Kazdağları yalnız değil: Muğla 30 bin hektar ormanını kaybetti, 45 bin insan erken öldü

Kazdağları, bütün Türkiye’nin gündeminde. Maden arama çalışmaları nedeniyle doğanın gördüğü zarar ise, sadece Kazdağları ile sınırlı değil. Türkiye’nin gözde tatil bölgelerinden ve yeşil alanlarından biri olan Muğla yıllardır, kömürün kente verdiği zararla iç içe yaşıyor. Avrupa İklim Eylem Ağı’nın imza attığı (Can Europe) ‘Kömürün Gerçek Bedeli’ araştırması da bu zararın bilançosunu çok net bir şekilde ortaya koyuyor.

Muğla’daki kömür yatırımları, 1970’lerin sonunda, Türkiye’nin artan elektrik ihtiyacının ekonomik krizle üst üste geldiği bir dönemde, çözümü yerli kömür kaynaklarının değerlendirilmesinde gören enerji politikaları doğrultusunda başladı. Yatağan Termik Santrali’nin ilk ünitesi 1982’de işletmeye alındı. Onu yine aynı modelle kurulan ve aşamalı olarak işletmeye alınan Yeniköy (1986) ve Kemerköy (1994) termik santralleri izledi. Santrallere yakıt sağlayan Yatağan ve Milas linyit ocakları ise 1979’dan itibaren kamu tarafından işletildi. Devlet tarafından 30 yıla yakın bir süre çalıştırılan Muğla termik santralleri ve linyit madenleri, 2012 itibariyle yeniden gündeme gelen enerji sektöründeki liberalleşme politikalarının bir bileşeni olarak, 2014 yılı sonunda özelleştirildi.

2014 yılındaki özelleştirmelerinin ardından bugün, bu santraller, aslında teknik olarak tamamladıkları yaşam döngülerinin bir 30 yıl daha uzatılmasının planlandığı yeni bir aşamadalar. Bu durum, 1950’lerden itibaren kamu yatırımı olarak hayata geçirilmiş, günümüzde bir kısmı özelleştirilmiş, bir kısmı ise özelleştirme sürecinde olan Türkiye çapında toplam ondan fazla kömür yakıtlı termik santral için geçerli. 

Bugün Muğla ve bu yenileme kapsamındaki diğer eski santrallere ev sahipliği yapan tüm bölgeler, kömürün doğa ve toplumun sırtına yüklenen bedellerinin artarak devam edeceği bir geleceğin eşiğinde bulunuyor. 

Araştırmaya göre; Muğla’da kömür, üç termik santral ve onlara yakıt sağlayan linyit madenleri ile son 35 yılda ilin tarihi coğrafyasını şekillendiren en önemli etkenlerden biri haline geldi. İldeki bu coğrafi değişim, ağır ekolojik, toplumsal, ekonomik bedelleri de beraberinde getirdi.

2014 yılında işletme hakları özel sektöre devredilen toplam 13 maden işletme ruhsatı çerçevesinde, Yatağan’da 21 bin hektar, Milas’ta 23 bin hektar alan linyit maden ocağı olarak tahsis edilmiş durumda ve işletme ruhsat alanlarının yüzde 47,3’ü orman alanı.

Bölgede 1979’dan beri toplamda yaklaşık 5 bin hektar alanda açık ocak linyit işletmeciliği yapıldı. Bu kapsamda ne kadar orman alanının, ne kadar tarım alanının tahrip edildiği bilgisine ulaşılamıyor.

Önümüzdeki 30 yıllık süreçte, ruhsat alanlarının tamamının işletmeye alınması durumunda Milas’ta 11 bin 200 hektar, Yatağan’da 7 bin 250 hektar, toplamda yaklaşık 30 bin futbol sahası büyüklüğünde orman alanı daha tahrip olacak.

Bölgedeki orman ekosistemleri ayrıca termik santrallerin yarattığı çevre kirliliğinden de etkileniyor. Örneğin, her üç santralin tehlikeli atık sınıfındaki katı ve sıvı atıklarının biriktirildiği kül barajları da toplam 300 hektarlık ormanlık alanı işgal ediyor. Bu barajlar, biriktirilen tehlikeli atıkların yer altı ve yüzey sularına, toprağa ve uçuşarak havaya karışmasını engelleyecek hiçbir altyapıya sahip değil.

Hava kirliliği dağılım modellemesi sonuçlarına göre:

Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinden, her yıl doğaya bir tondan fazla cıva salınıyor. Bu cıvanın yüzde 20’si Akdeniz’de deniz suyuna çökeliyor ve balıkların dokularında birikerek besin zincirine karışıyor. 

2018-2043 yılları arasında 435 bin ton kükürt dioksit, 355 bin ton azot oksit, 29 bin ton toz, 22 bin kilogram cıva daha salacak.

