Haz 12 2018

'Türkiye tarihinin en geveze bürokrasisi'

Bürokrasinin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a peş peşe destek açıklaması, siyasilerle haşır neşir görüntüler vermesi eleştirileri de beraberinde getiriyor.

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın, Abdullah Gül'ü ziyaret ederek, 'aday olmaması' telkininde bulunması, 2. Ordu Komutanı İsmail Metin Temel'in, CHP'nin adayı Muharrem İnce'yi eleştiren Erdoğan'ı alkışlaması, Danıştay üyesi Aysel Demirel'in CHP karşıtı tweeti akla gelen ilk örnekler.

Duvar Gazetesi köşe yazarı Ali Duran Topuz, bu tablo için, 'Türkiye tarihinin en geveze bürokrasisi ile karşı karşıya olunduğu' tespitinde bulunuyor. 

Bir üniversite mütevelli heyeti başkanının, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan canımız ciğerimiz, her yönüyle mükemmel" sözlerini de hatırlatan Topuz, bu durumu açıklamak için partizanlaşma tanımının yetersiz kalacağı görüşünü dillendiriyor.

Topuz, eleştirilerini şöyle sıralıyor:

"Partili cumhurbaşkanı sistemine geçtik ya, bu partili Danıştay Başkanı, partili general, Genelkurmay Başkanı, partili mahkeme başkanı, partili dekan, rektör, mütevelli heyeti başkanı filan da demekmiş.

Memleketin bir yarısı şükür bu günleri de gördük diyor, bir yarısı bunu da mı görecektik…

Bu şükürle ilenme, alkışla kargış uçları arasında neler olup bitiyor? Bu yazı onu anlama çabasında."

Bu durumda, cumhurbaşkanının hem bir siyasi partinin hem de devletin başı olmasının ikircikli bir durum yarattığını belirten Topuz, millet=devlet=Reis paralelliğinin kurulduğuna dikkat çekiyor. 

AKP'nin, geçmişte eleştirdiği CHP uygulamalarına çok yaklaştığını dile getiren Topuz, yazısını şu satırlarla sürdürüyor:

"Bu pek bugünün formülü değil. Cumhuriyet Halk Fırkası’nın (hani şimdiki cumhurbaşkanımız ve onun tüm yöneticilerinin her fırsatta taşladığı eski partinin “fırka”yı çıkarıp) “Cumhuriyet Halk Partisi” adını resmen aldığı 4. Kurultayı’nda, 1935’te “parti ile devletin bütünleşmesi” kararı onaylandı.

Yeni devleti kuran parti, 1935’teki kararın ardından devletle özdeşleşir; aslında devletin partiyi yuttuğu yorumunu yapanlar da olmuştur. Gerçekten de içişleri bakanı parti sekreteri olmuş, valiler il başkanlığına getirilmiştir. Recep Peker, sistemin mimarlarından biri olarak, “otoriter demokrasi” adını telaffuz eder. Mahmut Esat Bozkurt, “ne demokrasisi/nasıl demokrasi” sorusuna cevap bulmuştur bile: “Ulus egemenliği, kayıtsız ve şartsız halk egemenliğidir. Türk demokrasisinin anlamı budur.”

İktidar partisi, muhtemelen uykusunda bile eleştirdiği döneme çok benzeyen bir yolda, ama farklar benzerliklerden daha önemli tabii: Bugün devletin yöneticileri partilerini devlete yedirmiyor hayır, fakat devleti partilerine yediriyor. Başka partiler, başka fikirde olanlar, başka türlü düşünenler akademiden, bürokrasiden, medyadan her yerden temizlenmek isteniyor, hain yaftalarıyla, sivil ölüm şiarıyla, işsizlikle, mesleksizlikle…"