McGurk’un atanması Türk-ABD ilişkileri için ne anlama geliyor?

Yeni Biden Yönetimi’nin Brett McGurk'u Milli Güvenlik Konseyi Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü olarak ataması şüphesiz Ankara tarafından hoş karşılanmayacak bir seçimdir ve bunun ABD-Türkiye ilişkileri açısından önemli sonuçları olabilir.

McGurk, daha önce hem Obama hem de Trump yönetimlerinde İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı ABD liderliğindeki çok uluslu askeri koalisyonun başkanın özel elçisiydi. Bu sıfatla, asıl bileşeni Türkiye tarafından baş düşmanı PKK’nın Suriye kolu olarak kabul edilen YPG liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) muhatap aldı ve savundu. SDG/YPG, Amerika’nın Suriye’de IŞİD’e karşı başlıca müttefikiydi ve öyle olmaya devam ediyor.

McGurk, Başkan Donald Trump'ın tüm ABD birliklerini Suriye'den çekeceğini duyurması üzerine Aralık 2018'de istifa etti. Daha sonra Trump, Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Ekim 2019'da ABD askerlerinin Suriye-Türkiye sınırından tek taraflı olarak çekilmesini emrettiğinde, Ankara, o zaman hükümetin üyesi olmayan McGurk'un şiddetle eleştirdiği yıkıcı bir sınır ötesi işgal başlattı. Örneğin, ABD askerleri bu operasyon sırasında Türk kuvvetleri tarafından ateş altına alındığında, kesin bir şekilde "Bu bir hata değildi" diyerek twit attı.

ABD, aynı ay Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib’de IŞİD lideri Ebu Bekir El Bağdadi'ye suikast düzenlemek için operasyon başlattığında, McGurk Washington Post'ta Bağdadi'nin sığınağının büyük bir Türk askeri varlığına yakın olduğunu ve Ankara'nın "bazı şeyler açıklaması gerektiğini" yazıyordu. 

Görevdeyken dahi, Türk hükümeti ve medyası McGurk'u sık sık kınıyor ve onu PKK'yı desteklemekle suçluyordu. Yeni atanma kararının ardından kimliği gizli kalmak kaydıyla Middle East Eye’a konuşan bir Türk yetkili, “Şüphenin de ötesinde, McGurk Türk-Amerikan ilişkilerine zarar verdi” dedi.

Washington D.C.'deki geçiş döneminin ardından bu atamanın ABD-Türkiye ilişkileri için ne anlama gelebileceği konusunda Ahval bazı uzmanların görüşlerine başvurdu. 

Alman Marshall Fonu'ndan Nicholas Danforth, "Herhangi bir atamaya çok fazla anlam yüklememek gerekse de, bu kesinlikle Erdoğan'ın yeni yönetimle ne kadar zor bir dönem geçireceğinin daha fazla kanıtı" diyor.

"Ancak Ankara, McGurk hakkındaki en büyük problemlerinin onun ABD hükümetindeki birçok insanın Türkiye hakkındaki görüşlerini paylaşması olduğunu düşünüyor" diyen Danforth, daha genel olarak Ankara’nın tartışmalı Rus S-400 hava savunma füze sistemlerini satın almasından Suriye’deki duruma kadar pek çok konuda Biden yönetiminin "çok daha az sabırlı" olacağını öngörüyor.

George Mason Üniversitesi öğretim görevlilerinden Süleyman Özeren, McGurk’un rolünün “Suriye ve Irak’la ilgili önceki sorumluluklarından daha kritik ve daha kapsamlı olacağı" için bu atamanın önemli olduğuna inanıyor.

Bununla birlikte, Biden yönetiminin muhtemelen "Türkiye’nin Erdoğan sorunuyla başa çıkmak için başta diyalog yolları aramak da dahil çeşitli seçenekleri" izleyeceğini tahmin ediyor.

