Tiny Url
http://tinyurl.com/y92odpjv
Kas 04 2018

Fehim Taştekin: Suriye’de Kürtlerin pozisyonu hâlâ çok belirsiz

Ahval ile Bölgenin Nabzı’nda bu hafta gazeteci Fehim Taştekin, Brunson krizinin yarattığı fırtına sonrası ‘iyileşme’ yoluna giden ABD-Türkiye ilişkilerinin, özelde Kuzey Suriye’ye, genelde Ortadoğu’ya yansımalarını yorumluyor.

Türkiye’nin Kuzey Suriye kentlerine yaptığı bombardıman ve saldırıların gidebileceği yere dair analizler yapan Taştekin, ABD ile Rusya’nın Türkiye’ye ‘henüz’ Afrin’deki gibi yeşil ışık yakmadığını söylüyor. Taştekin'in ayrıca, saldırıların IŞİD’e nefes aldırdığı konusunda da yorumları var.

Trump’ın birebir ilişkilerde kin tutmadığı, dediği çizgiye gelen liderlere yaptığı kavgaları unuttuğu biliniyor. Bu gelişme Erdoğan ile de dostane bir ilişki kurmaya başladığını gösteriyor. Bunun bölge Kürtleri için sonucu ne olur?

Genel anlamda Amerikan politikaları Suriyeli Kürtler açısından belirsizliğini koruyor. Dış politikasını ‘Önce Amerika’ sloganına göre şekillendiren Trump, bu belirsizliği daha da artırıyor. Trump’ın Kürtlerle ilgili net bir stratejisi yok. Suriye siyasetini üç temel hedefe kilitledi: İran’ın kollarının kesilmesi, IŞİD’nin yenilmesi ve Suriye’de siyasal geçiş. Üçüncüsü Kürtlerin fiilen inşa ettiği özerkliğin geleceğini ilgilendiriyor ama Amerikan yönetimi bu konuda belirgin bir şey söylemiyor. Bu ortaklığın devamı Kürtlerin buna yüklediği anlamla da ilintili.

Kürtlerin Amerika ile ortaklıktan belli beklentileri var ya da vardı: Türkiye’nin olası saldırılarına karşı caydırıcı olması, Suriye ile müzakere sürecinde lehte nüfuz kullanması, anlaşma olmadan Suriye ordusunun Fırat’ın doğusuna yönelmesini önlemesi ve siyasal tanınma yani uluslararası alanda meşruiyet kazanması.

Bana göre bu beklentilerin de hiçbiri garantide değil. Her şey koşullara bağlı olarak akşamdan sabaha değişebilir. Amerika, Fırat’ın doğusundaki varlığını bir makas aralığına aldı: ‘NATO’daki müttefikin öfkesini fazla ciddiye alıp Kürtleri gözden çıkarmayalım; Kürtlerle ortaklığı abartıp Türkiye ile bağları koparmayalım.’

Trump ile Erdoğan arasındaki fırtınanın dinmesi şu aşamada bu denklemde fazla bir değişiklik getirmeyebilir. Papaz Andrew Brunson’un bırakılmasına karşılık ABD’nin Kürtlerle ortaklığı bitireceğine dair bir mutabakat olduğu iddiası var. Ancak bu konuda ikna edici bir gelişme yok. Yönetimde Pentagon ayağı, Kürtlerle işimiz henüz bitmedi diye diretiyor. Kürtlerle ortaklık bittiğinde Amerika’nın Suriye sahnesindeki oyun planı zora girer ya da çöker. Ki yönetim Suriye’deki Amerikan askeri varlığının bir süre daha kalmasını yeni Ortadoğu politikaları açısından elzem görüyor.

Türkiye’yi teskin edip Suriye Demokratik Güçleri’yle (SDG) ortaklığı sürdüren, bunu yaparken daha fazla Arap katılımını arayan bir strateji devam edebilir. Zaten ABD, Suudileri devreye sokarak bu konuda yol alma ısrarını koruyor. Türkiye’nin Almanya, Fransa ve Rusya ile yaptığı dörtlü zirvenin ardından Kobani ve Tel Ebyad’ı bombalaması üzerine Ankara’nın Washington’la anlaştığına ve Fırat’ın doğusuna operasyonların başlayacağına dair çıkarımlar oldu.

Bu ciddiye alınması gereken bir değerlendirme ancak teyit için devamında ne olduğuna bakmamız lazım. Sahadaki Amerikan güçleri, Türkiye’nin sınırdan top atışları yapması üzerine SDG ile Kobani ve Tel Ebyad’da ortak devriye turu attı. Bu, Türkiye’ye bayrak sallama taktiğidir. Daha önce Menbic’te yapıldığı gibi…

Aynı zamanda Ankara nezdinde telefon diplomasisi başladı. Türkiye’ye “IŞİD’le mücadeleyi etkileyecek bir hareketten kaçının” denildi. Çünkü YPG, Hacin’deki IŞİD karşıtı operasyonu durdurup kuzeye güç göndermeye başladı. Bu, Amerika’yı şu aşamada Türkiye’ye ‘dur’ demeye iten bir nedendir. Genel bir yaklaşımdan söz edecek olursak; Türkiye, Fırat’ın doğusuna operasyon seçeneğini gündemde tutarak Rusya ve ABD’yi sürekli zorluyor.

Bunun için fırsatlar yaratmaya çalışıyor. Bu arada, bu baskı stratejisiyle başka siyasi gündemlerini de ilerletmeye çalışıyor. Türkiye’nin Washington üzerinde baskı yaratma vesilesi olarak elinde şu anda ABD’nin YPG’ye desteğinden başka bir şey yok. En çok şikâyet ettikleri mesele aynı zamanda ABD’yi daha geniş alandaki beklentilerle ilgili köşeye sıkıştırma vesilesi.

Türkiye Kobane’de bombaladığı bölgelere karadan harekat yapar mı?

Kanaatimce Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna kara harekatı için gözüne kestirdiği iki koridor var; biri Girê Spî (Tel Ebyad) diğeri Serekaniye (Ras’ul Ayn). Bu bölgeler Kürt nüfusun çoğunluk olmadığı yerler. YPG’nin buralarda kontrolü ele alması Ankara’nın çok canını sıkmıştı. Hatta Tel Ebyad IŞİD’den temizlenirken AKP yönetimi Araplar ve Türkmenlere karşı etnik temizlik yapıldığına dair suçlamaları gündemde tutmuştu.

Türkiye, Tel Ebyad ve Ras’ul Ayn’ı sahiplerine iade ediyorum propagandasıyla bölgede iki yarık açmak isteyebilir. Buralardan harekâtı diğer bölgelere genişletebilir. Temel taktik stratejinin bu olduğunu zannediyorum. Bunu yapması Rusya ve ABD’nin yeşil ışığına bağlı. Şu aşamada her iki güç de buna geçit vermişe benzemiyor. Rusya açısından Kürtler üzerinde Türkiye baskısı, Kürtleri ABD’den uzaklaştırıp Şam’a doğru itme stratejisi sayılabilir. Ama Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı bölgeleri ve İdlib’den sonra Türk askeri varlığının buralara da genişlemesi yarın için Rusya ve Suriye açısından daha büyük bir sorun.

Amerikan yönetimi de Kürtlerle ortaklığın yerini alacak daha iyi ve işlevsel bir ortaklık yakalamadan yeşil ışık yakmaz. Bunu derken ABD’nin Kürtler için garanti olduğunu söylemiyorum. Garanti ya da güvence değildir. Bu geçici bir durum. Basitçe kast ettiğim şey şu aşamada koşullar, Amerikan yönetiminin radikal bir değişikliğe gitmesini gerektirmiyor.

Menbic’de ortak devriyenin yansımaları ve sonuçları ne olur?

ABD ile Menbic mutabakatı, Türkiye açısından kente girme hedefine yönelik bir çengel atma hareketi sayılabilir. Umut ve beklenti bu yönde. Amerika açısından da Menbic mutabakatı, Türkiye’yi oyalama ve Fırat’ın doğusundaki Amerikan-Kürt ortaklığını sindirtme taktiğidir. İki taraf da karşı tarafın niyetinin ne olduğunu biliyor. ABD ortak devriyeye kentin kontrolünün Türk ordusuna ya da yedeğindeki milislere devredilmesi gibi bir anlam yüklemiyor. Kentin yönetiminin Menbiclilere verilmesi gibi herkesin içini kendi zaviyesinden doldurduğu bir orta yol var.

ABD’ye göre yerel aktör hâlihazırda kenti kontrol eden Menbic Askeri Konseyi’dir. Türkiye’ye göre bu konsey YPG’nin maskesidir. Ankara’nın kafasındaki çözüm, Menbic’in TSK’nin yedeğindeki güçlere bırakılması. Eğer ortak devriye kentin TSK ve müttefik milis güçlerine bırakılması gibi bir sonucu getirirse ABD, Kürtlere verdiği sözden dönmüş demektir.

Çünkü Amerikalı komutanlar, sürekli olarak yereldeki aktörlere bunun böyle olmayacağını söylüyor. Bir devriye operasyonu ile kenetteki statüko değişmez. Değişmesi için Afrin’deki gibi karadan ve havadan operasyon gerekir. Menbic büyük ve kalabalık bir yer. Büyük bir askeri yığınak olmadan durumu tersine çevirmek zor. Menbic’deki devriye ABD açısından Türkiye ile ortaklığı kurtarma taktiği, Ankara için de görüntüyü kurtarma sahnesidir.  

İŞİD bu gelişmeden yararlanıp yeniden organize olabilir mi?

IŞİD elbette nefes aldı. IŞİD’in elinde Deyr el Zor’un hemen üstünde üç küçük yer kaldı: Hacin, Şaafa ve Susa. Tekrar 2014’deki gibi saha hâkimiyeti kazanması mümkün değil. Fakat IŞİD tamamen yenilmiş ya da yok edilmiş de değil. IŞİD’i var eden koşullar ortadan kalkmadı. Irak ve Suriye sahnesinde IŞİD’in nüfuz etme kanalları hâlâ açık. Saha hâkimiyetini tamamen yitirdikten sonra farklı yerlerde çıkışlar yapabilir, gerilla savaşını yayabilir. Kırsal alanlarda IŞİD’in barınabileceği yerler az değil.

Deyr el Zor hattında eskiden de IŞİD gibi örgütlere prim verecek uygun bir zemin vardı. Eğer Irak ve Suriye’de hareket edemez hale gelirse merkezi kontrolün zayıf olduğu yerlere ya da sıcak bölgelere kayabilir. IŞİD küresel mobilitesi yüksek olan bir örgüt. Yeni adresler Yemen, Mısır (Sina tarafları),  Libya gibi Kuzey Afrika ülkeleri. Pakistan ve Afganistan gibi yerlerde de rahat zemin bulabilir.