Biden, Türkiye’de demokrasiciği kurmak için son şans

Eğri oturup doğru konuşalım ve gerçeği kabullenelim… Devlet tapınmasının hakim olduğu, tekçi zihniyetin içselleştirildiği bu topraklardan Batı tipi demokrasi, hukuk devleti çıkmaz, çıkamaz. Bu ülkede yargı her zaman devlete bağlı olacak, bunun sonucu olarak devletin suçlarını örtecek bunun sonucunda da kendisine bir yolsuzluk alanı açacak. Hep olduğu gibi..

İslam’ın bilimsellikten kopması, devletten bağımsız bir ticaret sınıfı gelişmesine izin vermeyip üstüne dini kontrolüne almasıyla başlayan bu sürece İttihat ve Terakki’nin Anadolu’yu Türkleştirme-İslamlaştırma çabaları ve Ermeni Soykırımı’nın eklenmesi işin tuzu biberi oldu.

Sonuç ortada… Her türlü insan hakkı kavramına uzak bir devlet ve onun söylediği her şeye inanan, düşman ilan ettiğine düşman olan bir toplum. Paranoyalar, korkular ve boş meydan okumalarla hayatını idame ettiren bir yapı. Hıncını çocuktan, kadından, eşcinselden, güçsüzden çıkaran devlet ve din destekli erkek egemen bir sosyoloji…

Bu malzemeden büyük ve köklü bir değişim olmadıkça Batı tipi demokrasi çıkmasını beklemek ham bir hayal. Bu açık saçık bir gerçek. Bu toplum dini, öfkesi, siyasi partileriyle devletin kontrolünde… Devletin papağanı, tetikçisi olduğun sürece hukukla bağlı değilsin. 

Ancak yakın tarihinde görülmemiş bir ilkel dönem yaşıyor Türkiye… Yolsuzluk, talan, hukuksuzluk, keyfiyetçi zihniyet tek parti dönemiyle yarışacak boyutta. Araba bagajlarından AKP yöneticilerine taşınan milyonlarca Euro bile kanıksanmış durumda… Sıradanlaşmış. Toplum bir arada yaşama kültürünü hızla kaybederken dünyada tamamen yalnızlaştığı bir dönemde ekonomisi çöküyor. 

Bu tabloda maalesef muhalefetin hali umut vermiyor. Güçlü bir sendika, örgütlenmenin olmadığı bir olmadığı bir toplumda tek umut kapısı yine de onlar. CHP, Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminde din ile barıştı belki ama orada çakılıp kaldı. Kılıçdaroğlu devletin atadığı parti yöneticileri tarafından kuşatılmış durumda. Çocuk bahçesi gibi çitlerle çevrili bir alanda, devletin izin verdiği ölçüde siyaset yapıyor. O nedenle devletim “öcü”sü olan Ömer Faruk Gergerlioğlu’ndan uzak duruyor, Kürtlerden uzak duruyor, partinin bel kemiğini oluşturan Alevilere bile sahip çıkamıyor. 

İYİ Parti desen, MHP’nin kibar modeli olarak yaşını başını almış partililerine ilkokul önlüğü giydirip andımızı okutmakla meşgul. Şu anki tabloda HDP’yi dışarıda tutarsak tek sivil parti görünen DEVA anketlere göre istenilen momentumu bir türlü yakalayamıyor.

Ama Türkiye kurumlarıyla, ahlakıyla, ekonomisiyle çöküyor. İslamcı-Türkçü söylem sonucu bölgesinde ve dünyada yapayalnız, Türk Silahlı Kuvvetleri bile tarikatlara teslim edilmiş durumda. 

Türkiye 100 yıllık tarihinin en kritik noktasında… İslamcı ve Türkçü bir rejim olarak petrolü olmayan bir İran modeli gibi devam edebilir yoluna ki, bu uzun vadede varlığın tehdit edecek bir tercih olacaktır. Ya da Avrupa Birliği ve NATO içinde yer alan, parlamenter sisteme, iyi-kötü bir yargı düzenine sahip, komşularıyla iyi ilişkiler kurmayı becerebilen bir ülke.

Türkiye’nin yakın tarihi ve muhalefetin hali bu zayıf demokrasi modelinin bile iç dinamiklerle kurulmasının çok zor olduğunu gösteriyor açıkçası. Tek şans ve umut, Amerika’da Biden’ın iş başına gelmesiyle Batı’de bir demokrasi rüzgarının esmeye başlamış olması. İlhan Tanır’ın yazısında vurguladığı gibi bir “Biden Doktrini” şekilleniyor Washington’da… Tıpkı “Johnson Doktrini” gibi..

Giderek daha saldırgan hale gelen Çin ve geleneksel hasım Rusya’ya karşı demokrasi cephesini NATO üzerinden güçlendirmeye çalışacak Biden. Doktrinin esası bu. Erdoğan’la bu hafta yapması beklenilen telefon görüşmesinde de ana mesajının bu temada olması kuvvetle muhtemel.

Türkiye muhalefeti, bunun Türkiye için son çıkış olduğu gerçeğini görmeli. Avrupa Birliği’nden sonra NATO’da da parya muamelesi görecek Türkiye’nin İran gibi Çin’le 400 milyar dolarlık yatırım anlaşması yapacak bir doğal zenginliği yok. Batı çıpasından kopmuş bir Türkiye, tamamen Rusya’nın insafına kalacaktır. Biden’dan telefon gelmediği bir dönemde Rusya’nın İdlib’te yaptıklarına bakanlar bunun ne anlama geleceğini görürler.

Muhalefet partileri, devlete şu anda hakim olan Batı düşmanı zihniyete teslim olur, Washington’dan esen demokrasi rüzgarını tam teşekkülü demokrasi olmasa bile insanlara nefes aldıracak bir modeli kurmayı başarmalıdır. 

Başta Kürtler olmak üzere toplumun geniş kesimlerinin birbirine düşman haline geldiği, Suriye ve Irak’ta fiili savaş halinde olan, ekonomisi çökmüş ve bunu yönetecek akıla sahip olamayan Türkiye, bu yönetimle eşi görülmemiş bir felakete sürükleniyor. Eksik de olsa bir demokrasiye sahip çıkmaz, kavgasını vermezseniz korumaya çalıştığınız devletin varlığını tehlikeye atacaksınız...

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.