Can Teoman
Ara 11 2017

Ekonomi büyürken neden fakirleşiyoruz?


AKP iktidarın ana dayanak noktalarından biri olmayı sürdürürken döviz kurları rekor kırıp, faiz ve enflasyon 8 yılın zirvesine çıktı.

Son yükselişlerle birlikte, 2013 Mayıs’ında ABD Merkez Bankası’nın yaptığı ‘Faizler artacak’ açıklamasının ardından dolardaki değer artışı 114 ‘e ulaştı, kur 1.8 TL’den 3.85 TL’ye yükseldi.

Yani TL dolar karşısında yüzde 53 devalüe oldu ve Türkiye halkı fakirleşti. Bu kayıp 2001’deki şubat devalüasyonundan (Yüzde 47) daha ağır olsa da, bir gecede değil, uzun bir süreçte gerçekleştiği için ekonomik ve sosyal tepkiler o dönem ki kadar çarpıcı olmadı.

Ekonominin barometresi olan döviz kurundaki şiddetli yükselişe rağmen, AKP Hükümeti’nin konuyu farklı noktadan ele aldığı ise bir gerçek. 

İktidarın sürekli olarak ekonomik büyüme rakamlarını ön plana çıkartıyor. Bugün açıklanan yüzde 11.1’lik büyüme rakamları da o nedenle AKP’nin ‘ekonomik gidişat iyi’ mottosu açısından büyük önem taşıyor. Rakamların şahaneliğine en üst düzeyden vurgu yapılıyor.

Öte yandan rekor büyüme rakamlarının sokaklarda aynı şekilde hissedilip hissedilmediği hala bir soru işreti. İstanbul’un yeni gelişen semtlerinden Beylikdüzü’nde oturan Metin Duran ‘Ekonomi bu kadar büyüyorsa biz neden fakirleşiyoruz’ diye soruyor. 

Duran’ın eşi de kendisi gibi emekli, lise son sınıfta oğlu var ve hanesine iki emekli maaşının dışında bir de ailesinden miras kalan İstanbul Merter’deki evin kirası giriyor. Böylece aylık 5 bin liranın üzerinde bir kazanca sahip oluyor. Aslında bu rakama Türkiye şartlarına göre oldukça makul denebilir.

En fazla üyeye sahip TÜRK-İŞ Sendikası’nın hesapladığı yoksulluk sınırı Eylül 2017’de 4 kişilik bir aile için 4 bin 959 TL olarak belirlenmişti. Türk-İş’in yoksulluk endeksine göre yoksulluk sınırının üzerinde gelire sahip olan Metin Duran buna rağmen geçinemediğinden dert yanıyor:

‘‘En ufak markete girsen 200-250 TL’den aşağı çıkamaz olduk. Haftada bir iki kez market alışverişi yapıyoruz. Üç GSM faturası, internet ücreti, elektrik-su-gaz, çocuğun okul servisi, yemek ücreti, kredi kartı ödemeleri derken paralar geldiği gibi gidiyor.

2010 model arabamın bakımı için yine kredi kartından harcayacağım. Bankalar kartlardaki asgari ödeme tutarını yukarı çektiği için yüksek tutarda ödeme yapıyoruz. O da bizi sarsıyor.’’

Duran’a son yıllarda bir değişim var mı diye sorduğumuzda şu cevabı alıyoruz:

‘‘Senede bir kez tatile çıkıyoruz. 2014’te tatil yaptık, normaldi. 2015’te kredi kartıyla taksitle tatile gittik. Geçen yıl bir önceki yılın taksitlerini öderken sarsıldığımız için tatile gitmeyelim dedik. Bu yıl tatile gitme konusu bile açılmadı.’’

Gerçekten de açıklanan veriler ve iktidar yetkililerinin söylemleri ile emekli Metin Duran’ın yaşadığı Türkiye arasında bir makas var. Toplumun geniş kesimi ise her geçen gün bu makasın açıldığını hissedip şikayetlerini dillendiriyor.

Çelişkiler, toplumdaki bu mikro hikayeler makro ekonomik verilerden de görülebiliyor aslında. Türkiye ekonomisi AKP bürokrasisinin geçen yıl tek kalemde yaptığı ve Türkiye’nin kağıt üzerinde yüzde 20 zenginleşmesine neden olan hesap değişikliğinin de etkisiyle, son 15 çeyrek yılın sadece 1’inde küçülmüş kalanında ise parlak bir büyüme sergilemiş gibi duruyor.

TÜİK’e göre 2013 sonundan bu yana TL bazında hesaplanan milli gelir 1.8’den, 2.96 trilyon TL’ye yükseldi. Yani nominal bazda yüzde 64.5 büyüme oldu. Eylül sonu itibariyle enflasyon ve mevsimsellikten arındırılmış milli gelirin 2013 yılının sonuna göre yükselişi ise yüzde 30.7’yi buldu.

Buna karşın madalyonun diğer yüzü çok farklı. TL bazında reel büyüme devam ederken, dolar bazlı kişi başı gelirde erime hızlanıyor.

Aynı yıllar baz alındığında, 2013 sonunda 12 bin 480 dolar olan kişi başı gelirin bu yılın üçüncü çeyreğinde 10 bin 576 dolara gerilediği görülüyor. Yani son 3.5 yılda yüzde 15.2 küçülme var. Ayrıca eklemekte fayda var, bu rakam da tam olarak gerçeği yansıtmıyor.

Çünkü Türkiye nüfusu TÜİK’in resmi kayıtlarına göre 79.8 milyon olmasına rağmen, çoğu Suriyeli olmak üzere yaklaşık 4 milyon göçmen yaşıyor.

Bunların harcamaları milli gelir hesaplamasının içinde kullanılıyor ama milli gelir hesaplanırken gösterilmiyorlar. Bu da kişi başı milli gelirin aslında 500 dolar daha az, yani 10 bin dolar sınırının hemen üzerinde olduğunu gösteriyor.

 

Ekonomi büyüdükçe kişi başı gelir düşüyor                
Yıl Reel milli gelir değişimi (%)

Kişibaşı dolar bazlı milli gelir değişimi (%)

               
2014 5,2 -2,9                
2015 6,1 -9                
2016 2,9 -1,2                
2017* 7,4 -2,2                
*: Ocak-Eylül                  
                     
                     
                     
Kişibaşı gelir 2 bin dolar eridi                  

Kişibaşı milli gelir (Dolar)

                   
12.480                    
12.112                    
11.014                    
10.817                    
10.576                    
*: Ocak-Eylül                  
                   


Üstteki tablolar Türkiye’de iktidarın medya araçlarında anlattığı büyüme hikayesine göre farklı bir gerçeğin altını çiziyor.

Ekonomisinin yüzde 25’i ithalata dayanan Türkiye’de vatandaşlar küresel ölçekte fakirleşiyor. Kurdaki keskin artış dış ticaret hadlerini (ihracat birim fiyatının ithalat birim fiyatına oranı)  bozduğu için yaşanan hızlı büyümeye karşın refah azalıyor.

Konuyu kısa süre önce kişisel blogunda dile getiren iktisatçı Mahfi Eğilmez de Hintli ekonomist Jagdish Bhagwati’nin ‘Yoksullaştıran büyüme’ teorisini gündeme taşıyarak şunları yazıyor:

Türkiye 2017 yılının 6 ayında 2016 yılına göre daha fazla mal ihraç etmiş ama birim ihracatında gerileme yaşamış. Bu, içeride tüketilebilecek malların bir bölümünün de dışarıya üstelik önceki yıla göre daha ucuza satılması demektir. Refah kaybı da burada ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu mallar içeride satılmış olsa enflasyonun daha düşük çıkmasına yol açacaktı.

Teoride özetle deniliyor ki, Türkiye gibi ihracat fiyatın düşüp ithalat fiyatların yükselirse, rakam ne kadar artarsa artsın fakirleşirsin. (*)

Diğer taraftan açıklanan büyüme rakamları rakamlar daha önce 2 kez revize edildi. Söz konusu revizyonlar Türkiye’nin gerçekte olmasa da masa başında bir anda zenginleşmesine neden oldu. Bu yüzden büyüme rakamlarına iktisatçı Korkut Boratav’dan da uzun süredir itiraz var.

