Tiny Url
http://tinyurl.com/ybs98pzu

Samandağ’da RES işgali: Tarım bitti, hayvanlar öldü, sırada yerleşim yerleri var

‘Temiz’ enerji kaynağı olarak lanse edilen Rüzgar Enerji Santralleri (RES) yaşam alanlarına kurulunca pek de ‘temiz’ olmuyor. Son 10 yılda katlanarak artan RES’ler, İzmir’den Kaz Dağları’na Akdeniz’e dek yayıldı.

Samandağ’a bağlı Aknehir’de tarım arazileri ve ibadet yerlerinin dibine yapılan RES’ler ekolojik dengeyi bozdu. Aknehir’deki tahribat konuşulurken 2 bin yeni RES ise kapıda.

Rüzgar enerjisinden yararlanmanın tarihi çok eski dönemlere kadar dayanır. Tarihten bildiğimiz yeldeğirmenleri ve yelkenli gemiler ilk akla gelen örnekler. Yelkenli gemilerde rüzgarın kinetik enerjisi gemileri hareket ettirmek için, yel değirmenlerinde ise buğday gibi tahılların öğütülmesinde kullanılmıştır.

Günümüzde ise rüzgâr, sulama ve tahıl öğütme işleri için değil, daha çok elektrik üretimi ve yelkenli gemilerde kullanılıyor. Dünya genelinde Rüzgar Enerji Santralleri (RES) kullanımında başı Çin, Amerika, Hindistan ve İspanya çekiyor.

Türkiye'de ilk rüzgâr santrali 1998 yılında İzmir'de kuruldu. Her geçen yıl artan santraller, İzmir’den Türkiye’nin dört bir yanına yayıldı.

‘Temiz ve yenilenebilir’ enerji kaynağı olarak lanse edilen RES’lerin, termik ve nükleer santrale göre doğaya daha az zarar verdiği konunun uzmanları tarafından da dile getiriliyor. Ancak RES’ler gösterildiği kadar da masum değildir. 

Özellikle Türkiye’de şirketler daha az maliyet için RES’leri yaşam alanlarına yakın yerlere kuruluyor. RES’ler, yaşam alanları içerisine kurulduğunda, doğa ve canlı yaşamına en az diğerleri kadar zarar veriyor.

Hatay’ın Samandağ ilçesine bağlı Aknehir’de 10 yıl önce kurulan RES’ler hem canlı hem de insan yaşamını tehdit ediyor. Normalde RES kurulan bölgenin tarım arazileri ve canlı yaşamına uzak olması gerekiyor.

Fakat Aknehir’de RES’ler; zeytin ağaçları, tarım arazileri, köylülerin yaşadığı mahalle, SİT alanında yer alan ve Hristiyan tarihinde önemli bir yeri olan ST. Simon Manastırı ve yine bölge nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Arap Aleviler açısından kutsal mekan olan EL-Arabi Türbesi yakınına yapıldı.

Aynı zamanda dünyanın en önemli kuş göç yollarından biri olan bölge, endemik bitkiler açısından da zengin bir yer. Canlı yaşamını yok edecek mesafeye yapılan RES’lere halk oldukça tepkili.

 

 

RES’lerin önce Samandağ’a bağlı Tekebaşı ve Meydan köylerinde yapılmak istendiğini, ancak halkın tepki göstermesi üzerine şirket sahiplerinin geri adım attığını belirten Mevlüt Oruç, “Aknehir’i ise belediye başkanı ve muhtarı sattı. Büyük rant döndü. Köylülerin birçoğu arazileri satmayı kabul etti, kabul etmeyen ise dönemin belediye başkanı tarafından ikna edildi” diye konuştu. 

Türbinlerin olduğu yerde kutsal mekânları El-Arabi Türbesi olduğunu, türbin sesinden ibadetlerini yapamadıklarını söyleyen Oruç, devamla şunları aktardı:

“Avrupa’da insan yaşamının olmadığı yere kuruluyor, bizde tam yaşam alanlarımızın ortasına. Dünyadaki en önemli kuş göç yolu RES’lerden dolayı zarar gördü. Tarım alanları mahvoldu. Biz yaşam alanlarımızda santral istemiyoruz.”

 İlk başta 12 adet türbin kurulduğunu daha sonra sayının 20’ye çıktığını belirten Oruç, şirketin 15 tane daha yapmak istediğini fakat itiraz ettiklerini vurguladı.

