Kredi Garanti Fonu, 2018 yılında da Türkiye'nin büyümesine destek

Türkiye’nin, YPG/PDY’nin güç kazanmasını önlemek için Suriye’nin kuzeyindeki Afrin bölgesine yönelik askeri harekâtı bugünlerde Türkiye’nin tek gündemi.

Bu nedenle savaş yanlısı dil yurtiçinde yükselirken, bu savaşın ya da herhangi bir savaşın başlamasından memnuniyet duymak mümkün değil.

Türkiye’de toplumun kayda değer bir kısmının Afrin’e yönelik saldırıyı sorgulamasıyla iktidarın polis-devlet yaklaşımı iyice artarken ülkede geriye kalmış demokratik çerçeve yine yara alıyor.

Ekonomiye odaklanırsak, Türkiye’nin Afrin saldırısının ilk etkisi yükün çoğunu sırtlanmış olan lira ile sınırlı şimdilik.

Harekâtın Suriye Kürtlerini, Putin ile yakın ilişkisi olan Suriye Başkanı Esad’a yönlendireceği beklentisindeki Moskova, Türkiye’ye saldırı için yeşil ışık yakmış gibi görünüyor.

Türkiye’den saldırı süresini sınırlı tutması bekleniyor. ABD’nin, İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı oluşturulan komisyondaki Suriyeli Kürtleri silahlandırıp eğitmesi nedeniyle zaten limoni olan Türkiye-ABD ilişkileri de önümüzdeki günlerde daha da endişe verici hale gelecek gibi.

Afrin saldırısı şekillenirken, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in yaptığı ilk açıklama, Suriye’nin Afrin bölgesine müdahalenin Türkiye’nin güçlü büyüyen ekonomisine sınırlı bir etkisi olacağı yönündeydi.

Bu tabi tabi hemen konuyu hükümetin büyümeyi güçlü tutmak için bir oluşturduğu yedek plana; diğer bir deyişle hükümetin Kredi Garanti Fonu (KGF) planını gündeme getiriyor.

Şimşek, Türkiye ekonomisinin ne kadar dirençli olduğuna ilişkin açıklamasını, KGF'nin 2018 yılında 55 milyar liraya (15,5 milyar USD) kadar yeni bir kefalet imkanının açılmasını sağlayan Hazine ve KGF arasındaki protokolün imza töreni sırasında gerçekleştirdi.

Söz konusu toplamın 25 milyar lirası (6,6 milyar USD), bankaların sanayi şirketlerine yönlendireceği kredileri garanti altına alacak ve 15 milyar lira (4,0 milyar ABD doları) ihracatçılar için ayrılacak.

Aynı gün, Cumhurbaşkanı’nın Ekonomiden Sorumlu Başdanışmanı Cemil Ertem de KGF’nin geleceği konusunda halkı bilgilendirdi. Ertem’in açıklamalarında önemli olansa “vizyonunun” KGF planından daha da öteyi kapsaması. (Cemil Ertem’in) KGF hakkındaki önceki konuşmalarına hızlıca göz atan herhangi biri, hükümetin Türk ekonomisi ve siyaseti hakkında gelecekte hayal ettiği rotayı hemen kavrayabilir.
 

“…KGF, sadece Hazine kefaleti üzerine kurulmuş bir destek değildir ve asla popülist bir yaklaşımla planlanmamıştır.

Aksine, KGF uygulamasına karşı çıkan ve ekonomi bilgilerini Ponzi tarzı finans kuruluşlarından edinen monetarist teorilerin temsilcileri, yıllarca bizi geçici mali hileler ve kemer sıkma politikalarının krizleri erteleyecek reformlar olduğuna ikna ettiler.

Bununla birlikte, bu yanlışlar her zaman daha büyük krizler getirmiştir. İşte, KGF tüm bu klişeleri kırdı...

KGF'nin etkin olarak kullanılmasının ardından enflasyondaki hızlı yükseliş durdu. 2018, ABD ve AB'nin mevcut siyasi ve ekonomik krizinin yoğunlaşacağı ve gelişmekte olan ülkelerin siyasi ve ekonomik olarak yükselmeye başlayacağı bir başlangıç yılı olacak.