TÜİK’in son gelir hesaplama değişikliğinin ardından ortaya çıkan verilerde güven eksikliğini vurguluyor.

Bu yıl Mart ayında aralarında Ercan Kumcu’nun da bulunduğu 5 ünlü ekonomistle birlikte Cumhuriyet Gazetesi’ne ortak bir yazı yazarak TÜİK’in milli gelir hesaplamasında yanlışlık olduğunu savunan Boratav, Birgün gazetesindeki yazısında da istihdam, sanayi üretimi ve dış ticaret rakamlarındaki değişimlerin büyüme verileriyle uyuşmadığını belirtiyor. Boratav şunları söylüyor:  
 

 ‘…Temmuz-Eylül 2017’de yüksek bir büyüme hızı beklenmelidir (Yüzde 11.1 açıklandı). Zira, ekonominin küçüldüğü 2016’nın üçüncü çeyreği ile karşılaştırılacaktır. Ancak, bu canlanmanın yıl sonuna taşınması mümkün görünmüyor. İhracat / ithalat fiyat hareketleri tersine dönecek; büyüme hızını aşağı çekecektir. Ekonominin yapısal bozuklukları, sınırları, dışsal kırılganlıkları, resmî istatistiklerde büyük boyutlu, bazıları “esrarengiz” revizyonlarla düzelemez. Orta vadede durgunlaşma eğilimine son veren, ekonominin büyüme potansiyelini yukarı çeken bir dönüşümün habercileri, belirtileri yoktur.’ (**)
 

Gelelim Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım’ın da sık sık dile getirdiği Türkiye’nin G-20’nin en hızlı büyüyen ekonomisi olduğu iddiasına.

Aşağıdaki tabloda 19 büyük ekonomi ve Avrupa Birliği’nden oluşan G20 ülkelerinin 2013-1016 dönemindeki dolar bazında kişi başı milli gelirleri gösteriliyor. Sadece Türkiye’nin verisi Eylül 2017’deki durumu yansıtıyor.

Tabloda doların 2013-2016 yılları arasındaki hızlı yükselişinin birçok ülkede vatandaşları fakirleştirdiği görülebiliyor. Ancak bu yıl dolar neredeyse tüm ana para birimlerine karşı düştüğü için, bu ülkeler hiç büyümese bile dolar bazında hesaplanan zenginlikleri artmış olacak ve sıralama değişecek. Yine Rusya, Brezilya ve Avrupa Birliği ülkelerinde fakirleşme bu tablodaki gibi olmayacak.

Öte yandan bu tabloya göre bile Türkiye’nin G-20 en çok büyüyen, zenginleşen ülke olmadığı görülüyor.

 

G20'de en hızlı ekonomi olduğumuz doğru değil

     

(Dolar bazında kişibaşı gelir)

     
Ülke 2013 2016 Değişim (%)
Hindistan 1.452 1.709 17,7
Çin 7.077 8.123 14,8
ABD 52.787 57.466 8,9
Güney Kore 25.890 27.538 6,4
Endonezya 3.620 3.570 - 1,4
Japonya 40.454 38.894 - 3,9
Arjantin 12.976 12.449 - 4,1
İngiltere 42.407 39.899 - 5,9
Avrupa Birliği 35.536 32.058 - 9,8
Almanya 46.530 41.936 - 9,9
Fransa 42.554 36.855 - 13,4
İtalya 35.370 30.527 - 13,7
Türkiye* 12.480 10.576 - 15,3
Suudi Arabistan 24.575 20.028 - 18,5
Kanada 52.413 42.157 - 19,6
Meksika 10.298 8.201 - 20,4
Güney Afrika 6.877 5.273 - 23,3
Avustralya 67.792 49.927 - 26,4
Brezilya 12.216 8.649 - 29,2
Rusya 15.543 8.748 - 43,7
       

*: 2017 Eylül