'At izi gerçekten it izine karışmış durumda, inatla bu ülke yönetilemez' - Ertuğrul Günay

Boğaziçi Üniversitesi'nde Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan Rektör olarak Melih Bulu'yu atamasının ardından başlayan protestoların yankıları devam ediyor. 

İçişleri Bakan Yardımcısı İsmail Çataklı protestolara ilişkin gerçekleştirdiği basın toplantısında, Boğaziçi protestolarında yakalanan 528 kişiden 2'sinin tutuklandığını 108'i adli kontrolle toplam 498 kişinin serbest bırakıldığını söyledi. 

Çataklı devamla şu ifadeleri kullandı, “Vatandaşlarımız hiç merak etmesin, bu grupların tüm çabalarına karşı teyakkuzdayız, ve bu çabaları boşa çıkarıyoruz, bunu da başarıyoruz. Hiç kimseye devletimizin gücünü sınamayı tavsiye etmiyoruz. Bu sözümüz herkese” 

Ahval Genel Yayın YÖnetmeni Yavuz Baydar konuğu Eski Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ile birlikte Boğaziçi protestolarını, iktidarın ve kolluk güçlerinin yaklaşımını ve Erdoğan ile Bahçeli’nin yeni anayasa açıklamalarını değerlendirdi.

Yavuz Baydar’la Sıcak Takip’te öne çıkan başlıklar şöyle:

Ertuğrul Günay:

“Bu açıklamaları duyunca o meşhur söz geldi aklıma, “Elinizdeki tek alet çekiç ise her şeyi çivi olarak görürsünüz.” Şimdi bu iktidarın elinde baskıdan, kovuşturma, soruşturma, tutuklanmadan başka bir araç, alet yok gibi görünüyor. O yüzden neredeyse bütün Türkiye'yi, bütün muhalefeti “terörle iltisaklı” ilan ediyorlar, bu kavram da ne demekse…

Bugün Türkiye’de iktidarın her gün terörle ilgili açıklamalar yapması bana 12 Mart ve 12 Eylül sonrasını çağrıştırıyor. Fakat 12 Marttan 2 yıl sonra Türkiye demokratik bir seçim yapabildi. 12 Eylül’ün bütün baskısına rağmen 1983 yılında yeni bir seçim yapılmıştı ve bu zihniyetler biraz da olsa piyasadan çekilmişti. Çok partili rejim konusunda bir takım adımlar atılmaya başlanmıştı. 

15 Temmuzdan başlayarak 4 yılı geride bıraktık. Bu olağanüstü süreç durmak bilmiyor… 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat bile bu kadar uzun sürmedi.  İktidar şirazesinden çıkmış artık ülkeyi yönetme gücü kalmamış topluma verebileceği herhangi bir olumlu mesaj kalmamış, korkutma yöntemiyle sürdürmeye çalışıyorlar. Fakat her seçimde korkutmaya çalışan değil umut veren iktidarı kazandı.

Siyasette eksen kaymasının ötesinde vahim bir zihniyet kayması var. İktidarın bugünkü dili ne kendisinin beş yıl öncesindeki diline benziyor ne 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat diline benziyor. İktidarın kendi tabiriyle söylersek bu dili “yerli ve milli” değil. Büyük ölçüde ithal bir dil. Alman faşizminden tevessül eden bir dil. Toplumu cinsiyetlerine göre, etnik aidiyetlerine göre tasnif etmek ve topyekün suçlamaya kalkmak bu bizim alışkın olduğumuz, şimdiye kadar bizim siyasetimizde kullanılan bir dil değil. Dünya bu dili İkinci Dünya Savaş’ından sonra gömdü ve mahkum etti. Dünya bu dili bir insanlık suçu olarak mahkum etti.

Ülke inatla yönetilmez mutabakatla yönetilir. Yani siz sonuçta bu toplumu darmadağın mı etmek istiyorsunuz? Gerdirmek çatıştırmak kavga ettirmek mi istiyorsunuz? Yoksa bu toplumun kurumlarının çalışmasını, insanların barış içinde huzurlu yaşamasını ve üretmesini mi istiyorsunuz? Normal bir iktidar ikincisini ister. Fakat iktidarı kuşatmış olan bir çevre -ki Sayın Bahçeli bunların sözcülüğünü yapıyor- ülkeyi bir maceraya sürüklemeye çalışıyorlar. 

Ben Sayın Melih Bulu’yu tanımıyorum. Kendisi eski bir AK Partili olabilir bunda bir sorun yok ama atandığı üniversitenin onu kabul etmesi, kamuoyununda ‘ne kadar yakıştı’ diye bir nitelemenin olması beklenir ama bunların hiçbiri yok. Sayın Bulu Boğaziçi Üniversitesinin içinden gelen bir öğretim üyesi değil. Ben bu tabloyu bir bilim insanına yakıştıramıyorum. O atamayı yapana da yakıştıramıyorum.”