Fehim Taştekin: Amerikalılar varsın Erdoğan bağırıp dursun diye düşünüyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan Amerika ziyareti sırasında Fırat’ın doğusuna müdahale ihtimalinin yüksek olduğunu seslendirdi. Amerika’nın Kürtlere desteğinden rahatsızlığını bir kez daha dile getirdi. Astana süreciyle Rusya’dan istediğini almış görünen Ankara, aynı desteği Washington'dan alma şansı bulabilecek mi? Rusya’nın ve Esad’ın böyle bir gelişmeye tepkisi ne olacak? Bölgeyi yakından izleyen gazeteci Fehim Taştekin Ahval’in sorularını yanıtladı...

Erdoğan’ın Amerika’da iddia ettiği gibi, Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna müdahalesi mümkün mü? 

Mevcut koşullarda Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna müdahalesi kolay değil. Erdoğan bunu mümkün hale getirmeye çalışıyor. Şartları zorluyor. Gözüne kestirdiği birkaç kırılgan hat var. Biri Akçakale’nin karşısındaki Tel Ebyad (Gre Spi), diğeri Ceylanpınar’ın karşısındaki Ras el Ayn (Serekaniye).

Esasen Türkiye’nin bu iki bölgeye dolaylı da olsa müdahale deneyimi var. Kürtlerin Temmuz 2012’de kendi bölgelerinde kontrolü ele almasına paralel olarak Türkiye de proxy (vekil) güçleri kullanarak bu bölgeyi kontrol etmeye çalıştı. O vakit her şey “rejime karşı devrimcilik” sosuyla yutuldu ve bütün bunlar Özgür Suriye Ordusu operasyonu gibi algılandı.

Otobüslere bindirilen İslamcı milisler, Türkiye sınırlarından Suriye tarafına geçerek bu bölgelere girmişti. Serekaniye’de YPG ile çok sayıda çatışmanın ardından bu gruplar çekilmek zorunda kalmıştı. YPG’nin o zamanlar çok da örgütlü olmadığı Tel Ebyad’da ise bu gruplar Kürt nüfusu temizleme yoluna gitmişti.

Tabii IŞİD-Nusra ayrışmasıyla birlikte Ocak 2014’te kentin kontrolü tamamen IŞİD’in eline geçmiş, Türkiye destekli örgütler tasfiye edilmişti. IŞİD Kürtlerle savaştığı için de Türkiye, Tel Ebyad ve diğer bölgelerde bu vahşi örgütün varlığını sorun etmemiş, hatta sınırdan patlayıcı ve militan geçirmesine göz yummuştu.

YPG, 2015’te Arap ortaklarıyla birlikte Tel Ebyad’ı IŞİD’den temizlerken Türkiye etnik temizlik yapıldığı iddiasıyla bu operasyona karşı muhalefet eden yegâne ülkeydi. Şimdi “Etnik temizliğe maruz bırakılmış Arapların ve Türkmenlerin tekrar evlerine dönmelerini sağlıyorum” propagandasıyla Tel Ebyad’a müdahaleyi iç ve dış kamuoyuna pazarlayabilir. Bu bölgeyi gözlerine kestirmelerinin nedeni Kürt nüfusunun görece daha az olmasından ve Arapların çoğunluğu teşkil etmesinden kaynaklanıyor.

Fakat koşullar değişti. Türkiye bu bölgelere dolaylı olarak müdahale ederken Amerikan faktörü yoktu. Rejim de o zamanlar merkeze doğru çekiliyordu. Artık rejim sınırlara doğru yeniden çıkmanın hesaplarını yapıyor. ABD de kendi nüfuz alanında Türkiye’nin işleri bozmasına seyirci kalmayabilir. Tabii basitçe “Afrin’e girdiyse Fırat’ın doğusuna da girebilir” diye itiraz gelebilir.

Cerablus’a, El Bab’a, Afrin’e girmeyi mümkün kılan koşullar diğer taraf için de oluşursa bu itirazın bir anlamı olabilir. İlnur Çevik kendisinden milyonda bir sadır olacak doğru bir söz söyledi, onu hatırlatmakta fayda var; “Rusya’nın yeşil ışığı olmasaydı,Rusya hava sahasını açmasaydı bırakın El Bab'a, Afrin'e girmeyi, insansız hava aracı bile kaldıramazdık” dedi. Türkiye'nin Afrin’de Rusya’nın yaktığı yeşil ışığı, Fırat’ın doğusunda ABD’den görmesi gerekiyor.

Böyle bir müdahale gerçekleşirse, Rusya ve ABD’nin tavrı ne olur?
 

2014-2015’te IŞİD ile mücadele koalisyonu şekillenirken Fırat, fiilen Rusya ile ABD arasında etki alanlarını paylaşım hattına dönüşmüş olsa da Ruslar, Suriye’ye bir bütün olarak bakma eğilimini kaybetmedi. Haliyle Türkiye’den olası bir müdahale planına Rusya’nın yeşil ışığı garanti değil. Afrin’deki hesap şuydu:

Rusya, Kürtlerin Rakka ve Deyr el Zor’a ABD ile birlikte gitmesinden rahatsız olmuştu. Ruslar bu iki kentin kurtarılmasında Kürtlerin Suriye ordusu ile birlikte hareket etmesinden yanaydı. Amerikan çizmelerine daha fazla yer açılması ne Rusların ne İranlıların işine gelirdi. Bu durum Şam’da da, ülke Fırat’tan itibaren bölünecek diye alarma yol açmıştı.

