Ara 01 2017

Türkiyeli çevreciler neden hedefte? 


İSTANBUL – Çevre mücadelesinin artması sonucu enerji şirketlerinin hedefinde olan Türkiyeli çevreciler, geçtiğimiz aylarda öldürülen Ali Büyüknohuçu’nun, “Hayır korkmuyorum. Çünkü karşımdaki güçlü değil. Haklı olan güçlüdür. Haksız olan güçsüzdür. Biz güçlüyüz. Ben böyle inandığım için kendimi güçlü hissediyorum. Haklı olan biziz!" cümlesini hatırlatıyor ve ekliyor: Sokaklardan ayrılmayacağız!

Uluslararası insan hakları ve çevre örgütü Global Witness tarafından Temmuz 2017’de yayınlanan rapora göre, 24 ülkede 200 ekolojist cinayet sonucu yaşamını kaybetti.

Öldürülen çevreci oranlarının en yüksek olduğu ülkeler Brezilya, Kolombiya ve Hindistan. Aynı raporda, saldırıların 43’ünün ardında polis ve ordunun bulunduğuna dair önemli kanıtlar olduğu ve özel sektör için çalışan güvenlik görevlileri ya da kiralık katillerin 52 ölüme karıştığı ifade ediliyor.

Dünyada ekolojistlerin bu kadar çok hedefte olmalarının bir nedeni olarak, enerji ve maden yatırımları arttıkça, ekolojistlerin yaşam alanlarını koruma mücadelesinin ivme kazanması ve bununla doğru orantılı olarak her türlü baskının artması görülüyor.

Türkiye’de ise çevreciler için durum şimdilik bu kadar da vahim olmasa da, Türkiyeli ekolojistler de tehdit altında. 

 

ali büyüknohutçu


Türkiye’de bilinen en eski ekoloji cinayeti, Karadeniz sahil yoluna karşı direnen ve ölümünden 10 yıl sonra açtığı davaları kazandığı açıklanan Rizeli avukat Cihan Eren. Eren, 2015 yılında, Rize’nin Fındıklı ilçesinde, “Kurtlar Vadisi’nden etkilendim. O’nu öldürdüm” diye açıklama yapan tetikçi tarafından katledilmişti. Uzun yıllar ekolojistlerin öldürülmesi olayına tanıklık etmeyen Türkiyeliler, 10 Mayıs sabahı, Antalya’da taş ocağı şirketlerine karşı direnen Ali ve Aysin Büyüknohutçu çiftinin ölüm haberi ile uyandı.

İlk önceleri basit bir hırsızlık olarak kayıtlara geçen çiftin öldürülmesi olayı, soruşturma, taş ocağı tarafından kiralanan 31 yaşındaki Ali Yumaç’ın tutuklanması ile sonuçlandı.

Yumaç’ın cezaevinde, intihar etmesi Büyüknohutçu çiftinin ölümünün taş ocakları şirketleri tarafından gerçekleştirilmiş olabileceği iddiasını güçlendirdi. Türkiyeli ekolojistlerin öldürülmesi sadece bu iki örnek. Ancak, tehdit edilen çok sayıda ekoloji savunucusu var. 


 

çevre protestosu


Türkiye’de onlarca ekolojistin, mücadeleyi bırakmaları için, sözlü ve telefon mesajları ile tehdit edildiği biliniyor.

Örneğin yaklaşık 15 yıldır Antalya’nın Alakır Beldesi’nde yaşayan ve bölgelerinde yapılmak istenen hidroelektrik santral projesine karşı direnen Tuba ve Birhan ve Kuzey Ormanları Savunması (KOS) üyesi Orçun Karacık. Tuğba ve Birhan’ın evi kurşunlanırken, Orçun Karacık, 9 Kasım’da Sarıyer Uskumruköy’deki ağaç kıyımına engel olmak isteyince, bıçaklı saldırıya maruz kaldı. 


Bu soruya Orçun Karacık, “Doğa savunucuları yaşanılır bir dünya istiyorlar insanlar ,hayvanlar, bitkiler, dereler, denizler korunsun diyorlar.

Yani sisteme bilmeden engel oluyoruz. Uskumruköy’de en göze batan kişi ben oldum sanırım. Bu yüzden herkese gözdağını benim üzerimden vermek istediler. Biz ancak küçük sorunlarla işlerini  yavaşlatabiliyoruz” diye yanıt veriyor.

3. Köprü’nün kanunsuz olmasına rağmen yapıldığını hatırlatan Kayacık, ekolojistlerin mücadelesinin doğaya yapılan saldırıyı durdurmasa da yavaşlattığı fikrinde. Kayacık’a göre, bu nedenle de saldırganlar, ekolojistlere yaptıkları saldırıyı haklı görüyor. 

