethoven’ın 250. doğum yılı bütün dünyada kutlanıyor. Piyano sonatları, yaylı çalgı kvartetleri, senfonileri ve diğer birçok eserini dinlemek üzere her gün on binlerce insan dünya metropollerindeki konser salonlarını dolduruyor. Konser biletlerinin çoğu aylar öncesinden satılmış durumda.  

Bach ve Mozart’la birlikte müziğin üç devi arasında sayılan Beethoven oldukça yoksul bir aileden geliyordu. Babası alkolik ve saldırgandı. Müzik dışında hemen hemen hiç eğitim almadan yetişti. El yazısı okunmayacak kadar kötüydü. Çokça imla hataları yapıyordu. 

Ancak bu onu okumaktan engellemedi. Yunan klasikleri ve Shakespaere favorileri arasındaydı. 

Bonn’daki gençlik yıllarında 1789 Büyük Fransız Devrimi’nin “özgürlük, eşitlik ve kardeşlik” idealini yücelten radikal öğretmenlerle tanıştı. Beethoven bu yıllarda kazandığı devrimci bilinci ve edindiği mücadeleci kimliğini sonuna kadar sürdürdü.

17 yaşındayken Viyana’ya geldi. Mozart’la tanıştı. Ondan dersler alacaktı. Ancak annesinin ölüm döşeğinde olduğunu öğrenince Viyana’yı terk etti. Bonn’da yoksul ailesini geçindirmek zorunda kaldı. Beş yıl sonra Viyana’ya yeniden geldiğinde Mozart ölmüştü. Haydn’ın öğrencisi oldu. Ancak onun öğretmenliğinden hoşlanmadı. Salieri’den kompozisyon dersleri aldı. 

Napolyon’a hayrandı. Onun Fransız Devrimi’nin ideallerini dünyaya yayacağına ilişkin naif bir inancı vardı. Ancak, Napolyon’un 1804’te imparatorluğunu ilan ettiğini öğrenince senfonisi Eroica’yı ona ithaf ettiğini belirttiği birinci sayfayı öfkeyle yırtıp attı.

Eroica’yla senfoniyi Bach ve Mozart geleneğinden çıkarmış, daha subjektif ve duygu yüklü hale getirmişti. Bu eseri müzik tarihinde Klasizim’den Romantizm'e geçişi simgeler.

Onun diğer bir politik tavrını da dokuzuncu senfonisinde görüyoruz. Bu senfoniyi tümüyle sağır olarak 1823’te tamamladı. Senfoninin son bölümüne müzik tarihinde ilk kez koro ve solo olarak insan sesleri ekledi. Burada Schiller’in ”Neşeye Övgü” şiirini kullanarak özgürlük ve kardeşliği vurguluyordu.

Beşinci senfonisi (Kader Senfonisi) dünyada en çok çalınan senfonidir. Işıklı tonların dramla karıştığı bu senfoni Beethoven’in kaderle mücadelesi olarak yorumlanmıştır. Berlioz Beethoven’in bu senfonide bastırılmış öfkesini, derin bir gururu, en yalnız ve çaresiz düşüncelerini ve coşkusunun ateşini yansıttığını söyler. BBC İkinci Dünya Savaşı’nda bütün dünyaya umut yaymak için yayınlarını bu senfoninin görkemli başlangıç temasıyla anons etmiştir: ta-ta-ta-taaa! Nazilerin de Beethoven’i sevmesi işin ironik yanı. 

Beethoven’in 32 piyano sonatı, dinleyiciyi fırtınalar ve tutkular, mutluluk ve ayrılıklar arasından geçiren müthiş bir serüvendir. Kısa temaları yoğun ifadelerle ve enerjiyle dolduran üstün bir yeteneği vardı. Haydn ve Mozart iki ya da en fazla üç bölümle yetinirken, o sonatları dört bölüme kadar çıkarıp senfoni düzeyine yükseltiyordu.

Piyano sonatları 1800’ler boyunca orta sınıf burjuva kültürünü yansıtıyordu. Her kültürlü ailenin evinde piyano vardı. Müzik tutkusuyla tanınan sanayici aile Wittgenstein’larda 1900’lerin başında yedi piyano olduğu söylenir (Filozof Wittgenstein’ın kardeşi savaşta sağ elini kaybedince Liszt ona sol el için piyano parçaları besteleyecektir).  

Beethoven’in sanat anlayışında uzlaşmaya yer yoktu. Eserlerinin başkalarının değil önce kendisinin beğenmesi önemliydi. Sanatçı titizliğinin yanı sıra egosantrik, kuşkucu ve yorucu bir insandı. Duygusal patlamalarıyla yayıncıları, dostları ve garsonlarla sürekli kapışıyor, hırçın ve kırıcı oluyordu.

