Oca 16 2018

Bütçedeki düzelme ithalat patlamasından

Osmanlı’nın  duraklama dönemine girmesi yani artık yeni topraklar ele geçirememesi ekonomik çöküşün de başlangıcıydı. Çünkü imparatorluk ilk defa kendi ekonomisi ile baş başa kalırken, başta Saray olmak üzere düzenli ordu, bürokrasi gibi devlet kurumlarının harcamaları hızla büyüyordu.

Tarih kitaplarında duraklama devri Sokullu Mehmet Paşa’nın ölümü ile başlasa da ekonomik açıdan bu dönem ilk kapütülasyonların verildiği 1534 yılına denk gelir. Yani Kanuni Sultan Süleyman gücünün doruğundayken Osmanlı’nın düşüşü de başlamıştır.

Osmanlı’nın önce Venedik ardından Fransızlar’a kendi topraklarında tanıdığı korumalı ticaret izni Avrupa’yı bölmek için bir siyasi araçtır. Ancak temelde ekonomik olarak ithalat yoluyla enflasyonu yani hayat pahalılığını düşürmek ve imparatorluk tebasını İstanbul’un artan vergi isteğinin yarattığı geçim darlığından kurtarmaktır.  Yani yurtdışından ucuz ürün temin ederek halkı rahatlatmaktır. 

Ama bu plan kısa sürede geri teper. Hem siyasi hem ekonomik olarak. Çünkü Avrupa’da bilimsel keşifler ve yüz yıl önce keşfedilen Amerika kıtasından gelen altın ve diğer hammaddelerle beslenen üretim artışı kısa süre içinde Avrupa menşeli malların tüm Osmanlı coğrafyasını işgal etmesini sağlamıştır.

Üstelik Avrupa elindeki zenginliği de kullanıp Osmanlı coğrafyasındaki üretim araçlarını da satın alıp götürmüştür. Böylece Osmanlı ilk kapütülasyonların verilmesinden kısa süre sonra tamamen ithalata bağımlı, üretim imkanı bulunmayan ve tamamen ucuza hammadde tedarik eden kof  bir ekonomi haline gelir. Halk elindeki tasarrufları tüketir, devlet dışarıdan borçlanmaya başlar, imparatorluk adım adım çöker. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda bu yüzden kapütülasyonlara son verildi,  dışarıda üretilen ürünlerin yurtiçinde üretilerek ithalatın düşürülmesine çalışıldı, hepsinden önemlisi devletin ekonomi üzerindeki yükünü hafifletmek için denk bütçe disiplini getirildi ve uzun yıllar uygulandı.

Bu doktrine 1990’larda ara verilirken, 2001’de Cumhuriyet tarihinin en büyük krizi yaşandı. Devlet borçlarını ödemek için özelleştirmeyle elindeki üretim mallarını satmak zorunda kaldı. 

Kriz sonrası önlemler alındı ve AKP yönetimi belirli bir süre uydu. Ancak özellikle son yıllarda yaşanan süreç ve AKP’nin 2014 sonrası tercih ettiği yol bütçe açıklarını yeniden gündeme getirdi. Maliye her ne kadar geçen yılki bütçe açığını tahminlerin altında açıklasa da rakamların içeriği bunun sürdürülebilir bir durum olmadığını gösteriyor.

Çünkü bütçe açığının beklenenden düşük gelmesi aslında artan ithalat ve o ithalattan alınan vergilerle oluyor.  Bu da tıpkı Osmanlı ve 90’lar Türkiye’si örneklerinde olduğu gibi sürdürülebilir değil. 

Bu noktada Dünya’dan Tevfik Güngör bugünkü yazsısı ayrı bir önem kazanıyor. Çünkü Güngör'ün yazısı nahoş örnekleri akıllara getiriyor. Yazar, ‘2017 yılında ekonomi canlanmaya başlayınca, ithalat arttı. İthalat artınca cari açık büyüdü. İthalat artınca, vergi gelirleri de arttı. Bu defa da bütçe açığı küçüldü.’ diyor.

Güngör, 2017 yılında ithalatın 222 milyar dolar olacağı beklenirken, 234 milyar dolar olduğunu belirtiyor. Dış ticaret açığının 65 milyar dolar olarak beklenirken, 77 milyar dolar olduğunu kaydediyor. İthalat ve dış ticaret açığı artınca cari açığın büyüdüğünü de belirten yazar, yıl sonunda 39 milyar dolar beklenen cari açığın 46 milyar dolar olarak gerçekleşeceğinin anlaşıldığını ifade ediyor. 

Bütçeye de değinen yazar, ‘İthalat arttı, cari açık büyüdü ama bütçe açığı küçüldü. Üç ay önce bekleyiş, 74 milyar TL iken, açık 47 milyar lira oldu’ diyor. Bunun artan ithalat nedeniyle elde edilen fazladan 32 milyar liralık vergi gelirinden kaynaklandığını söylüyor. Güngör şunları yazıyor:

Cari açığı kapatmak ithalatı kısıp, ihracatı artırmakla mümkün. Bunu kısa sürede yapamayınca cari açığı dış kaynaklardan döviz bularak finanse etmeye çalışıyoruz. Cari açık büyüdükçe finansmanı zorlaşıyor. Döviz yükümlülüğümüz artıyor. Döviz fiyatı yükseliyor. Döviz girişini teşvik için faizler yükseltiliyor. Enflasyonu kontrol imkanı yok oluyor. Seçim ekonomiyi yönetenlerin elinde, (1) Ne kadar gelir o kadar harcama ile bütçe denkliğini sağlamak. (2) İthalatı azaltacak, ihracatı artıracak yapısal değişimle cari açığı küçültmek. Bunlardan ya biri ya öteki değil… İkisi birlikte…