Aknehirli çiftçilerden Erdem Soğan ise, bu yıl zeytinden çok az verim aldıklarını belirtti. Her yıl bir ton zeytinyağı elde ettiğini ancak bu yıl 70-80 kg. zeytinyağı aldığını söyleyen Soğan, şöyle konuştu:

“Toprağın dengesi bozuldu. Bunun nedenini pervanelerden yayılan radyasyona ve yanı başımızda yaşanan savaşta kullanılan kimyasala bağlıyorum. Suriye’deki savaşta kullanılan kimyasallar hava yoluyla buralara da etki etti.”

Toprağa zarar veren bir başka etkenin tarım ilaçları olduğunun altını çizen Soğan, “Tarım ilacından yayılan kimyasal, savaş kimyasalları ve pervanelerden yayılan kimyasal ile toprağımız kurudu. Pervaneler 10 yıl önce yapıldı. İlk yıllarda etkisini görmedik. Kurulduktan üç yıl sonra topraktaki verim her yıl daha da azaldı. Şu an hiç ürün alınamıyor” şeklinde konuştu.

 

 

2008 yılında RES’ler kurulduğunda dönemin belediye başkanının köylüleri tek tek ikna ettiğini belirten Aknehirli köylülerden Sami Mum, “Şirket o dönem bize de para verdi. Belediye başkanı da bizi bu işten karlı çıkacağımıza dair ikna etti. Ama başkan halka açık yapılması gereken ÇED toplantılarını şirket yöneticileriyle beraber belediyenin toplantı salonunda yaptı ve Aknehir halkını ikna odalarına aldı” dedi.

Rüzgârgüllerinin kurulum sürecinde arazisini satmak istemeyenlerin arazilerinin zorla alındığının altını çizen Mum, şirketin arazisini satmak istemeyen vatandaşların hesabına para yatırarak zorla satmalarını sağladığını vurguladı.  

İlk yıllar RES’lerin zararını görmediklerini sonraki yıllarda fark ettiklerini belirten Sami Mum, RES’ler kurulduktan sonra yaşam alanlarının nasıl etkilendiğini şu sözlerle anlattı:

“İlk zaman toprakta da hayvanlarımızda da bir sıkıntı yoktu. Sonraki yıllarda topraklarımızın verimi düşmeye başladı. Hayvanlarda huzursuzluk olmaya başladı. RES’lerden çıkan seslerden kapımızın önünde oturamaz olduk. Bu yıl toprak hiç verim vermedi. Zeytin ağaçlarımız kökünden kurudu. Hayvanlarımız hastalanmaya, ölmeye başladı. Benim iki ineğim hastalandı. Veterinere gittim. Veteriner rüzgârdan gelen bir hastalık olduğunu söyledi. Daha sonra da öldü ineklerim. Bitki köklerinde daha önce hiç olmayan bir hastalık olan mantar türedi. Bize bu kadar zararı olduğunu bilseydik asla izin vermezdik.” 

 

Samandağ’ın belli bölgelerinde RES yapılacağını duyduklarında araştırmaya başladıklarını ve bu araştırma sonucunda RES’lerin yaşam alanları içerisine kurulacağını öğrendiklerinde bir platform kurduklarını söyleyen Orhan Cabir, RES’e karşı olmadıklarını sadece tarlaların, ibadet yerlerinin ve insanların yaşadığı yerlerden uzakta kurulması gerektiğinin altını çizdi.

Aknehir’e RES kurulmasına engel olamadıklarını belirten Hikmet Subaşı, yeni RES’ler için izin alındığına dair duyum aldıklarını vurguladı. Bu sefer yaşam alanları içine RES’e izin vermeyeceklerini söyleyen Subaşı, “Meydan, Tekebaşı köylerine yapmayı planladıklarına dair duyum aldık. Bu bölgede çok verimli tarım arazileri var. Bu köye daha önce de yapmak istediler, ama köy ciddi anlamda direniş gösterdi. Şirket geri çekmek zorunda kaldı” dedi.

Yaşam Alanlarına Sahip Çık Platformu kurucularından Samandağlı Behzat Can, 2008 yılından beri RES mücadelesinin içinde yer alıyor. İlk RES’in Gözene’de kurulduğunu, daha sonra Aknehir’e kurulduğunu belirten Can, ilk mücadelesinin nerde nasıl başladığını şu sözlerle anlattı:

“Aknehir’e RES kurulumuna gelecekleri gün kurulum yapılacak alanın önüne çukur, hendek açtırdım. Bildiri hazırlayıp dağıtmaya çalıştım. Şirket yetkilileri tarafından şiddete uğradım. Ama yine de yılmadım. O dönem belediyede meclis üyesiydim. Her katıldığım toplantıda dile getirdim. Olayı Büyükşehir Belediyesi’nin toplantısına da taşıdım. Ama başarılı olamadım. Dönemin belediye başkanı şirket ile anlaştı köylüleri ikna etti. RES ihalesinde büyük rant döndü.” 

 

“Radyasyon yayıyorlar, bunlar toprak yutandır. Hayvanı, bitkiyi, toprağı, insanı öldürüyor” diyen Behzat Can, RES’lerle insan yaşamının kuşatma alanına alındığının altını çizdi.

Samandağ’ın toplamda 3.5 kilometre olduğunu RES’lerin kapladığı alanın 6 kilometre olduğuna dikkat çeken Can, “6 kilometrelik bir alanı enerji üretmek için gasp ediyorlar. Çevresinde yaşayan insanlar etkileniyor, hayvanlar ölüyor, tarım diye bir şey kalmıyor. Aknehir’deki RES çevresinde yaşayanları bir süre sonra oradan çıkaracaklar. Neden, çünkü yaşanılır bir yer olmaktan çıkacak orası” dedi.

Dünyanın birçok yerinde RES’ler kurulduğunu fakat hiçbir şekilde bir canlı yaşamına etki etmeyecek yere kurulduğuna dikkat çeken Can, Norveç’te dağlara kurulduğunu fakat insanların ‘Bize dağ da lazım’ diyerek tepki göstermesi üzerine RES’lerin sökülerek, denizin ortasına yapıldığını anlattı.

Türkiye’de böyle bir zihniyetin var olmadığına dikkat çeken Can, “Bizde halk tepki gösterse de işe yaramıyor. Ya zoraki ikna ediliyor ya da gasp ediliyor” dedi.

2 bin yeni RES projesi için düğmeye basıldığına vurgu yapan Behzat Can, bu projenin hayata geçmesi durumunda Samandağ’ın RES işgaline gireceğini ve insanların dahi yaşamlarını sürdürebileceği bir ortamın kalmayacağının altını çizdi.

Can, olası proje hakkında ise şöyle konuştu:

“Önce yeni 15 RES kurulumu için izin alınacak. Fakat yavaş yavaş toplam sayı hayata geçecek. Ben RES proje haritasını gördüm. Bu projeye göre bırakın yerleşim yerlerinin yanında olması, RES için yerleşim yerleri yıkılacak. Bu projenin hayata geçmemesi için elimden gelen çabayı göstereceğim. Burası benim doğup büyüdüğüm yer. Birilerinin rantı için Samandağ kurban ediliyor. Buna izin vermeyeceğim.” 

Aknehir’deki RES’lerin davasına bakan Avukat Mehmet Horus, asla kurulmaması gereken bir bölgeye RES kurulduğunu belirtti. Horus, “Bu bölge birinci derece SİT alanı. Adana Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge başvurduk. Bizi haklı buldular. Ama bize verdikleri cevap şöyleydi: ‘RES’lerin kullanım süresi dolunca sökülür’. Verilen cevap ortada zaten” diye konuştu.

Behzat Can gibi Mehmet Horus da 2 bin yeni RES projesinin olduğunu kapıda olduğuna işaret etti. Horus, şirketin bu RES’lerin tamamı için izin alamayacağını bildiğini ve bu nedenle parça parça proje sunulduğuna dikkat çekti.

RES’lerin Hristiyan ve Arap Aleviler için önemi olan ST Simon Manastırı ve El-Arabi türbesinin çok yakınına kurulmasının hem arkeolojik hem inanç ve ibadet özgürlüğü açısından ihlal olduğuna dair bilirkişi raporuna rağmen açtıkları davanın Hatay İdare Mahkemesi tarafından reddedildiğini söyleyen Horus, “İdari Mahkeme reddetti. Danıştay da ret kararını onadı. Anayasa Mahkemesi’ne gideceğiz.  Hem tarihi alan tahribatı var hem de inanç özgürlüğü ihlali var” şeklinde konuştu.