Muğla’daki termik santrallerden kaynaklanan hava kirliliği en çok Yatağan, Milas, Kavaklıdere ve Ula’da yoğunlaşıyor. Ancak özellikle hâkim rüzgarlar ve diğer atmosferik etkenlerle kuzeyde Aydın’a, güneyde ise Akdeniz üzerinden Rodos’a ve Mısır’a, batıda Yunanistan’a, doğuda ise Filistin ve İsrail’e kadar ulaşıyor.

1982-2017 yılları arasında Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santralleri, elektrik üretilmesi için kömür yakılması işlemi sonucu atmosfere toplamda 360 milyon ton karbondioksit saldı. Santraller 2018-2043 yılları arasında çalışmaya devam ederlerse 328 milyon ton karbondioksit daha salacaklar.

Santrallerden kaynaklanan hava kirliliği hâlihazırda yılda 280 erken ölüme yol açıyor; 1982 yılından, 2017 yılı sonuna kadar, üç santralin yarattığı hava kirliliğinin toplamda 45 bin insanın erken ölümüne neden olduğu tahmin ediliyor.

2018-2043 yılları arasında, her bir santral 50 yaşını dolduruncaya kadar çalışmaya devam ederse; çevre yatırımları mevzuata göre yapılsa bile, santrallerden kaynaklı hava kirliliğinin 5 bin 300 insanın daha erken ölümüne yol açacağı öngörülüyor.

Rapora göre; Muğla’daki termik santraller ve kömür üretim tesisleri, yörenin sosyoekonomik yapısına da kayda değer ölçüde zarar veriyor. Geçtiğimiz 35 yıl içinde kömür madenlerinin işletmeye alınması nedeniyle bölgede sekiz köy yer değiştirmek zorunda kaldı; bir kısmı birden fazla kez taşındı. Santrallerin kapasite artırımı, ömürlerinin uzatılması ve maden ruhsat alanlarının tamamının işletmeye alınması alanları gerçekleşirse 40 köy taşınacak ve zeytinlik, tarım, orman alanlarının istimlaki sonucunda yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalacak. Bu da, Milas’ta 8 bin 300, Yatağan ve Menteşe’de 20 bin 400 olmak üzere toplamda 30 bine yakın insanın doğrudan veya dolaylı olarak yerinden edilmesi anlamına gelecek.

Rapor; Yatağan Termik Santrali yakınlarında üretim yapan çiftçilerin, santral kaynaklı kirliliğin tarımda önemli ölçüde ürün azalmasına ve dolayısıyla maddi zarara yol açtığı gerekçesiyle yıllarca davalar açtığını hatırlatıyor. Mahkeme kararlarında termik santralden salınan gazların tarıma zarar verdiği ve ürün veriminin azaldığı tespit edildiği belirtiliyor.

 

Muğla’da termik santral kirliliği ve kömür madeni genişlemelerinin risk oluşturduğu bir başka alan ise arkeolojik miras. Yatağan, Yeniköy, Kemerköy üçgeni, antik çağda Karia olarak adlandırılan bölgenin parçası. ‘Kömürün Gerçek Bedeli’ araştırması kapsamında çıkarılan maden ruhsat alanları ve kirlilik dağılım haritaları üzerinden Arkeologlar Derneği’nin yaptığı analize göre, linyit çıkarılmak üzere ruhsatlandırılan alanların içinde pek çok tescil edilmiş arkeolojik sit alanı bulunuyor. Bölgede önemli birer kültür miras alanı olan ve hâlihazırda aktif olarak araştırılan Stratonikeia ve Lagina arasındaki sit alanları, kömür çıkarma sahalarından en fazla etkilenen arkeolojik sitler. Stratonikeia antik kenti aynı zamanda UNESCO dünya mirası adayı. Bunun yanı sıra, Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin etki alanında kalan toplam 880 adet sit alanı yer alıyor. 

Muğla’da kömürün ekonomiye bedeli ise, işin bir başka boyutu. Emeklilik yaşına gelmişken özelleştirilerek ömrü uzatılan Muğla’nın eski ve kirli üç termik santraline sağlanan yüklü devlet teşvik ve desteklerinin bedeli, doğrudan vergi ödeyicisi olan ve elektrik faturası ödeyen yurttaşlara yansıyor. Bir başka deyişle, çoktan kapatılması gereken ve insan sağlığı ile ekosistemlere büyük zarar veren bu santrallerin çalışmaya devam edebilmesi için yine vatandaşlar bedel ödüyor. Araştırma kapsamında; Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santralleri özelinde mercek altına alınan bazı teşvik kalemleri şöyle sıralanıyor:

Bölgesel yatırım teşvikleri kapsamında her üç santral, yerli kömürden elektrik üretimi yaptıkları için ‘öncelikli yatırımlar’ tarifesi üzerinden KDV istisnası, Gümrük Vergisi Muafiyeti, Vergi İndirimi, Sigorta Primi İşveren Hissesi Desteği, Yatırım Yeri Tahsisi, Faiz Desteği’nden yararlanıyor. Bu, ülke ekonomisine önemli bir girdi olan vergi kalemlerinin ödenmemesi yoluyla kayda değer ölçekte bir yük getiriyor.

2017 yılında yerli kömür kaynaklarıyla elektrik üretimi yapan şirketlere getirilen sabit fiyatlı elektrik alım garantisi kapsamında satın alınan toplam elektrik miktarının yüzde 30’u, 1 milyar 105 milyon TL karşılığında Yatağan, Yeniköy, Kemerköy santrallerini işleten şirketlerden alındı.

1 Ocak 2018’de yürürlüğe giren Kapasite Mekanizması Yönetmeliği dâhilinde, Ocak-Aralık ayları arasında, bu üç santralin belli bir kapasitesinin işletmede kalabilmesi için sağlanan kapasite ödenekleri devlet bütçesine 187 milyon TL’ye mal oldu.

Termik santrallerden kaynaklı hava kirliliğinin Muğla ormanlarında yarattığı tahribat, santrallerin işletmeye alınmasından kısa süre sonra gözlenmeye başlamış. 1985-86 yılları aralığında santrale kuş uçuşu 14 km uzaklıktaki Bencik Dağı’nda doğal orman oluşturan kızılçamların kuruması üzerine, 2 bin 271 hektarlık orman alanındaki ağaçların tamamı kesilmiş. Bu olay, bölgede toplumsal hafızaya kazınmış en önemli ekosistem yıkımlarından biri. 

Türk Toraks Derneği Hava Kirliliği Görev Grubu’nun yaptığı bir araştırmada Kasım 2014-Ekim 2015 tarihleri arasında en yüksek aylık partikül madde yoğunluğu ortalamasına sahip iller arasında Muğla dördüncü sırada yer aldı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Muğla İl Müdürlüğü’nün yıllık raporlarına göre ise, Yatağan’da dış ortam havasında bulunan PM10 yoğunluğu, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) partikül madde için belirlediği yıllık ortalama üst limitin 2015’te dört, 2016’da üç buçuk katı tespit edildi. Yani Yatağan halkı, 2015 ve 2016 yılları boyunca DSÖ’nün önerdiği üst limitin kat be kat fazlası kirli hava soludu.

Çiftçi Sen Genel Başkanı Abdullah Aysu; tıpkı Kazdağları’nda olduğu gibi Muğla’da, toprağın üstünün, altından çok daha verimli yaşam dolu olduğuna vurgu yapıyor: 

“Toprağın altında bulunan düşük kaliteli, çıkarması zahmetli, yakması kirli linyit rezervine karşın toprağın üstünde, ikliminin sağladığı avantaj sayesinde geleneksel olarak birçok tarım ürünü bol ve lezzetli biçimde yetiştirilir. Bölge nüfusunun yüzde 60’ından fazlası geçimini tarımsal üretimden sağlar. Türkiye’deki tarımsal gayri safi üretimin yüzde 3’ünden fazlası Muğla’dan gelir.”

Son yıllarda maden ve enerji projeleri için ‘acele kamulaştırma’ adı altında 2942 sayılı kanunun 27. maddesi ve 3634 Sayılı Kanunun 27. maddesi ve 3634 sayılı kanunun 1. maddesine göre şahıs arazilerine ve taşınmazlara şirketlerin el koymaya başladığını anlatan Aysu, Muğla’da zeytin üretiminin geçmişi 3 bin yıl öncesine dayandığını anımsatıyor:

“Günümüzde ise yaklaşık 22 bin çiftçi için zeytin, geçim kapısıdır. Yerüstü madenleri olarak da bilinen zeytinlikler, onları ortadan kaldıracak maden aramalarına açılmak isteniyor fakat 3573 sayılı Zeytin Yasası buna engel. Yeni yönetmeliklerle bu yasa delinmeye çalışılıyor.”

Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Yiğit Ozar ise, kömürün Muğla’daki arkeolojik mirasa etkisi çalışması, bölgedeki linyit madenleri, termik santraller ve diğer kömür üretim tesislerinin yaklaşık 4 bin yıllık arkeolojik miras için tehdit oluşturduğuna işaret ediyor. Termik santrale kömür tedarik eden madenlerin ruhsat alanları içinde genişlemesinden en fazla etkilenecek arkeolojik sit alanlarının, Stratonikeia ile Lagina olduğunu belirten Ozar; termik santral kaynaklı kirliliğin arkeolojik yapılar üzerindeki aşındırma etkisinin de önemini vurguluyor.


© Ahval Türkçe