Erdoğan Libya’da daha ne kadar ilerleyebilir?

Sözü hiç eveleyip gevelemeye gerek yok. Libya’da son günlerde elde edilen başarılar ne Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UAH), ne Suriyeli paralı askerlerin ve ne de birbirine diş bileyen UAH yanlısı milislerin; tamamen Türkiye’nin. Dronlar, zırhlı araçlar, istihbarat, hava desteği, milisler arası güçlü kordinasyon sahadaki dengeleri değiştirdi. 

Ancak asıl belirleyici, koronavirüs krizi sonrası yaşanan gelişmeler oldu. 

Koronavirüs kriziyle birlikte Halife Hafter liderliğindeki cephede sıkıntılar meydana gelmeye başladı. Türkiye destekli güçlerin cephede denge kurması zaten Hafter üzerinde büyük bir baskı meydana getiriyordu. Hafter de bu baskıdan kurtulmak ve muhtemel itirazları önlemek için 2015 yılında Trablus hükümeti ile imzalanan Sahirat Anlaşması’nı artık tanımayacağını ilan etti. Bu pek çok gözlemciye göre Hafter’in kendini ‘tek adam’ ilanı anlamına geliyordu. 

Türk dronlarının özellikle Rus yapımı Pantsir savunma sistemlerine karşı kurduğu büyük üstünlük, Hafter güçleri ve destekçilerinin sahip olduğu Çin yapımı Wing Loong dronlarının etkisiz kalması sahada Türkiye ve desteklediği güçlere büyük bir askeri ve moral üstünlük kazandırdı. 

Ciddi bir moral bozukluğu görülen Hafter cephesinde, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin artık Hafter’den desteğini çekebileceği iddialar dahi dile getiriliyor. Benzer bir iddia Rusya için de dile getiriliyor. Ancak şimdilik bunlar iddiadan öte geçemiyor. 

Türkiye’nin son olarak stratejik Watiye Üssü’nü ele geçirmesinin Hafter üzerinde meydana getireceği baskı daha da güçlü olacaktır. 

Bundan dolayı Hafter’in Trablus’a uyguladığı ablukayı kaldırmaya başladığı bilgileri medyada yayınlanmaya başladı. Bu tür bilgiler propaganda amaçlı da olabilir. 

Sürekli olarak dengelerin değiştiği ülkede Türkiye daha ne kadar ilerleyebilir? Bazı Arap uzmanların iddia ettiği gibi Erdoğan daha fazla ilerlemeyerek ülkeyi fiilen ikiye bölmeyi mi amaçlıyor?

Sahada yaşanan gelişmelere bakıldığında Erdoğan’ın en etkin güç haline gelmek için büyük bir çaba sarfettiği rahatlıkla söylenebilir. 

Peki bunu başarırsa ne elde edecek? Libya’nın petrol gelirleri Türkiye’ye mi akacak?

Kesinlikle hayır.

ABD petrol denizi üzerindeki Irak’ta yıllarca işgalci güç olarak kaldı. Ne tür bir gelir elde etti? Hiçbir şey. Tam tersi yüzmilyarlarca dolarlık para harcadı Irak’ta tutunabilmek için. 

Türkiye’nin Libya’da elde ettiği geçici başarılara bakarak bu ülkede kalıcı olabileceğini ya da büyük imtiyazlar elde edebileceğini düşünmek kesinlikle safdillik olur. 

Öncelikle Türkiye’nin bu savaşı daha ne kadar sürdürebileceği belli değil. Çünkü cephede her an dengeler değişebilir. Rusya’nın, Emirliklerin, Mısır’ın tam olarak sahada değil. Mesela Emirliklerin dikkatini daha fazla Yemen’e çevirdiği yönünde analizler bulunuyor. 

Aynı şekilde Mısır, savaşın başından beri sahada çok fazla görünür olmamaya çalışıyor. Rusya da koronavirüs krizinin sebep olduğu petrol şokundan dolayı birkaç adım geriye çekildi. 