Bach ve Salieri’nin saraylarda törensel giysilerle dolaşmasına, iktidar ve seramonilere bağlılığına karşılık o sade kılıkla, dağınık saçlarla dolaşıyordu. Böylece sanatçının siyasi otoriteden bağımsızlığını, onlar kadar büyük bir otorite oluğunu kabul ettirmişti. 

Bu büyük besteci, her şeyden fazla gerek duyduğu işitme duyusunu kaybediyordu. 32 yaşında şöyle yazacaktı: 

"Hayatıma son vermek için çok az şey gerekliydi. Yalnızca sanat beni bundan alıkoydu. Yapmak zorunda olduğumu hissettiğim şeyleri gerçekleştirmeden önce dünyayı terk etmek mümkün değildi."

Muazzam bir acı, kahredici bir duyguydu bu. 

Sağırlıktan kurtulmak için birçok kez Baden ve Karlsbad’taki kaplıcalara gitti. Ancak bunlar işe yaramadı. Sağırlığının giderek artması onu ekonomik alanda da etkiliyordu. Sonunda izleyiciler önünde çalmayı bıraktı. Böylece önemli bir gelir kaynağından yoksun oldu.

Bunun bir başka sonucu da sık sık ev değiştirmek zorunda kalmasıydı. Bestelerini piyanoyla yaptığı için titreşimleri duyabilmek amacıyla tuşlara çok şiddetli vuruyordu. Böylece hem evden kovuluyor hem de zarar verdiği piyanodan oluyordu.   

Bazı uzmanlara göre eserlerine karanlık, melankolik kavgacı, kaotik, ürkütücü ve alabildiğine enerjik karakteri veren şey onun sağırlığıydı. 

Çağdaşı Goya da sağır olmuştu. Onun sanatında da koyu-kara tonlar görülür. O da sağırlığı arttıkça Beethoven gibi inzivaya çekilmiştir. 1820-1823 İç savaş yıllarında bir başka sağırdan aldığı Quinta del Sordo’da (sağırın evi) yaşadı ve bu evin duvarlarına ünlü “Kara resimlerini”  boyadı. Bunları ne bir zenginin siparişi üzerine ne de başkaları görsün diye yaptı.

Beethoven’in aşk hayatı da kaotik oldu. Soylu ve genellikle evli kadınlara aşık oluyordu. Ancak alt sınıftan geldiği için bunların nezdinde hiçbir şansı yoktu. “Ay ışığı sonatı” olarak bilinen piyano sonatını ithaf ettiği öğrencisi kontes Giulietta Guicciardi bunlardan biriydi.

'Ess-dur opus 7' sonatını soylu öğrencilerinden Barbara von Keglevic’e ithaf etmişti. Ona ders vermeye sabahları robdöşambr, terlik ve yatak beresiyle gittiği söylenir. 

Bir başka sonatını önemli sponsorlarından birisinin karısı olan barones Anna Margarete von Browne’a ithaf etmişti. Buna karşılık barondan parayla birlikte bir de at almıştı. Bir ahıra teslim ettiği atın varlığını hemen unutmuştu. Bir süre sonra atın bakımı ve beslenmesiyle ilgili şok edici bir fatura gelir. Atı anında hibe eder.

Onu kadınlar nezdinde şanssız kılan büyük bir etken de görünüşüydü. Kısa boyluydu (1,62. Mozart daha da kısaydı: 1,61). Koca kafalı ve kalın enseliydi. Alnı geniş, burnu yayıktı. Elleri ve ayakları kocamandı. Çok esmer, pütürlü bir teni vardı. Gür ve uzun saçları hep dağınıktı. Gözleri küçüktü ve kalın kaşlarının altında fıldır fıldır dönüyordu. Çok aksi bir insandı. Her an patlamaya hazır bir enerji küpü, bir barut fıçısı!  

1820’de bir sabah erkenden yürüyüşe çıkar. Eski püskü bir paltosu vardır. Saç baş dağınıktır, yolunu kaybeder, aç ve yorgun düşer. Onu serseri bir meczup sananlar yakalanması için polis çağırırlar. Polis onun Beethoven olduğuna inanmaz. 

Rossini onu 1822’de Viyana’da ziyaret ettikten sonra gittiği bir partide çevresindekilere, aralarında para toplayıp Beethoven’e doğru dürüst bir ev almayı teklif eder. Onu her tarafı dökülen bir evde yaşarken görünce çok üzülmüştür. Ancak kimse oralı olmaz. Neden, diye sorunca, Beethoven üç gün sonra o evi satar. Parasını yoksullara verir, yanıtını alır. 