Sadece operasyon alanı genişlediği için değil, sahadaki askeri duruma paralel olarak Kürtlerin liderliğindeki özerk yapı federasyon modeline dönüşmüştü. Rusya Kürtleri ABD’den uzaklaştırmak ve Suriye’ye itmek için kuzeyde Türkiye’nin önünü açtı. Afrin’in kaybedilmesinden sonra Kürtler Şam’la müzakere sürecini başlattı.

ABD, Kürtlerin Şam’la diyaloguna karşı çıkmıyor gözükse de bu müzakere sürecini torpillemeye çalışıyor. Rusya, ABD’nin işini zorlaştırmak, hatta bölgeden çıkmaya zorlamak ve Kürtlere Şam’la birlikte olmaktan başka çarelerinin olmadığını hissettirmek için Türkiye’nin yeni ama sınırlı bir maceraya kalkışmasına göz yumabilir.

Bu, Rusya açısından NATO’da çatlak yaratma fırsatı da sayılabilir. Fakat bu Rusya’nın, Türkiye'nin Kürtleri tamamen ezip geçmesini istediği anlamına gelmez. Ruslar karar vermeden önce şu iki konudan emin olmaları gerekiyor: Birincisi Fırat’ın doğusuna müdahale ABD’nin bu bölgede kalıcı olmasına hizmet etmemeli. İkincisi bu müdahale Kürtleri kazanmanın önünü açmalı.

Türkiye Kürtleri bitirmekten, Rusya kazanmaktan bahsediyor. Afrin’deki tutumlarına rağmen Kürtleri ABD’ye kaptırmak, Rusya’nın seçeneği değil.
ABD açısından meseleye baktığımızda önceliğin İran’ı bloke etme amacına döndüğünü görüyoruz. Bunu defalarca dile getirdiler. ABD Suriye’yi istediği şekilde dizayn etmeden, bu coğrafyadan kolay kolay çekilmeyecek. Bu işi nereye kadar götürür bilmiyoruz. Kendilerinin de bildiğini zannetmiyorum.

Türkiye’nin müdahalesi konusunda onların hassasiyeti “Aman Suriye’deki hedeflerimize ulaşıncaya kadar Kürtlerle ortaklık zarar görmesin” şeklinde kendini gösteriyor. Malum Washington yönetimi 2016’da Fırat Kalkanı yol almaya başladığında Türkiye’nin YPG’nin bulunduğu bölgelere müdahale planlarının önüne “IŞİD’den kurtardığımız bölgeleri korumaya kararlıyız” diyerek bariyer koydu.

Sınırda ve cephe hattında Amerikan bayrağı dalgalandırdı. O zaman Fırat Kalkanı ile El Bab’a indikten sonra Türkiye gözüne Menbic’i kestirmişti. Yol üzerinde kolay duran bir hedef gibiydi. ABD, Menbic’i teslim etmek yerine onca müzakereden ve restleşmeden sonra NATO’daki müttefikini teskin etme adına ancak kentin periferisinde ortak devriye gezme formülüne razı oldu.

Elbette Amerika için de durum değişirse kendi kırmızı çizgileri üzerinde dans etmekten gocunmaz. Fakat Washington henüz kendi stratejik hedeflerinin çok uzağında ve Türkiye’nin sahaya bozucu bir faktör olarak devreye girmesi işine gelmez. Şu haliyle Kürtlerle ortaklık, ABD’nin ile ittifaklık ilişkisini zorlamıyor.

Amerika “NATO’daki müttefik mi Kürtler mi” noktasında bir tercih yapmak durumunda değil. Sınırları zorlarken de Türkiye’yi teskin etme kapasitelerine güveniyorlar. Düşünün Erdoğan “ABD terör örgütüne 18 bin TIR silah ve mühimmat gönderdi” diye bas bas bağırıyor ama Türkiye, ABD’nin sorunsuz askeri müttefiki olmaya devam ediyor. Bu alanda hiçbir bozulma ya da zorlanma olmazken Amerikalılar “Varsın Erdoğan bağırıp dursun” diye düşünüyor olmalı. 

Kürtler, Türkiye’nin giderek artan baskısı karşısında Esad’la anlaşma yolunu seçmek zorundalar mı?

Esasen Kürtler her seçeneğe açık bir strateji izliyor. Bir yanıyla son üç yılda ABD ile ortaklığa büyük önem atfedildi. Eğer bu ortaklık siyaseten tanınma dahil bazı beklentileri karşılasaydı, en önemlisi Türkiye karşısında korunma garantisi sunsaydı, Rusya ve Suriye ordusu karşısında caydırıcı bir işlev görseydi hikâyeyi başka bir yöne çevirmeyi deneyebilirlerdi. Ama ABD’nin gündemiyle Kürtlerin gündemi bir yerden sonra ayrışıyor.

Mesela ABD, İran unsurlarına karşı Irak-Suriye sınırını izole etmek için Kürtleri ta Ürdün sınırındaki Tanaf’a kadar indirmeyi düşünüyordu. Yani kafasında Kürtleri daha geniş alanlarda kullanmak vardı. Ama olmadı. Kürtler kendi orijinal planlarına bir kez daha dönmek durumunda kaldı: Suriye’nin kuzeyinde fiilen tesis edilen demokratik özerkliği kabul ettirmek ve bunu Suriye’nin genelinde reform sürecinin master planına dönüştürmek. ABD’nin böyle bir derdi yok.

Her şeyden önce Kürtler, Suriye Ordusu ile savaş istemiyor. Bunu seçenek olmaktan çıkarmanın yollarına bakıyorlar. Beri tarafta Amerikan varlığına da rejimle müzakerelerin ciddiyet kazanması açısından itici bir faktör olur diye bakıyorlar.

Şimdi İdlib bağlantılı gelişmeler de müzakere seçeneğini daha fazla ciddiye almayı gerektirdi. Kürtler bir an önce Suriye yönetiminin eli daha fazla güçlenmeden ve sıra Fırat’ın doğusuna gelmeden müzakerelerle bir yere varma gereği duyuyor.

İdlib temizlendiğinde Türkiye kendi askeri güçlerini çekmek ve Şam’la yeni bir başlangıç yapmak için de muhtemelen Kürtlere özerklik statüsü verilmemesini şart koşacak. İş o noktaya varmadan Kürtler müzakere masasında olmak istiyor. Ama henüz ısınma turundalar. Sürecin önünde geçilmesi gereken onlarca sınav var.

Menbiç’te başlayacak ABD ile ortak devriyenin olası muhtemel sonuçları nedir?
 

Burada kritik mesele şudur: Türkiye askeri unsurlarıyla kentin içine girebilecek mi? Ve Türkiye’nin YPG’nin örtülü yapılanması gözüyle baktığı ve kentin güvenliğini deruhte etmiş olan Menbic Askeri Meclisi dağıtılacak mı? 

ABD, Türkiye’nin kentin kontrolünü ele alması gibi bir seçeneğe onay vermiş değil. Dedikleri, ‘kent yerel güçlerin elinde olacak’. Kim bu yerel güçler? Erdoğan’ın kafasındaki yerel güç Fırat Kalkanı bölgesinde TSK’nin güdümündeki örgütler. ABD’nin kafasındaki de mevcut yapı. Ortak yolu nasıl bulacaklar?

Amerikalılar bir dayatmaya ya da oldu bittiye izin verecek gibi durmuyor. Türkiye bu meseleyi siyaseten sıcak tutarak ABD üzerinde baskı kuruyor, Amerikalılar da oyalama taktiği güdüyor. Şu aşamada orada Erdoğan’ın kafasındaki gibi bir ilerlemenin olması zor gözüküyor.

 Trump’ın Kürtlere yönelik açıklamaları bir kararlılık ifadesi mi, ayaküstü sarf edilmiş boş sözler mi?

Dış politika Trump’ın anladığı bir alan değil. Ortadoğu konusunda ise zır cahil. Konuştuğu zaman tamamen saçmalıyor. Kürt gazeteci IŞİD sonrası ABD’nin Kürtlerle ilgili politikasının ne olacağını sordu. Trump sorudan kaçmak için Kürtlere övgüler dizdi.

Gazetecinin ikinci sorusunu ise almadı bile. Herkes Kürt gazeteciye “Mr. Kurd” diye hitap etmesinin yakışık alıp almadığı tartışmasına odaklandı ama taktiği çok sırıttı. Bence çirkin bir yaklaşım sergiledi. “Büyük, büyük, çok büyük bir halk”, “Büyük savaşçılar”, “Bizim için can verdiler” diye övgüler dizdiği Kürtler, geçen yıl bağımsızlık referandumu sonrasında ABD tarafından yüzüstü bırakıldıklarını düşünüyor.

Trump, Suriye ve Irak’ta tam olarak ne yapacağını bilemediği için bütün stratejiyi iki ülkede de getirip “İran’ı engelleme” hedefine bağladı. Kürtlere yaklaşımda da bu hedefle ilgili saplantılar belirleyici olmaya başladı. Kürtleri bu hedef doğrultusunda angaje etmeye zorluyor. İran konusunda da başarılı oldukları söylenemez.

Irak’ta hükümet kurma çalışmalarında perde arkasındaki Brett McGurk, gece gündüz Amerikan seçeneği için çalışıyor ama İran’ın önünü kesmek bir yana Kasım Süleymani’nin arkasında nal topluyor. İran şimdiden Amerika’nın yeniden başbakan yapmaya çalıştığı Haydar el İbadi’yi ekarte etmeyi başardı. Amerikalılar bari İran’ın elindeki seçeneklerden en makulü ile hükümet kurulsun noktasına geldi.