Brexit çıkmazı ve Türkiye örneği

Londra Salı ve Çarşamba günleri iki tarihi oylama yaşadı. Başbakan Theresa May ve ekibinin diğer 27 AB üyesi ülke ile müzakere ettiği anlaşma metni ezici bir çoğunlukla (432-202) reddedildi. Başbakan için bu hezimet güven oylaması sürecini tetiklese de, hükümet güven oylamasında zorlanmadı.

Ne olacak, süreç nasıl bir yönde gelişecek sorusu, sadece tüm başkentleri değil, tüm ekonomi kanallarını da Londra’ya endekslemiş durumda.

Uzmanların beklediği gibi, Başbakan Theresa May zaman kazanmak için 29. Mart tarihini ileriye alıp, tekrar Brüksel ile müzakere masasına döner mi, göreceğiz.

Felaket senaryosu olarak adlandırılan, İngiltere ile AB arasında hiçbir anlaşma olmadan 29 Mart 2019 tarihinde ayrılmak, radikal Brexit taraftarları için sorun değil. Gümrüklerde yaşanacak kaosa rağmen, bu tür bir kopmanın ekonomik faturasını abartmaya gerek yok diyorlar.

Mesela iki yıl boyunca hiç bir şey olmamış gibi ticari ilişkiler sürer ve bu ara ilişkiler yeniden yapılandırılır görüşündeler. Dünya Ticaret Teşkilatının (WTO) hiçe sayılması anlamına gelecek bu tür bir uygulama birkaç ay mümkün. Ama yıllarca? Biraz zor.

Borsa ve Sterlin oylamalardan pek etkilenmemiş görünse de, uzmanlar herhangi bir anlaşma olmadan kopmanın ekonomik faturasını kaygı verici buluyor. Bayan Merkel Almanya’nın bu tür bir senaryo için hazırlıklı olduğunu söylese de, arzu etmedikleri bir süreç olduğunu da vurgulamayı ihmal etmiyor.

Büyük faturayı İngiltere ekonomisi ödemek zorunda olsa da; Almanya, Fransa, Hollanda gibi AB üyesi ülkeler de şüphesiz etkilenecek.

Olası “çözüm” senaryolarına dönersek. Birçok model masada görünüyor, ama bir konuda herkes hemfikir. Aylarca müzakere edilen, 600 sayfadan oluşan anlaşma metni bugünkü haliyle ile artık tarih, tekrar oylanma ihtimali sıfır.

Yeniden müzakere etmek için ise zaman dar ve Londra iki zıt görüşün buluştuğu “hayır bloku” arasında seçim yapmak zorunda. Ya muhalefetteki İşçi Partisi’nin de desteğini almak için AB ile daha yakın bir ekonomik ilişki öngören yeni bir anlaşma metni üzerinde çalışmak veya radikal Brexit kanadını kazanmak.

AB ile yakın ilişki için Türkiye ile AB arasında, tüm sorunlara rağmen oldukça başarılı işleyen Gümrük Birliği Anlaşması çözüm modeli olarak masada (Frankfurter Algemeine Zeitung 17/1/2019). Bu fikir pek yeni de değil. Liberal Avrupa Parlamentosu üyesi Andrew Duff yıllardır savunuyor. Türkiye ile yapılan anlaşmadan farklı olacağını tahmin etmek zor olmasa da, Brexit taraftarları için bu tür bir çözüm kabul edilir değil.

Gümrük Birliği Kuzey İrlanda sorunu için de iyi bir çözüm olduğu için, çekici.

İşçi Partisi başkanı Berni Sanders başbakanın bütün partilere yaptığı daveti kabul etmedi. Katı bir Brexit hedefi olmadığını açıklamasını ön şart koştu. Gümrük Birliği İşçi Partisi için köprü olabilir. Muhafazakârların da önemli bir bölümü bu tür bir anlaşmaya destek verebileceği için, ikinci oylama çoğunluk bulabilir.

Tabii eski başbakan John Major veya Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan gibi ağır topların da savunduğu ikinci bir referandum fikri de gündemde. John Major ülkesinin Brexit ile sadece ABD için “less relavent” olacağını -  önemsizleşeceğini öngörmekle kalmıyor.

Brexit ile sağ ve sol Avrupa karşıtı popülist hareketlerin süreçten kârlı çıkacağını, hatta kazanacağını, sadece İngiltere değil AB’nin Brexit ile değişeceğini savunuyor (The Guardian 18/10/2018)

Theresa May ülkeyi daha derin bir bölünmeye götüreceği tezi ile ikinci bir referanduma sıcak bakmıyor.

Ama ikinci bir referandum ihtimal dışı demek için de henüz erken. Siyasi tıkanmışlık sürer, Avam Kamarası’nda ikinci oylama da hezimetle sonuçlanırsa, karar tekrar halkın iradesine dönebilir. Bu ikinci bir Brexit oylaması mı, AB ile olası yeni bir anlaşma metni mi olur, göreceğiz.

Türkiye açısından baktığımızda, yakından izlememiz gereken bir süreç olduğundan şüphe yok. Sadece üyelik müzakerelerinin artık ciddiyetini iyice kaybettiği, üyelik alternatifi modeller tartışıldığı için değil.

Türkiye ile AB arasında 1996 yılında imzalanan Gümrük Birliği anlaşması çok kötü müzakere edilmiş bir metin olduğu için de, İngilizlerin olası Gümrük Birliği anlaşması Ankara için önemli.

Başka bir deyimle Londra’nın Gümrük Birliği metni Türkiye ve Brüksel için iyi bir model olabilir. Türkiye ile imzalanan Gümrük Birliği metninin reform ihtiyacı olduğu, kapsamının çok dar tutulduğu konusunda taraflar zaten hemfikir.

AB Komisyonu, Dünya Bankası uzmanlarına yaptırdığı bir araştırmada Gümrük Birliği kapsamının genişletilmesi, anlaşma metninin gözden geçirilmesi konusunda önemli tavsiyelerde bulunmuştu.

Bu araştırmanın ana tezi, iki tarafın da kazancına olan Gümrük Birliği anlaşmasının tarım ve hizmet sektörünü de kapsaması, bu tür bir kapsam açılımın AB’nin de çıkarına olduğu yönünde. (Evaluation of the EU-Turkey Customs Union - Report No. 85830-TR-28 Mart 2014)

Peki, bu tür iki tarafın da çıkarına olacak bir reform veya yeni bir anlaşma metni niçin mi yapılmıyor? Bu sorunun cevabı çok basit. Erdoğan Türkiye’si ve baskı rejimi için olumlu bir mesaj anlamına geleceği için, AB kendi çıkarına bir sürece bile yeşil ışık yakamıyor.

Erdoğan ve Türkiye’nin imajı o kadar negatif ki, hiçbir AB hükümeti (tabii Orban vs. değil), Gümrük Birliği üzerine müzakereleri bile başlatmak için adım atamıyor.

Her şeyde bir hayır vardır deriz ya, belki Türkiye ile yapılan Gümrük Birliği anlaşması Brexit için bir çözüm, İngilizlerin müzakere ettiği anlaşma metni Türkiye için iyi bir model, taslak olabilir.

Ama şimdilik Avrupa’nın gözleri Londra’ya, Ankara ise Suriye’ye bakıyor, Brüksel’e değil...

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.