Türkiye -Suudi Arabistan yakınlaşmasının sebebi Biden mı?

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz hafta parti üyelerine yaptığı konuşmada Türkiye'nin “Avrupa ile birlikte geleceğini inşa etmeyi” öngördüğünü söyledi.

Bu bildiriyi, bir hafta içinde Türk sismik araştırma gemilerinin Akdeniz'e yeniden konuşlandırılması izledi ve bu durum Avrupa ülkeleri Yunanistan ve Kıbrıs'ı kızdırdı. Pazartesi günü Erdoğan, Libya yolunda silah araması için durdurulan bir Türk gemisi ile şikayette bulunmak amacıyla Alman ve İtalyan büyükelçilerini dışişleri bakanlığına çağırdı. 

Erdoğan'ın Avrupa ile ilişkilerde aklındaki yeniden başlangıç her ne ise sert bir başlangıç ​​yaptı, ancak Türkiye için başka bir soğuk ilişkide de çözülme emareleri görüldü. 

Cumartesi günü, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Farhan El Suud, Türkiye ile ilişkileri "iyi ve dostane" olarak nitelendirdi. Son yıllarda iki ülke arasında süregelen düşmanlık göz önüne alındığında bunlar şaşırtıcı sözlerdi, ancak Riyad liderleri son zamanlarda bir dizi sıcak sözler sarfetmişti. 

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz, 30 Ekim'de Türkiye'nin İzmir kentini vuran depremin ardından, “kardeş Türk halkının yanında durma konusundaki kararlılığını” göstermek için şahsen yardımların ulaştırılması emrini verdi. Bunu birkaç hafta sonra Erdoğan'la yaptığı telefon görüşmesi izledi ve her iki lider ikili ilişkileri geliştirmekle ilgilendiklerini belirttiler. Hafta sonu Suudi Arabistan'ın ev sahipliğinde düzenlenen G20 zirvesinde konuşan Erdoğan, “sevgili kardeşim” diyerek kralı övdü.

Washington DC merkezli jeopolitik risk danışmanlığı şirketi Gulf State Analytics'in CEO'su Giorgio Cafiero, bu açıklamaların yeni jeopolitik gerçekler ortaya çıkmadan önce gerilimleri hafifletme arzusunu yansıttığını belirtiyor. Bunlardan en acil olanı, Joe Biden'ın ABD Başkanı Donald Trump'a karşı kazandığı zafer ve yönetimin göreve başlayacak olması.

Cafiero Ahval podcastteki röportajında, "Türk-Suudi ilişkilerindeki bu değişimin Washington'daki liderlik değişimi ile ilgili sonucuna varıyorum" diyor.

Cafiero, Trump yönetiminin yıllarca insan hakları ihlalleri konusunda üst düzey koruma sağlaması sonrasında Suudi Arabistan'ın özellikle Trump'ın yenilgisinden dolayı endişelenecek çok şeyi olduğunu öne sürüyor. Buna karşılık, Biden Krallığı bir "parya devleti" olarak nitelendirmiş ve bu konuda Riyad ile daha sıkıntılı bir ilişki sürdürmesi muhtemel. 

Biden yönetiminin etkisiyle ilgili bu argüman benzer şekilde Türkiye'ye de uygulanabilir. Erdoğan, Trump'la güçlü bir kişisel bağ kurdu; ABD başkanı Türkiye'yi Rusya'nın S-400 füze sisteminin satın alınması ve ABD'nin Suriye'deki Kürt müttefiklerine yönelik saldırılardan ötürü Kongre’nin öfkesine karşı korudu. Buna karşılık Biden, yenilmesini istediği bir otokrat olarak nitelendirdiği Erdoğan'a karşı duracağına söz verdi.

Cafiero, Erdoğan'ın Biden yönetiminin Türkiye-ABD ilişkilerini nasıl etkileyeceği konusunda endişelenmek için iyi nedenleri olduğunu kabul ediyor ancak Katar boykotu veya Libya'daki çatışmalar gibi bazı konularda daha fazla yakınlaşabileceklerine işaret ediyor. Buna kıyasla Suudi Arabistan, Biden ile daha az ortak zemin bulabileceğini ve yeni yönetimle daha fazla risk yaşayacağını düşünüyor. 

Suudi Arabistan-Türkiye yakınlaşmasını etkileyecek bir diğer faktör, Ankara ile rekabetininin çok daha derin olduğunu söylediği Birleşik Arap Emirlikleri. Cafiero Türkiye açısından, BAE'yi "bölgedeki bir numaralı jeopolitik düşmanı" olarak nitelendiriyor.

Emirlikler, Erdoğan hükümetinin benimsediği siyasal İslam'a, özellikle de Müslüman Kardeşler'i desteklemesine uzun süredir karşı çıkıyor. Bu BAE’yi Ortadoğu'da Türkiye'ye karşı çıkmaya ve hatta Ankara'ya karşı Avrupa devletlerinin yanında yer almaya itti.

Cafiero, Suudi Arabistan’ın pek çok konuda BAE ile aynı pozisyonda olduğunu ancak özellikle Müslüman Kardeşler konusundaki duruşunun daha az katı olduğu konusunda ısrar ediyor. Bununla ilgili bir örnek, Türkiye’nin tek Körfez müttefiki olan Katar’la ilgili. Suudi yetkililer, BAE'nin reddettiği bazı konularda Katar’a uzlaşma öneriyorlar .

Cafiero, "BAE'nin Katar tehdidi ile ilgili algısı çok ideolojik ve çok katı. Abluka, Katar'ın taviz vermesine gerek kalmadan sona erseydi, bu Türkiye'nin Arap ülkelerinin müttefiki olarak etkinliği hakkında bir mesaj olurdu” diyor.

Türkiye'de bazılarına göre Suudi Arabistan-BAE eksenindeki çatlak, daha ne kadar artırılabilir sorusunu gündeme getiriyor. Ancak Cafiero’ya göre herhangi bir farklılık Körfez’in bu iki müttefiki arasında bir boşanmaya işaret etmediği gibi, Riyad veya Ankara arasındaki güven eksikliğini de gidermiyor. 

Bazı yönlerden, Kral Selman'ın yakın zamandaki diplomasisi, oğlu Veliaht Prens Muhammed bin Salman (MbS) tahta çıkmadan önce ilişkilerin düzeyine geliştirmek için son şans olabilir.

MbS, daha önce İran ve Müslüman Kardeşler’e birlikte Türkiye’yi Ortadoğu'da “şeytan üçgeninin” bir parçası olarak tanımlamıştı. MbS ayrıca Riyad'ın Katar ablukasını ve Libya'da BAE'yi desteklemesinden sorumluydu. Washington Post köşe yazarı Cemal Kaşıkçı'nın Ekim 2018'de öldürülmesi ile krallığın imajına yapılan darbe Kral Salman'ı dış politikada oğlu üzerinde daha fazla kontrol sağlamaya sevk edecek kadar önemliydi.

Cafiero, kralın sağlık durumunun kötü olması ve 35 yaşındaki MbS'nin yerine geçeceğine kesin gözüyle bakılması göz önüne alındığında zamanın Erdoğan'ın tarafında olmadığında ısrar ediyor. 

Cafiero, "Açık olan, kralın sonsuza kadar hayatta kalmayacağıdır. MbS kral olduğunda, ilişkiyi yönetmek çok daha zor hale gelecek. O noktada Erdoğan'ın MbS'ye diyaloga girip girmemekten başka seçeneği kalmayacak" diyor. 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.