Bu büyük resim, Türkiye için altın olanaklar sunuyor. Kuşkusuz Türkiye, KGF’de yaptığı gibi büyüme, enflasyon ve işsizlik gibi kilit konularda farklı yaklaşımlar ortaya koymaya devam edecektir.”

 


 
Bankacılık sektörünün toplam kredileri, 2017 içinde yıllık yüzde 20 artışı yakalamasının ardından 2018 yılı başı itibariyle yıllık yüzde 17,6'lık bir büyüme hızıyla devam ediyor.

Takipteki kredilerin toplam krediler içindeki payı yüzde 3,1 civarında sabit. Diğer bir yandan, kredilerdeki artışa kıyasla bankacılık sektöründe toplam mevduatının yüzde 13,9 olan yıllık artışı önemli ölçüde zayıf kalıyor.  

Üstelik son aylarda lira zayıflarken vatandaşların döviz mevduatının toplamı da 160,6 milyar dolara ulaşmış durumda. Kuvvetli bir büyüme oranını kredilerle finanse etmeye bankacılık sektörünün kaynakları yetmedikçe hükümet de yeniden KGF üzerinden ne yapabileceğinin çabası içine giriyor.

Başlangıç olarak KGF, kefalete dayanan finansal bir mekanizma türü. Faaliyet konusunda kredi tahsisi yok ancak işletmeler lehine kefil olmak suretiyle işletmelerin kredi ve destek kullanımını kolaylaştırmakta.

Bankalar nezdinde kredi değerliliği olan ancak teminat yetersizliği nedeniyle çeşitli kredi ve destek imkânlarından yararlanamayan KOBİ’ler ve KOBİ tanımı dışında kalan işletmeler KGF kefaletlerinden en çok yararlanan firmalar.

Türkiye’de KGF’nin kuruluşu 1993 yılına dayanıyor. Kullanımıysa ancak geçen yıl AKP hükümetinin büyümeyi hızlandırmak için hem KOBİ'ler hem de KOBİ dışındaki şirketler üzerinden reel ekonomiyi destekleme sistemini güçlendirmesiyle patlak verdi.

Türkiye’nin KGF’si Hazine tarafından destekleniyor ve sadece geçen yıl, reel ekonomi için Eylül 2017 itibarıyla 201 milyar TL (58,4 milyar dolar) kefalet kullanıldı. Dahası, kurtarma hizmetinin boyutu 179 milyar TL'ye (51 milyar dolar) ulaştı.

KGF destekli kredileri kullanan 310 binden fazla işletmenin yüzde 75'i KOBİ'lerdi. Ortaya çıkan dağılım, toplamın yüzde 56'sının yeni krediler için, yüzde 30'unun ek krediler için olduğunu ve yeniden finansman oranının yüzde 4,5 olduğunu gösteriyor.

Geçen yıl KGF’nin son derece pro-aktif kullanımı çeşitli vergi indirimleri ve geçici vergi aflarıyla birleştirildiğinde, Türkiye'nin GSYİH büyümesi 2017 yılı için yüzde 7'ye ulaştı.

KGF'nin büyüme üzerindeki etkisinin 2 puan civarında olduğu tahmin ediliyor. KGF’nin büyümeyi bu şekilde hareketlendirmesinin yan etkileri de oldu tabi.  Artan iktisadi faaliyet ve döviz kuru geçişkenliğinin cari açığın GSYİH'nın yüzde 5,5’ine, tüketici fiyat enflasyonunun da yüzde 12 civarında çift haneye ulaşmasını izledik.  
 http://www.kgf.com.tr/images/Rakamlarla-kgf-guncel.png


İlk imzaların Mart 2017'de ayılmasının ardından Hazine ve KGF arasında yenilenen protokol ile Fon; KOBİ'ler veya KOBİ dış diye sınıflandırmaksızın işletmelerin mali paketlerden yararlanabilmeleri için teminat kapsamını genişletmeye kararlı.

Ertem sıkça, KGF'nin ekonomik yavaşlamayı dengelemek için dönemsel bir araç olarak görülmemesi gerektiğini vurguluyor. Nitekim hükümet, gözden geçirilmiş KGF'yi son birkaç yılda gerçekleştirilen en önemli yapısal reform olarak görüyor.

Ekonomiye farklı ürünlerle hizmet eden kalıcı bir yapısal reform olarak da KGF, Güney Kore'nin Kore Kredi Garanti Fonu (KODIT) ile karşılaştırılıyor.

