Büyükada davası: Casusluk suçlaması kalktı, yeni kılıf bulundu

Büyükada’da yaklaşık iki yıl önce bir otelde toplantı yaparken polis baskınıyla gözaltına alınan ve iktidar basınının casuslukla suçladığı insan hakları savunucuları, toplantıyla ilgili hiçbir suç unsuru çıkmamasına rağmen ceza alma tehlikesiyle karşı karşıya.

Gizli yürütülen ve şüphelilerin avukatlarına bilgi dahi verilmediği soruşturma kapsamında savcının hazırladığı son mütalaada tüm sanıklar hakkında "Uluslararası Casusluk ve Terörizmin Finansmanı" suçlamaları konusunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildi.

Ancak buna rağmen 27 Kasım 2019 günü verilen savcılık mütalaasında Büyükada’da gözaltına alınan dört sanığın (İdil Eser, Veli Acu, Günal Kurşun ve Özlem Dalkıran) "PKK, DHKP-C ve FETÖ’ye yardım" suçundan cezalandırılması istendi.

Polisin alelacele bir baskınla gözaltına aldığı ve casusluk suçlaması yönelttiği şüpheliler aslında insan hakları savunucularıydı:

İnsan Hakları Gündemi Derneği’nden Veli Acu ve Günal Kurşun, Uluslararası Af Örgütü Türkiye kurucusu Özlem Dalkıran, Yurttaşlık Derneği’nden avukat Nalan Erkem, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği Koordinatörü Nejat Taştan, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser, eski Mazlum-Der ve Hak İnsiyatifi üyesi stajyer avukat Şeyhmus Özbekli ve Kadın Koalisyonu’ndan İlknur Üstün.

Diken'den Kemal Göktaş'ın analizine göre, İnsan hakları savunucularıyla birlikte dijital güvenlik konusunda uzman Alman vatandaşı Ali Gharavi ve ‘zor zamanlarda stresle baş etme konusunda’ tecrübeye sahip İsveç vatandaşı Peter Steudtner de gözaltına alınmıştı. Bu iki ‘yabancı’nın 12 Türk vatandaşıyla Büyükada’da bir otelde ‘toplantı’ halinde basılması iktidar basınına senaryo yazması için yeterli malzeme veriyordu.

Göktaş, davada bugüne gelinen süreci şöyle özetliyor:

"Toplantıda hak savunucuları ile yabancı konuklar arasında tercümanlık yapan A.T.’nin verdiği ifadeler de bu senaryoları güçlendirdi. Suriye konusunun konuşulduğunu ve Türkiye haritası üzerinde tartışmalar yaşandığını söyleyen tanık A.T. katılımcıların ayrıca ‘ByLock’ konusunda da kendi aralarında konuştuğunu anlattı.

Medya iki yabancıyı hemen casus ilan etti. Haberlere göre toplantı, Gezi benzeri eylemler düzenleyerek kaos çıkarmak amacıyla yapılıyordu. Toplantının kamuoyuna duyurulmaması gizli olduğunu gösteriyordu. Üstelik toplantı yapılan masada Türkiye’yi bölen bir harita bulunmuştu. Ali Gharavi’nin telefonunda bulunan ‘Elephant’ isimli bir program da Alman devletinin casusu olduğunun delili olarak yazıldı.

Şüphelilerin telefonundan çıkan ’24 Temmuz Birlikte Özgürüz’ yazışma grubu, Türkiye’de bir ayaklanma çıkarılması hazırlığı olarak ilan edildi. Bütün bunlar ‘adalet yürüyüşünün sona ermesiyle birlikte Gezi benzeri kaos planlarının yapılması’ olarak yorumlandı. Ayrıca toplantının 15 Temmuz’un yıldönümünden hemen önce Büyükada’da yapılması da dikkat çekiciydi.

Operasyon büyüktü ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a G20 toplantısında birçok ülke liderinin konuyu sorması da dış güçlerin casusluk soruşturmasından duyduğu rahatsızlığı gösteriyordu.

Büyük casusluk operasyonuyla ilgili taraflar konuşmaya başlayınca işin rengi değişmeye başlamıştı. İnsan Hakları Ortak Platformu, (İHOP) 7-9 Nisan 2017’de düzenlediği yıllık toplantısında, dünyada ve Türkiye’de sık sık yapılan bir çalışmanın tekrarlanmasına, insan hakları savunucularının güçlendirilmesi için bir dizi eğitim seminerinin yapılmasına karar vermişti. Büyükada’daki toplantı bu bağlamda düzenlenmişti.

Casus ilan edilen Ali Gharavi, 2004 yılında İşkence Kurbanları Merkezi ve HYD işbirliğinde Ankara’da gerçekleştirilen ve Başbakanlık Tanıtım Fonu’nun da 300 bin dolar tutarında eş-finansman desteği sağladığı bir sempozyumda bilişim teknolojileri uzmanlığı yapmıştı.

Toplantının önce haziranda yapılması planlanmış ama ramazan ayının da etkisiyle toplantı tarihi temmuz başı olarak belirlenmişti Toplantı, 2 Temmuz 2017 Pazar günü başlamıştı. İddiaların aksine, toplantının planlandığı tarihlerde adalet yürüyüşü söz konusu değildi. Toplantının yapılacağı yerle ilgili Bolu, İstanbul merkezi ve Şile gibi alternatifler mailler yoluyla tartışılmış ve stresten ve trafikten uzak olması nedeniyle Büyükada tercih edilmişti.

Toplantıyı Lahey merkezli bir uluslararası insan hakları ve çevre kuruluşu HIVOS (İnsani İşbirliği Enstitüsü) finanse etmişti. MGK’nın web sitesinde de raporları yayınlanan HIVOS, Afrika, Latin Amerika ve Asya’daki kuruluşlara finansal destek sağlıyordu.

Toplantının üçüncü gününde polis baskını yapılmıştı. İlk iki günkü toplantılarda sosyal psikolog Peter Steudtner son iki yılda Türkiye’deki şiddet ortamının insan hakları savunucuları üzerindeki etkileri ve nasıl baş edebileceğini, Ali Ghavari ise nefret temelli saldırılar karşısında web güvenliğinin nasıl sağlanacağını anlatmıştı.

’24 Temmuz Birlikte Özgürüz’ isimli WhatsApp grubu ise ‘Dışardaki Gazeteciler’ grubunun kendi aralarında Cumhuriyet davasının ilk duruşmasına çağrı yapılması için oluşturulmuştu.

Üzerinde kaos planı yapıldığı ileri sürülen Türkiye haritası hikayesi ise apayrıydı. Steudtner’in katılımcılardan son bir ay içinde kendilerini etkileyen önemli bir olayı resmetmesini istemesi üzerine Özlem Dalkıran Güneydoğu’da savaş, İstanbul ve Ege kıyılarında yapılaşma, Karadeniz’de HES’ler gibi kendisini strese sokan sorunları resmetmek üzere bir Türkiye haritası çizmişti.

Türkiye’yi bölünmüş gibi gösterdiği ileri sürülen harita Ortadoğu’da konuşulan dilleri gösteriyordu. Peter Steudtner’in cep telefonunda bulunduğu iddia edilen program ‘Elephant’ değil, Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın ‘Elefand’ (Elektronischen Erfassung von Deutschen im Ausland / Yurtdışındaki Almanların Elektronik Kaydı) isimli internetten doldurulan bir formdan ibaretti. Ülke dışına çıkan Alman vatandaşlarına, başlarına kötü bir şey gelmesi halinde büyükelçiliğin müdahale edebilmesi için kullanılıyordu."