Türk halkının çıkarına olmayan bir savaş sürdüren Erdoğan’ı Libya’da şüphesiz büyük riskler bekliyor.

Öncelikli olarak Libya çok büyük bir ülke. Hafter’in Trablus’u ele geçirememesinin en büyük sebebi, Türkiye’nin iki katı büyüklüğündeki ülkeyi kontrol edecek sayıda asker ya da milis gücüne sahip olamamasıydı. Çad ve Sudanlı militanlarla birlikte Hafter’in emrindeki gücün en fazla 25 bin olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca Libya Ulusal Ordusu olarak adlandırılan yapı da yine aşiretlerden oluşuyor ve her aşiretin kendi gündemi bulunuyor. 

Aynı durumu şimdi Türkiye yaşayacak. Libya’ya gönderilen Suriyeli milislerin sayısı tam olarak bilinmese de, bu rakamın 5-10 bin arasında olduğu tahmin ediliyor. 10-15 bin arasında da Misratalı ve diğer aşiretlerden oluşan bir milis güç var UAH’nin bayrağı altında savaşan. 

Savaşı tek başına Türkiye domine ediyor. Katar da perde arkasından bu savaşı finanse ediyor. Ancak savaş uzadıkça maliyetler katlanacak. Hem Türkiye ve hem de Katar’ın bu savaşı uzun süre devam ettirmesi mümkün değil. Bundan dolayı Türkiye ve Katar’ın daha fazla alan genişletmeden ele geçirdikleri bölgelerde kontrolü pekiştirme yoluna gidecekleri tahmin ediliyor. Yani ülkeyi fiilen ikiye bölmek isteyecekler. 
Bu durumun fikri alt yapısı zaten Suriye’de atılmıştı. Erdoğan, Rus Lider Vladimir Putin’le yaptığı görüşmelerde İdlib’deki savaşı durdurabilmek adına kenti ikiye bölmeyi ve Gazze benzeri bir yapıya gidilmesini kabul etmişti. 

Ancak böyle bir senaryo Hafter cephesinin toparlanmasına zemin hazırlayabilir. Rusya’nın tam olarak sahaya inmesi, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin güçlerini takviye etmesi durumunda Türkiye’nin tek başına bu güçlerle mücadele etmesi kolay olmayacak. 

Üstelik Avrupa Birliği’nin gittikçe sıkılaştırmaya başladığı BM ambargosu, Türkiye’nin Libya’ya takviye birlik ve askeri teçhizat göndermesinin de yolunu kapatacaktır. 

Asıl tehlike ise Türkiye destekli milis güçler arasında yaşanan gizli çekişme. Türkiye’nin Misratalı milisleri ön plana çıkarması ve Trablus’un kontrolünü onlara vermek istemesi, diğer grupların tepkisini çekiyor. Ancak şimdilik başarı elde edildiği için bu çekişme dinmiş gibi görünüyor. Yaşanabilecek en küçük bir bozgunda bu milislerin aralarındaki geçmiş hesapları tekrar açması kesin. 

Son bir not; bu savaş Türkiye’nin değil Erdoğan’ın. Sıcak savaşların bitmeye yüz tuttuğu, daha çok ekonomik savaşların yaşandığı bir dönemde Türkiye’nin Suriye ve Libya’da çok maliyetli iki savaşı yürütmesinin Türkiye değil Erdoğan için önemli olduğu ortada. Üstelik Erdoğan’ın bu iki savaş yetmezmiş gibi Yemen’e de el attığı öne sürülüyor. Türkiye bu üç ülkede de isteseydi bölgesel bağlarını, ekonomik üstünlüğünü kullanarak daha çok kazançlar elde edebilirdi. Fakat görünen o ki Erdoğan iktidarda kaldığı sürece Türkiye savaşmaya devam edecek; hem içeride ve hem de dışarıda. 

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar