Dicle Eşiyok
Ağu 06 2019

AKP döneminde madenciliğe açılan orman alanları yüzde 170 arttı

“Yer kabuğunda ve su kaynaklarında tabii olarak bulunan, ekonomik ve ticarî değeri olan petrol, doğal gaz, jeotermal ve su kaynakları dışında kalan her türlü madde bu Kanuna göre madendir…”  Bu ifadeler, 2004 yılında AKP hükümetinin değiştirerek yeniden yürürlüğe soktuğu Maden Yasası’nın 2. Maddesi’nde yer alıyor… 

Kaz Dağları’nda gündeme gelen altın arama faaliyetleri, Eskişehir’de 31 bin hektarlık bir alanda manyezit, nikel, demir madeni arama ve kırma alanı için ÇED Olumlu Kararı verilmesi, Munzur Dağları’nda altın arama çalışmaları… Niğde Ulukışla’da, Erzincan Çöpler’de, İzmir Efemçukurunda, Uşak Kışladağı’nda, Çanakkale Lapseki’de, Balıkesir Sındırgı’da, Kayseri Himmetdede’de, Eskişehir Sivrihisar’da da sessiz sedasız benzer bir madencilik uygulanıyor. Türkiye, toprağın üstü kadar toprağın altında yaşanan tehlikelerle yüz yüze.

AKP iktidarının hazırladığı ve 2004’te yürürlüğe giren ve adeta madencilik sektöründe sömürgecilik döneminin başlamasını sağlayan 5177 Sayılı Yeni Maden Yasası ve bazı yasalarda yapılan değişiklikler ile yabancı şirketler maden ruhsatı almak için adeta Türkiye’ye akın etti.  Sadece2006-2008 yıllarında verilen ruhsat miktarı 40 bin 193. Yasa ile yer altı zenginlikleri sadece yüzde 2 vergi karşılığında yabancı sermayeli ve yerli şirketlere açılırken, zenginleştirme işleminin ülkede yapılması halinde devlet payı yüzde 1’e çekildi. 2018’de Türkiye’de 118 yabancı firmaya ait 539 maden ruhsatı vardı. 

Türkiye Ormancılar Derneği’ne göre 2004 yılında yürürlüğe giren 5177 sayılı yasayla büyük ölçüde değişikliğe uğrayan 3213 sayılı Maden Yasası ile en iyi nitelikteki ormanlarda bile taşocağı dâhil her türlü maden arama ve işletme olanağı getirildi.

Derneğin “Türkiye Ormancılığı: 2019” başlıklı raporuna göre; orman alanlarındaki madencilik çalışmalarının kolaylaştırılmasından sonra dünyanın sayılı ekosistemine sahip olan Kazdağları, Artvin gibi yörelerin yerli ve yabancı firmaların kullanımı için gözden çıkarıldığı kamuoyunun gündemine defalarca geldi.

Yerli ve yabancı iş çevrelerinin baskıları sonucu çıkarıldığı belirtilen bu yasayla; ormanlar,  ağaçlandırma sahaları, özel koruma bölgeleri, milli parklar, meralar, sit alanları, su havzaları, kıyı alanları, turizm bölgeleri, askeri yasak bölgeler ve şahsa ait özel alanlar madencilik faaliyetine açıldı.

2004 yılındaki yapılan bu değişiklik ve 2005’de Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği’nin yürürlüğe girmesi, etkisini 2007 yılında göstermeye başladı. 2003-2006 yılları arasındaki dört yıllık sürede orman alanlarında verilen maden işletme izni sayısı yılda ortalama bin 218’iken, 2007 yılında 2 bin 89’a, aynı dönemde maden tesis izin sayısı ise 576’dan 2 bin 211’e yükseldi.

Bu dönemde maden işletme izin alanı; 3 bin 637 hektardan, 11 bin 168 hektara, maden tesis izin alanı da 434 hektardan, 2 bin 146 hektara çıktı. Yani Maden Yasası ve yönetmeliğindeki değişikliklerden sonra maden işletme ve tesis sayı ve alanlarının önceki dört yılın ortalamasının dört katına kadar yükseldi.

Maden tahsisleri sadece Maden Kanunu’nun ve ilgili yönetmeliklerinin değiştirildiği yıllarla sınırlı kalmadı. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)’nin 2003-2015 yılları arasındaki 13 yıllık iktidar dönemiyle, AKP öncesi 13 yıllık 1989-2001 dönemi karşılaştırıldığında; maden tahsis sayısı ortalama bin 87’den, yüzde 143’lük artışla 2 bin 483’e fırladı. Önceki dönemde yılda ortalama 2 bin 483 hektar orman alanı madencilik faaliyetleri için tahsis edilmişken, AKP döneminde yüzde 170 artarak 6 bin 699 hektara çıktı. 

 

 

Rapora göre, orman alanlarının kullanımı da giderek “ekonomik amaçlar” lehine değişiyor. 2004 yılından bu yana 535 bin hektar saha, orman alanı dışına çıkartılarak sermayenin kullanımına sunuldu.  Bir başka deyişle, bir zamanlar orman olan yaklaşık yarım milyon hektardan daha fazla orman alanı, hukuken ve sonsuza kadar orman olma özelliğini kaybetti, yeniden orman yapılma fırsatı ortadan kaldırıldı.

Orman alanlarına işletme tesis yapımını kolaylaştıran kanunlar sonucunda 2015 yılından itibaren orman alanlarını bu tür kullanımlara açan 7 bin 917 madencilik, 3 bin 409 enerji izni verildi. İzin verilen ormanların toplam alanları ile birlikte 165 milyon metrekare ranta açıldı.

Raporda 7139 sayılı torba yasa düzenlemesi ile suyun, toprağın, ormanların metalaştırılarak özel şirketlerin emrine sunulmasının sonuçlarına işaret ediliyor. Kanunla birlikte “dikili satışlar yoluyla ülke ormanlarının tahrip edileceği, ormanların ormancılık dışı ve toplum yararına olmayan pek çok iş ve işlemle zarar göreceği, orman köylülerinin bazı yasal hak ve imtiyazlarından mahrum kalacağı ve orman teşkilatına yapılacak atamalarda adaletsiz uygulamaların görüleceği” belirtiliyor.

 

 

Benzer biçimde 7 Aralık 2018’de Maden Kanunu’nda yapılan değişikliğin “bir orman arazisinin madenlere tahsis edilmesiyle oluşan toplumsal kayıpları” yok saydığı vurgulanıyor.

Raporda anlatıldığına göre Orman Genel Müdürlüğü’nün son beş yıl içerisindeki bütçe ve çalışan sayısının giderek küçüldüğü görülüyor. 2013 yılından bu yana toplam personel sayısı yüzde 9 azalırken, bütçeden kaynaklı personel açığı dikkat çekiyor.

Madenciliğin yanı sıra, eğitim ve turizm yatırımları söz konusu olduğunda da ilk gözden çıkarılan yerler, orman alanları. Türkiye Ormancılar Derneği, özellikle vakıf üniversitelerinin kampüs kurmak amacıyla orman alanlarını tercih ettiğini hatırlattığı raporunda şu ifadeleri kullanıyor:

“Kamuoyunda olmasa bile ormancılık camiasında yoğun tartışmalara neden olan bu tür tahsisler, orman ekosistemi üzerinde zararlar oluşturan, ormanlık alanların ormancılık amacı dışında kullanıma ve çoğunlukla orman vasfının kaybına neden olan uygulamalardır. Sadece İstanbul’da Koç Üniversitesine 193 hektar, Sabancı Üniversitesine 93 hektar orman arazisi tahsis edilmiştir. Orman Genel Müdürlüğü’nün 2017-2021 yıllarını kapsayan stratejik planında ise 2015 yılı sonu itibariyle 61 üniversiteye 6 bin 459 hektar orman alanının tahsis edildiği bildirilmektedir.”

Turizm tahsislerinin ormancılık dışı amaçla yapılan bir başka orman kullanımı örneği belirtilen raporda, turizm tahsisleri konusunda kamuoyunun çok sağlıklı bilgilendirilmediğine dikkat çekilerek şu bilgiler veriliyor:

“24 Temmuz 2003 tarihinde çıkarılan 4957 sayılı yasayla 2634 sayılı Turizm Teşvik Yasası’nda değişiklik yapılmıştır. Bu düzenlemeyle; “Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri’nin tamamı ve/veya alt bölgelerinin yahut birden fazla sayıda parseli, yerli ya da yabancı hiç ayrım gözetilmeksizin aynı yatırımcıya tahsisi sağlanmıştır. Ayrıca; 15 Mayıs 2008 tarihli Resmi Gazete’ de yayımlanarak yürürlüğe giren yasayla, yaklaşık olarak 1,1 milyon dönüm orman alanının turizm yatırımlarına açılabilmesinin sağlandığı, bu uygulama sonucu yapılacak yatırımların 330 bin dönüm alanı ormansızlaştırılabileceği ifade edilmektedir. 1989-2001 yılları arasında toplam 24 tahsiste  bin 113 hektar orman arazisi turizme tahsis edilmişken, AKP’nin iktidarda olduğu 2003-2015 yılları arasında mevzuatta yapılan değişikliklerden sonra 38 tahsiste 2 bin 353 hektar orman alanı turizme tahsis edilmiştir. Bu iki dönem arasında tahsis sayısı yüzde 58 artarken, tahsis edilen alan miktarı yüzde 111 artmıştır.”

Türkiye Ormancılar Derneği Denetleme Kurulu Üyesi Salih Sönmezışık, hükümetin yaptığı açıklamalarla Kazdağı ve Kazdağları’nı karıştırdığını ve kamuoyunu yanılttığını belirterek şunları söylülyor:

“5177 sayılı emperyalist maden yasası gereği, uluslararası sermayenin, Kazdağları coğrafyasında yer alan, Çanakkale’nin Lapseki, Bayramiç, Çan, Yenice ilçeleri ile Küçükkuyu beldesinde izin verilen altın arama sahalarına karşı durduğumuzda, özellikle 32 yıldır, Kazdağları ile uğraşan benim gibi insanları, bugün yaptığı gibi, Kazdağları’nı tanımamakla suçlamak basitliğine düşüyorlar. O tarihte basına, sekiz sütuna manşet verilen haritalar ile Edremit’in kuzeyinde bulunan Sarıkız Tepesini işaret ederek, ‘bizim altın aradığımız sahalarımızın Kazdağı ile ilgisi yoktur’ gibi saçma şeyler söylüyorlardı.

Oysa Kazdağları, Sarıkız Tepesi ve aşağı çevresindeki ormanlardan bir ahtapotun kolları gibi Biga Yarımadası’nın tümüne beş koldan yayılan dağlar topluluğudur. Kaldı ki, Kirazlı altın madeni sahası da Kazdağları silsilesinin ortasında yer almaktadır. Dile getirdikleri Sarıkız Tepesi çıplaktır. Üzerinde sürüngen endemik bitkiler dışında boylu çalı bile yoktur. En çirkini ise, bilimi dışlayarak, 31 bin 460 hektar genişliğindeki Kazdağı Milli Parkı ile 258 bin 000 hektar genişliğindeki Kazdağları silsilesini karıştırmaktadır. Bu gerçekçi bir yaklaşım değildir. Bizim aklımızla alay etmesinler.”