Bizim medyanın acıklı hali...

Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti ile ilgili son haber Halifax‘tan geldi: Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, orada katıldığı bir uluslararası toplantıda, Kaşıkçı‘nın parçalanmış cesedinin Atatürk Havalimanı’ndan kalkan Suud uçaklarıyla dışarıya çıkarılmış olabileceğini söylemiş…

Halifax Kanada’nın doğu ucundaki Nova Scotia eyaletinin başkenti. Her yıl bu zamanlarda orada kentin de adını taşıyan Halifax International Security Forum toplantısı yapılır. 16 Kasım günü başlayan ve bugün sona erecek toplantıya katılmış bakan Akar.

[Toplantıya katılan 300 kişi arasında 10 kadar da Türk var. Fikir üreten kurumlarda çalışan uzmanlar, iş insanları ve diplomatlar çağrılmış. Dikkat çeken isimlerden biri Selim Akar. Credit Suisse finans kurumunda çalışıyormuş.]

Demek ki, cesedin cinayetten hemen sonra kimyasal kullanılarak eritildiği bilgisi doğru değilmiş…

Trump da sıkışmış durumda

Konuyla ilgili henüz bilinmeyen unsurların sayısı giderek azalıyor. En sonuncusu ABD tarafından haklarında ‘yaptırım’ uygulanan, cinayete karışmış 17 kişiye bir ismin daha ekleneceği bilgisi. O isim de, Suudi Arabistan’ın gerçek hakimi olan, Kral’ın oğlu ve veliahtı Muhammed bin Salman (MbS)…

CIA, önce birden fazla medya organı üzerinden, örgütte yapılan değerlendirmelerin sonunda cinayetle ilgili talimatı MbS’nın verdiği kanaatine ulaşıldığını duyurdu; Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı'na ek olarak Trump‘ın kendisi de “Henüz bu bilgi benimle paylaşılmadı” açıklamasını yaptı. Ancak, can kaybına yol açan yangın alanını ziyaret etmek üzere Kaliforniya’ya giderken, önceki görevi CIA Direktörlüğü olan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile şimdiki CIA Direktörü Gina Haspel birlikte, son değerlendirmeyi Trump‘a aktardıkları anlaşılıyor.

Artık Trump da gerçeği öğrenmiş ve cinayetin neden, kimler eliyle ve kimin talimatıyla işlendiği, cesede ne olduğu böylece ortaya çıkmış oluyor.

Geriye ne kaldı?

Belki şu sorunun cevabı: Acaba MbS bu hunharca eylemin işleneceğini babası Kral Salman ile de paylaşmış mıdır?

Kimsenin işi o noktaya kadar vardıracağını sanmıyorum.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da, Kral Salman‘ın olayla ilgisi olmayacağına inandığını söylüyor ve kendisine yapılabilecek en nazik hitap tarzı olan “İki kutsal kentin hâdimi” anlamına gelen “Hâdim-ül Haremeyn-üş Şerifeyn” sıfatını da kullanıyor.

Şimdi ne olur, MbS veliaht konumunu yitirir, hatta ismi diğer 17 kişinin yanına eklenerek ABD yaptırımlarına muhatap edilir ve Suudi başsavcısı onun da yargılanmasını talep eder mi?

Doğal olarak bunların gerçekleşmesi beklenir.

Hem ABD’de Trump, hem de Suudi Arabistan’daki dengeler yüzünden bu hayli zor görünüyor

Bizzat başkana bağlı olan Ulusal Güvenlik Konseyi‘nde görevli, Konsey’de Suudi Arabistan’ı da içeren bölgeden sorumlu olan ve Kaşıkçı cinayetini soruşturmak üzere Riyad’a gönderilmiş bulunan Kirsten Fontenrose adlı uzman Beyaz Saray tarafından istifaya zorlandı. Kadın uzmanın, cinayet üzerinde daha ciddi durulması, Suudi Arabistan’a can acıtıcı yaptırımlar uygulanması ve MbS’nin de sorumlu olduğu yolunda değerlendirmeler yapmasının sonunu getirdiği gelen bilgiler arasında.

Trump’ın “Sistemimize para pompalıyorlar, işgücümüze istihdam sağlıyorlar” diye övmeye devam ettiği Suudi Arabistan’daki yönetimi üzecek, Ortadoğu politikasını emanet ettiği damadı Jared Kushner‘in bölge dengelerini üzerine bina ettiği MbS’yi denklemden çıkaracak bir tavır almasını beklememek lazım.

Bu arada bizim medya

Konunun bana ters gelen bir yönünü de burada paylaşmalıyım.

Cinayetle ilgili son haberlerin hepsinin kaynağı Amerikan yayın kuruluşları. Hatta New York Times (NYT), gazetenin internet sitesine, 2 Ekim gününden bu yana yaşananları tek tek sıralayan ve belgelerle bulguları da bu arada gözler önüne seren bir video da koydu dün.

Türkiye’de ve medyanın başkenti İstanbul’da meydana geldi hunhar cinayet, ancak dünya onunla ilgili en can alıcı bilgileri Amerikan medyasından öğrendi.

Bizler de…

NYT’ın videosunu bile bizim gazeteler -sağolsunlar, İngilizce anlatımı Türkçe altyazıyla besleyerek- aktarmakla yetindiler.

Amerikalılar haberlerinde, ilk günden itibaren, ‘bir Türk yetkiliden öğrendiğimize göre’ diye kaynak belirttiklerine göre, bizim istihbaratçılar da, hayati bilgileri dünyaya duyurmak için bizim gazetecileri atlayarak Amerikalı gazetecilere sızdırmayı tercih etmişe benziyor.

“Helal olsun” mu diyelim?

“Gerçek gazetecileri ‘medeni ölü’ haline getirip medyadan uzaklaştırırsanız, medyayı işte böyle öldürmüş olursunuz” da demek mümkün…

[Bazıları ‘medeni ölü’ deyimini son zamanlarda üstlenerek kullanmama takılıyor; kendimin o hale geldiğimi kabullenmemi dostlar kabullenemiyorlar. Oysa benim veya öyle oldukları ilan edilen meslektaşların utanıp üzülmesini gerektiren bir durum yok; tam tersine, bu duruma sebep olup bunu yaptıkları için övünenler utansın.]

Artık bundan sonra izlenmesi gereken en önemli konu, MbS’nin akıbeti…

Bu yazı Fehmi Koru'nun blogundan alınmıştır