Tem 05 2018

'Direniş şemsiyesi' altında bir halk: Uzundereliler JES’lere karşı nöbette

İzmir’in Karabağlar İlçesine bağlı olan Uzundere mahallesi sakinleri tam bir haftadır sabahın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar mahallede açılmak istenen Jeotermal Santral (JES) kuyularına karşı nöbet tutuyor. Geçtiğimiz Şubat ayında da yine Adem Petrol isimli firma tarafından açılmak istenen JES’lere karşı direnişe geçen mahalle sakinleri, verdikleri hukuk mücadelesini kazanarak çalışmayı durdurmuştu.

İzmir Valiliği’nden “ÇED gerekli değildir” raporu alan firma, geçtiğimiz hafta mahalleye yeniden iş makineleri sokarak bu kez farklı bir alanda sondaj çalışmasına başladı. İş makinelerinin gece gündüz çalıştığı alanın tam karşında ise İzmir’in kavurucu sıcağına aldırış etmeden bir şemsiyenin altında nöbet tutan mahalle sakinleri bulunuyor.

Yaklaşık 400 yıllık bir geçmişi olan Uzundere, aslında Tahtacı Alevilerinin yaşadığı bir köy. Muharrem aylarında hızır lokmalarının döküldüğü, Alevilere has inançsal rutinlerin hala canlı tutulduğu Uzundere mahallesi sakinlerinin tek arzusu yaşam alanlarının  zehirlenmemesi. Biz de direnişin birinci haftasını dolduran Uzundere halkının nöbetine misafir olduk, JES’lere karşı verilen mücadelenin dününü ve bugününü konuştuk.

İş makinelerinin gürültüsü ve çıkardıkları tozun altında çaylar içilirken, mahalle sakinlerinden Melda Türkeli ile sohbete başlıyoruz. Önce 271 kişinin imzası ile İzmir Bölge İdare Mahkemesi’ne “Yürütmenin durdurulması” talebiyle açtıkları davadan bahsediyor. Türkeli, mahkemenin mahalle sakinleri lehine karar vereceğinden umutlu çünkü Şubat ayında yine aynı taleple açtıkları dava İzmir 1.İdare Mahkemesi tarafından olumlu sonuçlanmıştı.

 

uzun

 

Türkeli, sohbet arasında projeyi yürüten mühendis ile aralarında geçen diyaloglardan da bahsediyor: “Bir keresinde mühendis bey yaptığı projenin zararsız olduğuna bizi ikna etmek için ‘ben de ailemi alıp sizin mahallenize taşınırım’ demişti.

Kendilerine güveniyorlar, taşınmaktan bile bu kadar kolay bahsediyorlar. Ben de eğer bu mahalle zehirlenirse evimi sırtıma alıp taşınmasını bilirim ama burası bizim köyümüz… Sevdiklerimizi, anamızı babamızı buraya gömdük biz. Onları bırakıp nasıl gideriz?”

Nöbet alanı ilerleyen saatlerde dolup taşıyor. Yoldan geçenlerin kimi zaman soğuk bir içecek kimi zaman yiyecek herhangi bir şey getirdiğinden bahsediyor nöbettekiler. “Biz kendimiz de alıyoruz ama dayanışma duygusu ile getirilen yiyeceğin, içeceğin tadı başka” diye cümleler yükseliyor gölgelik niyetine açılan şemsiyenin altından.  Şemsiyenin altında örgüsünü ören de var kitabını okuyan da…

Biz, Melda Türkeli ile sohbete devam ediyoruz. Nöbet alanındaki varlıklarının iş makinelerini durdurmadığını fakat Adem Petrol’e karşı, “Biz buradayız ve köyümüzü bırakmıyoruz” mesajını verdiğini ifade eden Türkeli, JES’leri neden istemediğini şu sözlerle anlatıyor:

“Çünkü bu toprak zehirlenirse, buradaki yaşam zarar görürse çocuklarımın yüzüne bakamam, çünkü zehirlenmek istemiyorum.”

uzun

 

Mahalle sakinleri sadece kendi güvenliklerini de düşünmüyor. Firma için çalışan işçilerin baret takmamalarından, iş güvenliklerini yeterince almamalarından da rahatsızlar; “Onlar da gariban emekçi, onların ne suçu var?” diyorlar.

Ardından mahalle sakinleri adına dava süreçleri ile yakından ilgilenen Mehmet Türkeli ile konuşuyoruz. Öğretmen olan Mehmet Türkeli, herkesin “Mehmet Hocası.”  Türkeli bize, ilkin Şubat ayında başlattıkları direnişi anlatıyor. Gururla, “15 gün boyunca direndik, ardından mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi” diyor.

Mahkemenin sadece yürütmeyi durdurma kararı değil Nisan ayında da “işlemin iptali” şeklinde karar verdiğini söyleyen Türkeli, “Ancak sermaye durmuyor. Ülkemizin her yeri talan ediliyor” diye belirtiyor.

29 Haziran tarihinde Adem Petrol’ün Valilik’ten “ÇED gerekli değildir” raporu alarak yeniden talan etmeye başladığı alanları göstererek sözlerine devam eden Türkeli,” Biz de Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü ve Kaymakamlığa gittik, çare bulamadık. Yine dava açtık” diyor.

Türkeli, iş ve sondaj makineleri ile talan edilen alanın hemen dibinde bulunan zeytin ağaçlarını gösteriyor. Mahalle halkı için zeytincilik temel geçim kaynaklarından biri, aynı zamanda da nesilden nesile aktarılan bir kültür. “3 bin 573 Sayılı Zeytincilik Yasası’na göre burada çalışma yapılamaz” diyen Türkeli, aynı zamanda iş makinelerinin hemen yanından geçen doğal gaz boru hattı ve yüksek gerilimli elektrik santrallerini işaret ediyor; bir felaketin yaşanmaması için de bu çalışmanın durması gerektiğinin altını çiziyor.

Biz “direniş şemsiyesinin” altında sohbete devam ederken, çıkarılan zehirli toprağın hiçbir önlem alınmadan sadece branda çekilerek kurumaya bırakıldığı göze çarpıyor. Mahalle sakinleri, zehirli toprağın tahliyesinin nasıl yapılacağı konusunda şüpheye düştüklerinden nöbeti sabaha kadar sürdürme kararı alıyorlar.

 

uzun

 

Bu sırada nöbetteki edebiyat öğretmeni Şükrü Bal, elinden düşürmediği Kemal Tahir kitabından, “Arkadaşlar burada yazan bizim durumumuzu özetliyor” diyerek bir pasaj okuyor. Direniş şemsiyesinin altından Kemal Tahir’in şu sözleri yankılanıyor:

“Halkçı olamamak, soygunculuktan bir de yeteneksizlikten gelir. Ya da soyguncularla, yeteneksizlerle başa çıkamayacak kadar hayvan olmaktan. Bunlar bir de hadlerini bilmeden baskı yapmaya yeltenirlerse bizim millet bunları katiyen bağışlamaz.”

Biz alandan ayrılırken hem Kemal Tahir’in sözleri, hem de mahalle sakinlerinin inadı ile inancı baki kalıyor.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar