Haz 05 2018

Borç yükünüzü bilmek ister misiniz?

Ekonomik göstergeler sadece rakamlardan ibaret değil. Her birinin ülke ve hane halkı ekonomisi üzerinde kısa ve uzun vadeli etkileri bulunuyor. 

Doların aylarca rekor üstüne rekor kırmasıyla hem kamu, hem özel sektörün hem de hanehalkının borç yükü bir anda katlandı.

Ancak seçim meydanlarında, iktidar ve muhalefet meseleyi kendi bakış açılarına göre ele alıyor ve AKP, kendisinden önce kamu borçlarının ne kadar yüksek olduğundan dem vururken, muhalefet de özel sektör ve hane halkının hızla artan borçlarını öne çıkarıyor.

Ekonomist Hakan Özyıldız ise, genel borç yükü yerine evlerde neler olup bittiğine, ailelerin borçlanma durumunun seyrine odaklanmayı tercih ettiği, 5 Haziran tarihli yazısında, Merkez Bankası verilerine işaret ediyor. 

O verilere göre, 2013 yılı Eylül ayında 359 milyar lira olan hanehalkı borcu, bu yılın Mart ayında 575 milyar liraya ulaşmış. 

Tablo:Hanehalkının borçları

Özyıldız, tabloyu şöyle açıklıyor:

"Borçların tür bazında dağılımına bakarsak; %39’u ihtiyaç kredisi, %37’si konut kredisi. Bireysel kredi kartlarının toplam içindeki payı yüzde 17. Hanehalkları en çok ihtiyaç için borçlanıyorlar. İhtiyaç kredileri ile kredi kartlarını beraber ele alınca toplamı %56’yı buluyor.

Karşı taraf bazında dağılım bize en büyük alacaklının yüzde 86’lık oranla bankalar olduğunu gösteriyor. Yanı sıra varlık yönetim şirketlerine olan borçlardaki artış hızı da çok fazla.

Bu rakamlara bakınca şunu söylemek mümkün: Hanehalkının borçlarının çoğunluğu, yüzde 63’ü kısa vadeli. Uzun vadeli saydığımız konut kredilerinin vadesi ise 10 yıl."

Özyıldız, kimi yorumcuların Türkiye hane halkının hala borçlanacak yeri olduğu görüşünü savunduklarını ancak diğer ülkelerle yapılan kıyaslamada, onların borçlarının büyük bölümünün mortgage kredisi şeklinde, yani 30-40 yıl vadeli, hatırlatıyor ve ekliyor:

"Bizim insanlarımızın borçlanma nedenlerinin başında tasarruf yetersizliği geliyor. Aşağıdaki grafik bize hanehalkı borçlarının harcanabilir gelirlerine oranının 2002’de %5’ler civarındayken 2015’te %50’yi geçtiğini gösteriyor. Buna karşılık özel tasarrufların milli gelire oranı %26’lar düzeyinden %10’lara düşmüş durumda."

Özyıldız, yazısını şöyle sürdürüyor:

"Görüldüğü gibi bizde borçlanmanın ana amacı konut gibi bir varlık edinmek değil. Gelir yetersizliği nedeniyle günlük ihtiyaçları karşılamak.

O zaman eğer ailelerin borç sorununu kalıcı olarak çözmekten bahsediyorsak önce vergi, sosyal transferler ve para cezaları alanlarında yapısal reformlar yapılarak harcanabilir geliri kalıcı olarak artırmak gerekir. Böylelikle tekrar borçlanma gereğinin önüne geçilebilecektir. Eğer bu program, piyasaları ve borç verenleri inandırıcı olarak yapılabilirse, ardından var olan borçların bir bölümünün kamu tarafından üstlenilmesi düşünülebilir.

Bu önkoşul olmadan atılacak her adımın astarı yüzünden daha pahalı olacaktır."