Boğaziçili gençlerin ev hapsinde direniş yöntemleri

Son yıllarda ev hapsi pek çok insanın karşılaştığı bir ceza haline geldi.  Görünüşte daha ‘serbest’ gibi lanse edilse de ev hapsinin pek çok ağır yanı var. Son dönemde muhaliflere uygulanmaya başlanılan bu ceza, ceza alan kişileri  birçok sıkıntıyla karşı karşıya getiriyor. Bileğe takılan kelepçe ile dört duvar arasına hapsediliyorlar. 

Kişisel ihtiyaçlarını giderme konusunda başkasına bağımlı hale geliyorlar. Hasta olsalar dahi evden izinli çıkmak zorundalar. Hastane gibi acil ihtiyaçlarda bile kısıtlı süreyle dışarıda olabiliyorlar. Sosyal ortamdan da tecrit edilmiş durumda bırakılıyorlar.

Ancak bu cezayı alan pek çok insan kısıtlı imkanlarla da olsa mücadeleye devam ediyor. Öğrencilerin bilekte kelepçe ve evlerinden yaptığı çeşitli eylemler ise beğenilmeye ve sahiplenilmeye devam ediliyor. Yaptıkları protestolar binlerce kullanıcı tarafından paylaşılıyor. Peki ev hapsinde neler yapılabiliyor?

Avukat Yelda Koçak ve Selin Nakıpoğlu’nun makalesine göre Boğaziçi direnişine destek veren en az 41 kişiye ev hapsi cezası verildi. Ancak buna karşın bu ceza son dokuz yıl boyunca sadece 201 şiddet failine uygulandı. Oysa bu yasanın çıkış amacı şiddet faillerini cezalandırmaktı. (https://artigercek.com/haberler/elektronik-kelepce-kimi-koruyor ) Söz konusu yasa, tacizcilerden veya şiddet faili bireylerden çok Boğaziçi eylemlerinde de görüldüğü gibi muhaliflere uygulanıyor. 

boğaziçi

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine destek veren Melis Akyürek, ev hapsi alan isimlerden birisi… Kendisi ceza aldıktan sonra da mücadelesine evden devam etmeye başladı. Şu ana kadar birçok eylem de gerçekleştirdi. Ev hapsinin şartlarını anlatan Akyürek, “Bir kere özgürlüğünüz elinizden alınıyor? Tecrit uygulanıyor ve yalnızlaştırılmak isteniyorsunuz.  Herhangi normal ya da sosyal hayatınıza devam edemiyorsunuz. Herhangi bir ihtiyacınızı tek başına göremiyorsunuz. Aslında insanlara bağımlı hale gelmiş oluyorsunuz diyebilirim. Ev hapsi görünür bir ceza yöntemi değil. İnsanlar sizin serbest kaldığınızı düşünüyorlar” diyerek şöyle devam ediyor:

“Bunun bir serbestiyet olmadığını anlatmak istiyorum. Biliyorsunuz Boğaziçi direnişinde LGBTİ’li pek çok arkadaşımıza çok baskı uygulandı. Kulüpleri kapatıldı. İçişleri Bakanlığı kendi bireysel düşünceleriyle onları yargılamaya çalıştı. Onları şeytanlaştırmaya çalıştılar. Ona dikkat çekmek istedim. Dolayısıyla ilk kelepçe takıldığında ne yapabilirim diye düşündüm. Onlara destek olmak ve Boğaziçi direnişinden gözaltına alındığımız için LGBTİ bayrağını kelepçenin üzerine koymuş oldum. Ertesi gün de Boğaziçi amblemini koydum. Daha sonra tutuklanan 10 arkadaşımız vardı. Buna dikkat çekmek için de bu sefer 10 rakamını kelepçenin üzerine koydum. Sesimi sosyal medyadan duyurmaya çalışıyorum. Çünkü bizi hem hayattan koparmak hem de mücadele etmekten de alıkoymak istiyorlar. Dolayısıyla nerede olursak olalım o mücadeleye devam edeceğimizi biraz anlatmaya çalıştım.”

Son zamanlarda pek çok kimseye ev hapsi cezasının verildiğini kaydeden Akyürek, “Bu ev hapsi 6284 kanunu çerçevesinde şiddet failleri için çıkarıldı. Ancak şu anda muhaliflere uygulanıyor. Çekirdek gibi ev hapsi dağıtılıyor arkadaşlarımıza. Şu anda o şiddet faillerine uygulanmayan ev hapisleri, bizlere, muhaliflere, onlar gibi olmayan insanlara karşı kullanılıyor. Bizler ev hapsi almış olsak da tutuklanmış olsak da haksızlığın karşısında mücadele etmeye ve dayanışmaya devam edeceğiz” diye sürdürüyor sözlerini..

boğaziçi

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencisi Hivda Selen’e ise bu süreçte iki cezayı birden verildi. Hem ev hapsi hem de imza yoluyla adli kontrol cezası alan Selen, ev hapsinin muhaliflere verildiğini ancak şiddet ve nefret söylemi üretenlere verilmediğini söylüyor: 

“Ev hapsi bilindiği üzere siyasi bir karar zaten. Ayaklarımıza kelepçe taktılar ve ev hapsine çarptırıldık. Dolayısıyla kesinlikle hukuki bir karar değil. Sonuçta bu kelepçeler kadınları katledenlere ya da nefret söylemleri üretenlere, uzaklaştırma alan erkeklere takılmadı. Bizim ayaklarımıza takıldı. Sırf üniversitenin özgürlüğünü savunduğumuz için.” 