Dünyada en çok çalınan piyano eseri olan ”Für Elise” yi ithaf ettiği söylenen Therese Malfatti onun evlenme teklifini reddeder. Aşık olduğu Josephine Brunsvik 1810’da başkasıyla evlenir. Kardeşi Karl 1815’te ölünce onun oğlunun hamiliği konusunda uzun süreli bir kavga içine çekilir. Sık sık hastalıklara yakalanır, sağırlığı giderek artar. 1814’te artık tümüyle sağırdır. Bütün bunlar ününün doruğuna ulaştığı bu yıllarda onu derin bir bunalıma sürükler ve beste yapamaz. 1819’de toparlanır ve Missa Solemnis, dokuzuncu senfoni, son sonatları ve yaylı çalgı kvartetleri gibi büyük eserlerini verir.

Beethoven hayranlık duyduğu Goethe’nin eserlerinden besteler yapmıştı. Onunla buluşmayı çok istiyordu. Onun ünlü Teplitz kaplıcasına gittiğini biliyordu. Goethe’yle orada karşılaşmak üzere ayrıntılı planlar yaptı. 1812 yılının temmuz ayında buluştular. O zamanki dünyanın en büyük iki devinin buluşmasıydı bu. 43 yaşındaki Beethoven’le 63 yaşındaki Goethe’nin ilk görüşmelerinin ne zaman olduğu bilinmiyor. Ancak Goethe 21 temmuzda güncesine “Akşam Beethoven’leydim. Şahaser çaldı” yazacaktı. 

Goethe Weimer prensliğinde yıllarca bakanlık yapmış, 1700’lerin statükocu bir insanıydı. O dönemde bestecilere kiliselere ruhani müzik yapan zanaatkârlar gözüyle bakılıyordu. Goethe de onları sanatçı olarak görmüyordu. Beethoven ise kurallara uyan değil, kural koyan bir yapıya sahipti. Bir sanat eseri olarak dinlenilmesi için müzik besteliyordu. Müziğiyle yeni bir söyleyiş getiriyor, müziği başka bir alana taşıyordu. 

Kendisini ateşten sözcüklerle yazdığı şiirleriyle coşturan bu usta, Beethoven’i düş kırıklığına uğratmıştı: 

"Dün yürüyüşümüzden dönerken bütün kraliyet ailesiyle karşılaştık. Goethe kolumdan sıyrıldı ve yolun kenarına çekilip durdu. Bir adım daha atmasını sağlayamadım. Şapkamı bastırıp öne eğdim, paltomu ilikledim, kollarımı arkamda kavuşturdum ve kral ailesini yararak yürüdüm. Prensler ve hizmetkârları bir sarmaşık kafesi gibi sıralandılar. Kral Rudolf beni eğilerek selamladı. Kraliçe başıyla selamladı. Bu arada Goethe onlar geçene kadar başını eğerek selama durdu."

Bir yandan kendinden emin bir besteci, öte yandan hürmetkâr bir saray şairi! Beethoven yukarıdaki mektubu ertesi gün yazar dostu Bettina von Arnim’e yazdı. 

Bu mektubun aslı kaybolmuştur ama Beethoven’in Leipzig’deki yayıncısına 9 Ağustos'ta yazdığı mektup bunu doğrular biçimdedir: 

“Goethe saray havasını çok seviyor. Bir şaire yakışmayacak kadar çok. Ulusun önde gelen öğretmeni sayılan şair, saray ışıltısının içinde her şeyi unutuyorsa bu virtiözün gülünçlükleri hakkında söyleyecek fazla bir şey yok."

Peki Goethe onun hakkında ne düşünmüştü? Berlin’deki besteci dostu Carl Friedrich Zelter’e 2 Eylül'de yazdığı mektupta şöyle diyor: 

“Teplitz’de Beethoven’le tanıştım. Yeteneğinden çok etkilendim. Ama ne yazık ki, oldukça zor bir insan. Dünyayı nefret edilesi olarak tanımlamasında doğruluk payı olabilir, ama kendisi dünyayı çok daha katlanılmaz hale getiriyor."

Bir daha hiç görüşmediler.

1800”lerin başları Klasizm’den Romantizm’e geçiş dönemiydi. Politik radikalleşme, sanatçının yeni ve bağımsız rolü ve estetikte romantizm geçerliydi şimdi. Beethoven bu değişimin öncüsü oldu. Dünyayı değiştiremedi ama ona yeni, unutulmaz ve vazgeçilmez bir müzik verdi.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar