Tiny Url
http://tinyurl.com/y7jsh55q
Eyl 10 2018

TÜİK oynuyor: Bu kez dolar bazında milli geliri şişirdi

Açıkladığı veriler, gün geçtikçe piyasa şartlarından ve ekonomide yaşanan değişimlerden daha fazla sapma gösterdiği için, eleştirilerin odağına yerleşen TÜİK, bu kez Türkiye’nin ikinci çeyrek rakamlarında tartışılacak bir uygulamaya imza attı. TÜİK’in açıkladığı verilere göre Türkiye ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre reel bazda yüzde 5.3 büyüdü, dolar bazında yüzde 0.3 küçüldü. Bu Türkiye’de yaşanan kur şoklarına rağmen ekonominin aslında çok da kötü olmadığını gösterdi.

Fakat bir sorun var ve TÜİK’in açıkladığı değişim piyasa gerçekleriyle uyumlu değil. Çünkü yılın ikinci çeyreği tamamıyla bir kur kriziyle geçerken, dolar 3.70 TL’lerden 4.70 TL’nin üzerine kadar çıktı. Başta inşaat, beyaz eşya, otomotiv ve perakendede sektör birlikleri tarafından açıklanan veriler önemli oranda gerilemeyi işaret etti. Ancak TÜİK’in verilerine göre yılın ikinci çeyreğinde ekonomideki büyüme reel olarak sürdü.

Ortaya çıkan sonuç  TÜİK’in tartışmalı büyüme rakamlarının nasıl ulaştığını sorgulatıyor. Akla en yatkın ihtimal TÜİK’in enflasyon üzerindeki manipülasyonu. Son olarak Ağustos ayında aylık fiyat artışları yüzde 2.33 ile beklentilerin altında açıklanırken, TÜİK’in genel enflasyon verisi üzerinde hayati önemi olan akaryakıt fiyatlarını piyasaya göre yüzde 4 daha düşükten aldığı ortaya çıkmıştı, Ağustos’un 15’inde benzin, motorin ve LPG’den oluşan bir dizi ürüne ortalama yüzde 9 zam yapılırken, TÜİK bu fiyat artışlarını yüzde 5’te bırakan bir fiyat sepeti kullandı. Ayrıca TÜİK’in enflasyon sepetinde kullandığı LPG fiyatı şaşırtıcı bir şekilde piyasadan 60 kuruş daha düşük. Keza Ağustos boyunca onlarca  gıda ürününe zam yapılırken TÜİK’in gıda fiyatları son iki aydır sabit düzeyde seyrediyor.

Enflasyonda bu tip bir manipülasyon kuşkusuz ki Hükümet açısından tam da aranan bir şey. Çünkü bu sayede çalışanlara yapılan ücret artışları baskı altında tutulabiliyor. Enflasyona bağlı hareket eden faiz giderlerinden kısıntı yapılabiliyor. Bu sayede bütçe üzerinde olumlu etki yaratılabiliyor. Ayrıca büyüme rakamları da cari fiyatların enflasyondan arındırılması yoluyla hesaplandığı için ekonomik genişleme olması gerektiğinden daha fazla çıkıyor.

Ne yazık ki piyasalar da bunun farkında. Zaten 2016’da kağıt üzerinde revize edilip bir gecede 142  milyar dolar artırıldığından ve eski veriler silindiğinden dolayı itirazlara uğraya geldi.

Öte yandan büyüme oranları bu kez de dolar bazındaki hesaplama nedeniyle mercek altında. Bunun nedeni ise urlardaki hızlı artışa karşın Türkiye’nin yılın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı ayına göre dolar bazında sadece yüzde 0.3 küçülme yaşaması. Bu rakam beklentilerin altında ve kurdaki aşırı artışa karşın Türkiye ekonomisinin tolere edilebilir düzeyde bir durgunluk yaşadığını gösteriyor.

Buna karşın detaylarda bir takım tuhaflıklar söz konusu. Bu da TÜİK’in dolar bazındaki milli geliri hesapladığı kur rakamından kaynaklanıyor. TÜİK bu yılın ikinci çeyreğinde Türkiye ekonomisinin ürettiği milli gelirin 884 miyar 4 milyon lira, yani 204 milyar 281 milyon dolar olduğunu açıkladı. Bu rakamlara göre TÜİK’in hesaplama için kullandığı ortalama dolar kuru 4.7273 TL oldu. Ancak Merkez Bankası verilerine göre yılın ikinci çeyreğinde ortalama dolar kuru TÜİK’inkinden 4 kuruş daha yüksek. Ve Banka’nın verilerine göre yılın ikinci çeyreğinde dolar kuru 4.3670 TL olarak görünüyor. Yani yaklaşık yüzde 0.9 daha yüksek. Oran küçük gibi gözükse de toplamı yüzmilyarlarla ifade edilen hesaplamalarda önemli sonuçlar çıkartıyor. Örneğin TÜİK, kullanması gerektiği gibi Merkez Bankası verileriyle bir hesaplama yapsaydı Türkiye’nin milli geliri ikinci çeyrekte dolar bazında 2 milyar dolara yakın daha düşük çıkacaktı. Dolar bazlı çeyreklik milli gelirdeki küçülme ise yüzde 0.3 değil yüzde 1’e yakın gerçekleşecekti. Dolar bazında milli gelirdeki değişim özellikle Türkiye’nin bugünlerde çokça ihtiyaç duyduğu dış sermaye için hayati önem taşıyor. Uluslar arası yatırımcı dolar bazlı büyüme rakamlarını göz önünde tutarken, küçülen ekonomilere yatırım iştahı düşük kalıyor.

Diğer taraftan geçmiş dönem hesaplamalarında TÜİK ve Merkez Bankası kurları arasında böyle kritik farklar yok. Örneğin bu yılın ikinci çeyreği dışarıda bırakıldığında TÜİK’in 2017 başından bu yana açıkladığı dolar bazlı milli gelirde kullandığı döviz kuru Merkez Bankası’nın kurları ile sadece 1 kuruş fark ediyor. Bu durum da TÜİK’in ikinci çeyrekte kullandığı döviz kurundaki farklılığın olağandışı olduğuna ilişkin bir kanıt.

Devletin resmi istatistik ajansı bu verileri belki de varlığını borçlu olduğunu düşündüğü bir siyasi partinin iktidarına katkı düşüncesi ile ‘milli ekonomi’ sloganı etkisi altında yapıyor olabilir. Ancak bu tip küçük hesaplar Türkiye ekonomisinin güvenirliliğini zedelediği için giderek daha fazla maliyete neden olduğu da unutulmamalı. Son 10 yılda komşumuz Yunanistan’ı kasıp kavuran ekonomik iflasın da bu tip veri manipüşasyonlarının ortaya çıkmasıyla başladığı unutulmamalı.