Bu süreçte yaşanılan sıkıntılara da değinen genç kadın, şartlarını şöyle anlaıyor:

“Hastalandığımızda birilerinden izin alarak hastaneye gidebileceğiz ve çok kısıtlı bir sürede..  Evimizde bizim dışımızda yaşayan kimse yoksa kendi ihtiyaçlarımızı gideremeyeceğiz. Yani dışarıdan alışveriş yapamayacağız. Evimizde bir köpek varsa onu da dışarı çıkartıp gezdiremeyeceğiz.  Birilerine muhtaç olarak yaşıyoruz bu süreçte. Birçok arkadaşımız çalışıyor normalde. Onlar çalışamayacak. Ekonomik anlamda zorluklar yaşıyoruz. Bu tür sıkıntıları var. Bir yandan da toplumdan dört duvar arasına alınarak tecrit ediliyoruz. İnsan sosyaldir ve sosyalliğiyle vardır. Biz şu an bunların hepsinden mahrum edilmiş bulunuyoruz. Şu an yayılan bir direniş var. Zaten ev hapislerinin temel sebebi de bu, bizi o direnişten uzaklaştırmaya, ayağımızı o direnişten kesmeye çalıştılar. Bu yüzden bize ev hapsi vermiş oldular.” 

boğaziçi

Söz konusu direnişten kopmadıklarını anlatan Selen, öğrencilerin evlerde gerçekleştirdikleri eylemleri de şöyle sıralıyor: “Biz direnişten vazgeçmiş değiliz ve direnişin kendisine nasıl katkıda bulunabiliriz. Bunu düşünüyoruz ve kaygısını da güdüyoruz. Elektronik kelepçeler üzerine çeşitli sloganlar ve sözler yazarak durumun kendisini teşhir ediyoruz. Bir yandan da ev hapsindeyken Boğaziçi direnişinin yaptığı tüm sosyal medya eylemlerine dahil oluyoruz. Ev hapsi bir tecrit biçimi.” 

Avukatlarının şimdilik itiraz ettiğini belirten Selen, “Ben mahkemeye çıkarılıp ev hapsi alan 10 kişiden biriyim. Bana aynı zamanda adli kontrol cezası da verilmişti. İmza kararını, kelepçeyi ayağıma getirip takan memurlar getirdi. Bu kadar pervasızca davrandıklarını görüyoruz. Çünkü ben ev hapsindeyken her pazartesi karakola gidip imza atamam. Bu da devletin girdiği durumun vehametini gösteriyor. Şimdi iki cezadan yani iki kontrolden birini ihmal etmem gerekiyor. Bu durumda ev hapsindeyken çıkamadığım için imzayı ihmal ediyorum. Avukatlarımız itirazlarını verdiler ancak ne olacak belli de olmaz. Yarın öbür gün sen imza atmıyorsun, adli kontrolünü ihmal ettin diyebilirler. Bu durumu sadece ben yaşadım ama bunun kritik ve önemli olduğunu düşünüyorum” diyerek direnişten vazgeçmeyeceklerini belirtiyor. 

Ev hapsi alan isimlerden biri de Cihat Parıltı. Kendisi İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun ve bir süredir oyunculuk yapıyor. Pandemi sürecinde sahnelerin kapanmasıyla oyunculuk yapamaz oldu. Aynı zamanda bir anaokulunda öğretmenlik de yapan Parıltı, “Ben de bir anaokulunda drama eğitmenliği yapmaya başladım. Şimdi ev hapsi sebebiyle bu işimi de yapamıyorum. Bize bu kelepçeleri takarak bir şekilde yıldırmak, korkutmak istiyorlar. O yüzden güçlü kalmanın, direngen olmanın bu süreçte bizim yapabileceğimiz en büyük direniş olacağını düşünüyorum. ‘Madem korkmamı istiyorsun o halde korkmuyorum’ demek önemli” diye konuşuyor. 

boğaziçi

Ev hapsi hakkında konuşan Parıltı, “Ev hapsini tanımlamak gerçekten çok zor. Ne tutukluyum, ne de hapisim diyebiliyorsun ne de özgürüm diyebiliyorsun. İşin daha kötüsü bir eve hapsediliyorsun ancak bu evin kirasını ödeyebilecek imkan sana tanınmıyor. Bu giderleri bir şekilde halledin diyor devlet. Gerçekten müthiş bir çözüm. Arkadaşlarımızla dayanışma içerisinde olmasak gerçekten zor bir süreç. Dışarıyla olan hiçbir ihtiyacını kendin karşılayamıyorsun. Mutlaka ikinci bir kişiye ihtiyaç duyuyorsun. Ev hapsi modern pranga aslında. Evin içinde zincire vurulmaktan farkı yok. Sadece zincirin varlığından söz edemiyoruz. Onun dışında aynı” şeklinde konuşuyor ve ev hapsi alan arkadaşlarıyla dayanışma içinde olduklarını vurguluyor. 