Borcun ödenememesi gibi bir durumla kaşılaşıldığında “garantör” kredinin bir kısmını veya tamamını borç verene öderken, hükümet finansal aracıların maruz kaldığı riskin azaldığına; böylece daha yüksek kredi artışı ile ekonominin daha hızlı büyümesine olanak tanıdığına inanıyor.

Ve tabi Cemil Ertem, 2018’de de bankaları, 2018 yılında yüzde 5,5'lik bir büyümeyi aşmak ve işsizlikle mücadele etmek için kurumsal kredilerini yıllık yüzde 22'lik artış oranı kriterinin üzerine çıkarmaya çağırıyor.

Hükümetin çok güçlü bir büyümenin enflasyon üzerindeki olumsuz etkilerini göz ardı etmesi gerçekten şaşırtıcı. Zaten Ertem, Türk ekonomisinde "mükemmel bir rekabet ya da tam istihdam” oluşmadığından para arzı ile fiyatların genel seviyesi arasındaki ilişkinin kopuk olduğunu iddia ederek, hem miktar teorisinin hem de Friedmanyen monetarizmin geçersiz olduğunu söylüyor.  

Başka bir açıdan Erdoğan’ın yüksek faiz oranlarının enflasyon yarattığına dair şahsına münhasır teorisine de destek atmış oluyor.
Enflasyon-büyüme-faiz oranı ilişkisi üzerine bu çerçevede yapılacak tartışmalar oldukça yorucu ve teori üzerinden konuşulamadığundan da bir yere varmıyor.  

Fakat, KGF'nin kalıcı olduğunu kabul etmek önemli. Ertem, yeni bazı kriterler ve parametreler getirerek KGF ile yola devam edeceklerini zaten açıkladı.  Planları arasında Hazine’nin garantör rolünün zaman içinden tamamen ortadan kaldırılması, fona tümüyle kurumsal bir nitelik kazandırıp; mali istikrarın bir unsuru haline getirilmesi de bulunuyor.

Üstelik Ertem, sadece KOBİ’lere daha aktif destek verebilmek için, devlette oldukça atıl kalmış KOBİ A.Ş'nin daha önce benzer şekilde atıl duran KGF'ye benzer şekilde ele alınabileceğini ayrıntılarıyla anlatıyor.
Dolayısıyla, KGF'nin Türkiye’de geçen yıl revize edilen kullanımının ötesinde dünyadan alınabilecek “en iyi uygulamalar”, önem kazanıyor.

Burada asıl hüner, etkili bir derecelendirme sistemiyle şirketleri kredi bilgilerini verimli bir şekilde yönetmek yoluyla sağlam kredi işlemlerini teşvik etmekten geçiyor.

Düzenleyiciler, kredi garanti fonunun daha güvenilir hale getirilmesi için asgari sermaye gereksinimleri, uygun ödeme gücü oranları ve şeffaflık kriterleri geliştirebilirler.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), kredi garanti fonlarında yapılacak düzenlemelerin, getirilecek kriterlerin garanti planı düzenlemesinin itibarına katkıda bulunacağını; Merkez Bankası gibi kamu kuruluşlarının da düzenleyici görevi devralması önerisinde bulunuyor.

Temerrüdü ve risklerin çeşitliliğini azaltmak için, mükerrer sigorta, kredi satışları veya portföy menkul kıymetleştirmeleri gibi risk yönetim mekanizmaları da devreye sokulmalı.

AKP'nin, KGF'yi, büyümeyi teşvik etmek ve Türk ekonomisini ayakta tutmak için önemli bir araç olarak uzun yıllar kullanmaya devam edeceği net.

Ertem ve Cumhurbaşkanı’nın diğer danışmanlarının, KGF'nin çok aktif kullanılmasının enflasyon gibi negatif yan etkilere sahip olduğunu reddetmesi ve enflasyonun geldiği seviyeye rağmen düşük faiz peşinde koşmaları da Türkiye’de enflasyonun daha bir süre yüksek kalacağı gerçeğinin başka bir göstergesi.

Tabii ki bu hükümet, verimlilik ve teknoloji revizyonuna büyük önem veren yeni, detaylı ve inandırıcı bir sanayi politikası getirmediği sürece bu durum geçerli.