Özeren, "Suriye'deki Kürtler ve S-400 sorunu gibi öne çıkan sorunlardan dolayı Ankara gelen Biden yönetiminin sabrını beklenenden daha hızlı bir şekilde aşındırabilir" diyor.

Yeni yönetimde Erdoğan'ı eleştiren tek kişi McGurk değil. Başkan seçilen Biden, daha önce Türk lideri bir "otokrat" olarak adlandırmıştı ve yönetiminin demokrasi savunuculuğuna ve hukukun üstünlüğüne öncelik vereceğini söyledi.

Özeren, "Erdoğan'ın sorunu, gerçek anlamda bir demokratikleşmeye doğru gitmesinin onun ölümü olabeceği" diyor.

Sonuç olarak, Biden yönetimini yatıştırmak için, Erdoğan büyük olasılıkla "otoriter yönetiminden hiçbir şekilde vazgeçmeden hukukun üstünlüğüne yönelik 'reform' uyguluyor gibi davranacak."

"Erdoğan’ın otoriter iktidarının ve haydut politikalarının Ankara ile Washington arasındaki gerilimin ana faktörleri olduğuna inanıyorum" diyen Özeren, "Diğer bir deyişle, Erdoğan'ın Türkiye'deki gücünü korumak için kontrollü gerilimlere ihtiyacı var" ifadelerini de kullanıyor. 

Özeren, Biden yönetiminin Suriye politikasınıın Obama yönetiminin devamı olacağını öngörüyor ve SDG/YPG’nin Washington ile Ankara arasında “büyük bir gerilim kaynağı” olmaya devam edeceğini belirtiyor.

Özeren devamında şunları söylüyor: "Biden’ın ekibinden bazıları Suriye'de Türkiye ile çalışabileceklerini düşünürken, Ankara Suriye'deki ve Türkiye'deki Kürtlerle ilgili önemli politika değişiklikleri yapmadıkça bu konuda potansiyel olarak işbirliğinden daha fazla çatışma alanı var." 

Ankara merkezli siyasi uzman Ali Bekir de Biden yönetiminin Obama'nın politikalarının çoğunu benimsemesini öngörüyor.

“Biden temelde eski şarabı yeni bir şişede satıyor. Yönetimini Obama’nın adamlarıyla doldurdu, bu nedenle yönetiminden dış politika düzeyinde benzersiz veya yeni bir şey alma beklentisi azalıyor" diyen Bekir bunun sonucu olarak Ortadoğu'daki insanların “Obama yönetiminin ikinci döneminde patlak verenlere benzer felaketlerle yüzleşmek” zorunda kalmalarıyla sonuçlanacağına inandıklarını belirtiyor. 

Bekir, “Bu anlamda McGurk'un bu göreve atanması kesinlikle Ankara'da olumlu karşılanmıyor. PKK ile ilintili Suriye’nin PYD’si [YPG’nin siyasi kolu] ve İran’ın Devrim Muhafızları’na bağlı milisler dışında bölgedeki halkın çoğunluğu için de bu izlenimin olduğunu söyleyebilirim" diyor. 

Obama'nın görevden ayrılmasından bu yana Türkiye, SDG/YPG'ye karşı arka arkaya kara saldırıları başlattı. Ocak 2018'de izole kuzeybatı Afrin yerleşim bölgesini, akabinde de Ekim 2019'da kuzeydoğudaki ana Suriye Kürt bölgeleri arasındaki geniş bir toprak parçasını işgal etti.

Bu operasyonların ışığında, Türk yetkililer, Suriye'nin kuzeyinde Biden yönetimi ve McGurk'un manevra alanını daraltacak “yeni gerçeklikler” yarattıklarını hesaplıyorlar.

Bekir, “McGurk'un atanmasının ABD-Türkiye ilişkileri için çok zehirli olduğunu ve bölgeye çok dar ve yanlış bakış açısından dolayı iki ülke arasındaki uçurumun derinleşebileceğini söyleyebilirim” diyor. 


@Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.