 

 

Yeni RES’lerin yapılmaması için takipçi olacaklarının altını çizen Horus, devamla şunları aktardı:

“Kurulmuş RES’ler için ise ‘kaldırılması zor’ diye bir şey söz konusu olamaz. Çevre hukukunda çevre hakkı yaşam hakkıyla doğrudan bağlantılıdır. Yaşam hakkı söz konusu olduğunda ise şirketin kazanılmış hakkı diye bir şey yoktur. Amasya’da bir proje yaşam hakkını ihlal ettiği için söküldü. Yine dünyadan örnek verecek olursak Almanya’da söküldü. Yani Aknehir’deki RES’lerin de yeni kurulması planlananların da takipçisi olacağız.”

RES’lerin canlı yaşamını tehdit ettiğini, ekolojik dengeyi bozduğunu belirten Prof. Dr. Emine Beyza Üstün, yaşamsal faaliyetlerin sürdüğü her yerin barınma alanı, ibadet yeri olduğunu söyledi.

1 mw enerji üretimi için 1000 metre kare alana ihtiyaç olduğunu vurgulayan Üstün, “Bu kadar arazi işlevinden yok ediliyor. RES yapılan yerin çevresi telle çevriliyor. Etrafına yol yapılıyor. Devasa türbinler yapılıyor. Bunların hepsi toprağın yapısını bozuyor. Sadece enerji üretmekle olmuyor. Üretilen enerjinin nakli sırasından da aynı tahribat devam ediyor” dedi.

RES’lerden yayılan frekansların canlıyı biyolojik ve ruhsal yönden etkilediğinin bilimsel olarak kanıtlandığına vurgu yapan Üstün, devamla şunları aktardı:

“Frekansları insanlar duymuyor ama duyan hayvanlar var. Frekansları duyan hayvanların psikolojisi bozuluyor ve bölgeyi terk ediyor. Örneğin; yarasalar frekansları çok iyi duyuyor. Ses dalgalarını duyan yarasaların objeleri bulamadığı kanıtlamıştır. Objeleri bulamayınca psikolojileri bozuluyor ve kısa zaman içinde yaşamları son buluyor. Yarasalar yaşamlarını yitirdikten kısa bir süre sonra bulunabilseler frekanslardan hayatlarını kaybettikleri anlaşılır. Fakat ölüm gerçekleştikten bir hafta sonra bulunduğunda psikolojiye bağlanıyor ve anlaşılamamış oluyor.”

İzmir Karaburun’da “RES’lerin keçilere etkisi üzerinden yola çıkarak diğer canlılar üzerindeki etkisi nedir?” sorusuna cevap için yapılan bir çalışmadan örnek gösteren Prof. Dr. Üstün, RES’lerden yayılan frekansların keçileri huzursuz ve stresli yaptığını söyledi.

Karaburun’da RES’lerden önce çok fazla olan keçilerin gün geçtikçe azaldığının gözlemlendiğinin altını çizen Üstün, “Strese giren keçiler cinsel buluşma yaşamıyorlar. Bu da türlerin yok olması demektir. Yaşam alanlarının yok olması demektir. Keçiler sadece örnek. O bölgede yaşayan tüm canlıları etkilediği kanıtlandı” şeklinde konuştu.

Keçi üzerindeki zararın insan için de geçerli olduğunu belirten Üstün, keçinin hormonları ve psikolojisini etkileyen frekansları insanların görmediğini fakat hormonlarını etkilediğine dikkat çekti.

Türbinler döndükçe yaşanan hava akımından dolayı vorteks oluştuğunu bununda canlı yaşamına zarar verdiğini vurgulayan Üstün, “Örneğin kuşlar türbinin 1 km. yakınına yaklaştığında vorteks, kuşu çekiyor ve kuş parçalanarak ölüyor. Bir de göçmen kuşlar var tabi. Kuşların göç yolu DNA’larında kodludur. Şurada türbin var ben başka yerden geçeyim demezler. Dolayısıyla bildiği yoldan gider. Gittiği yolda da RES varsa parçalanıp telef olur. Dolayısıyla türlerin yok olmasına neden olur. Doğada bir türün dahi yok olması ekolojik dengenin bozulması için yeterli” diye konuştu.

Radyo ve TV alıcılarının enerji nakil hatlarından uzakta yapıldığına vurgu yapan Üstün, yayılan frekansların alıcıları dahi etkilediğini; bu durumda canlı yaşamına olan etkilerin yetkililerce de bilindiğinin altını çizdi.