Ev hapsi sadece muhalif öğrencilere verilmiyor. Gazetecilik  yapanlar da bu cezadan payını alıyor. ETA’dan gazeteci Pınar Gayıp bir süre önce gözaltına alındı ve kendisine de ev hapsi verildi. 

Gayıp’a göre ev hapsi alan isimlerin önemli bir kısmı sokakta özne olan kişiler. Polisin sokaklarda hak arayanları engellediğini kaydeden Gayıp, sözlerini şöyle noktalıyor:

“Boğaziçi direnişiyle birlikte tüm kesimlerin biriken öfkesi açığa çıktı aslında; antidemokratik uygulamalar, hukuksuzluklara karşı insanlar sokağı kuşatmış oldu. En demokratik hak olan basın açıklamalarına yönelik polis saldırısı, işkenceli gözaltılar dahi bu eylemlilikleri söndüremedi. Boğaziçi direnişinin yanı sıra Birleşik Mücadele Güçleri’nin Kadıköy’de kuruluş deklarasyonu ilanına yönelik polis saldırısı ve sonrası yaşananlar da buna örnek. Ev hapsi kararı alanlara dönüp baktığımızda hepsi sokağın öznesi olan isimler. İnsanlar 2911’den hukuksuz şekilde işkenceyle gözaltına alındılar. Bu bile hukuksuzluğun temeli iken bir de bundan tutuklamak devleti uluslararası arenada açıklama yapamayacak duruma getirecekti. Diyecekler ki şimdi, ‘bakın kimseyi tutuklamadık, adli kontrol kararıyla bıraktık.’ Ev hapsi tutukluluğun bir başka biçimidir ve tek amacı kitleyle buluşmanın, sokakta olmanın önünü kesmek. Sokak eylemlerini sindirmeye çalışmak.” 

Hapis cezasıyla birlikte hayatındaki değişiklikleri anlatan Gayıp, “Ajansı eve taşımış oldum aslında. Güne yine erken başlıyorum yani tıpkı ajansa gidip çalışacak gibi. Mesai başladığı saatte bilgisayarımın başında oluyorum. Kendi özdisiplinimle çalışmalarımı sürdürüyorum. Mahrum kaldığım tek şey, kitlelerle yan yana olamamak. Yani yüz yüze röportaj yapmak yerine telefonda yapmak zorunda kalıyorum. Ancak teknoloji ile bu da çözülüyor ve görüntülü röportajlar da yapılıyor” şeklinde konuşuyor. 

İnsanlara ev hapsi verme gerekçesinin nedenlerini sıralayan Gayıp, “Önce belirtmek isterim gazeteci olduğum için bu ‘cezayı’ aldım ancak asıl neden sosyalist ideoloji ile hareket eden bir gazeteci olmam. Yani sokaktan ayağımı kesmek, moral bozukluğu yaşatmak ve bir nebze de olsa irade kırmak. Daha önce de tutukluluğum oldu ve ev hapsi kararıyla tahliye edildim. Hapishanedeyken de ev hapsindeyken de özdisiplinimden ödün vermedim. Çünkü dediğim gibi belli ideolojilere sahip insanlarız. Haftalık çalışma planım hazır, günlük olarak da. Planlara uygun olarak hareket ediyorum. Hareketsizliği de egzersizlerle gideriyorum. İnsanı hapseden aslında fiziksel darlık değil düşüncelerinin engellenmesi. Oluşturulan planlara uygun hareket edildiğinde ve sistem bozulmadığında bu hapisliği pek de fark etmemiş oluyorsunuz. Bugün mesela üç röportaj yaptım, iki röportaj verdim. sokaktan ayağımız kesilmiş olabilir ama çalışmalarımızın önünü kesemezler. Netice itibariyle sadece fiziken hapsetmiş oluyorlar. Biz gazetecilerin kalemlerini, aktivistlerin de inancını hapsedemezler” diye anlatıyor. 

Gayıp sözlerini şöyle bitiriyor: “Ev hapsi de direniş alanına çevrilebiliyor. Gazetecilerin yeri sokaklar, direniş alanlarıdır. Ev hapsi ile onları sokaktan kopardığını düşünenler de aslında bunu başaramayacaklarını biliyorlar. Haberlerimle, röportajlarımla tıpkı sokaktaymışcasına çalışmalarımı sürdürüyorum, sürdüreceğim de.”


© Ahval Türkçe