 

çevre


Saldırıya maruz kaldığında bir çok ekolojistin hastanede kendisini ziyaret ettiğini anlatan Kayacık, saldırganlar hakkında İstanbul Adliyesi’nde suç duyurusu da yaptığını söylüyor.

Yaklaşık iki hafta geçmesine rağmen kendi verdiği bilgiler dışında dosyaya yeni bir bilgi eklenmediğini de söyleyen Kayacık, saldırganlara dair hiçbir işlem yapılmamasını da eleştiriyor. 

Kendilerine yönelik saldırıların mücadeleyi durdurmadığını söyleyen Kayacık, “Ağaç, bitki, hayvan,  belli sürede çoğalabilir ama basit bir taş milyonlarca yılda oluşuyor. Aynı şekilde madenler, minareller. Yol için kullanılan micir bile taş ocaklarından çıkıyor. Biz doğamızın değerini biliyoruz, bu yüzden mücadele ediyoruz. Evet biraz korkuyoruz ama korksak da dışarda olmaya devam edeceğiz” diyor. 

Türkiye’de en tanınan ekolojistlerden biri de Karadeniz’deki hidroelektrik santral projelerine karşı direnişi ile adından sıkça söz ettiren İsmail Akyıldız.

Ekolojistlere yönelik tehditlerin artarak devam ettiğin söyleyen Akyıldız, OHAL koşullarında ekolojistlerin susturulmak istendiğini söylüyor. Bir amacın da ekolojik yıkımları kolaylaştıran yasalara karşı yükselen mücadeleyi durdurmak olduğuna dikkat çeken Akyıldız, “Son olarak zeytin yasasına yönelik gösterilen tepkilerle yasa geri çekilmişti. Türkiye'de toplumsal muhalefetin susturulduğu bir zamanda yaşam alanlarına saldırı yoğun bir şekilde devam ettiğinden ekoloji hareketinin muhalefet potansiyelinin önü kesilmek istenmektedir. Bu bakımdan hedeftedirler” diyor.

Ekolojistlere yönelik saldırıların boyutları artınca ekolojistler açısından bir araya gelme fikrinin de arttığını söyleyen Akyıldız, 27/28 Mayıs 2017’de Büyüknohutçu anma etkinliği sonrası gerçekleştirilen forumda ülke çapında Ekoloji Kongre'si yapılması fikrinin tartışılmaya başlandığını söylüyor.

“Böyle bir kongrenin yapılması için gerekli koşulların oluşturulması yönünde çabalarımız devam etmektedir” diyen Akyıldız, “Yaşam ve Dayanışma Yolcuları (YDY) olarak bizler bu birlikteliğin sağlanması yönünde ülke çapında ekoloji ağı oluşturma yönündeki yoğun çalışma içindeyiz” vurgusu yapıyor.
 
“Bizim açımızdan bu saldırılar mücadelemizi daha dinamik ve daha kararlı kılıyor” diyen Akyıldız,  “Yaşam savunucuları olarak bizler büyük tehdit altında olduğumuzu biliyoruz ama korkmuyoruz.

Burada Ali Ulvi Büyüknohutçu'dan bir alıntı yapmanın yeridir:  "Hiç korkmuyor musunuz? Karşınızdakilerin kim olduğu ve ne kadar güçlü oldukları belli" Hayır korkmuyorum. Çünkü karşımdaki güçlü değil. Haklı olan güçlüdür. Haksız olan güçsüzdür. Biz güçlüyüz. Ben böyle inandığım için kendimi güçlü hissediyorum. Haklı olan biziz!" İşte mücadelemizin ruhunu yansıtan anlayış budur. Bugün ekolojistler toplumun vicdanı temsil ettiklerinin daha çok farkındadırlar” diyor.

Saldırılar sonrası ekolojistlerin bir araya gelmesinin elzem olduğunu ve bunun da zeminin oluştuğunu söyleyen Akyıldız son olarak şunları söylüyor: “Ekoloji hareketleri kendi ayakları üzerinde durmalıdır. Ekoloji hareketi mevcut siyasi partilerin yediğine alınarak yok edilmeye çalışılmaktadır. Bu oyunu bozmalıyız. Kendi ayaklarımızın üzerinde durmasını öğrenmeliyiz”
‘Ekoloji mücadelesinin muhalefeti bir araya getirme gücü var’

Elif Akyıldız da tıpkı İsmail Akyıldız gibi saldırıların ekolojistleri daha da güçlü kılacağı vurgusu yapıyor. Kapitalizmin en çok doğa tahribatından beslendiğini hatırlatan Akyıldız, ekolojistlerin tam da bu alanda mücadele ettikleri için hedefte olduğunu söylüyor.

Ekolojistlerin sadece Türkiye'de değil bütün dünyada tehdit altında olduğunu hatırlatan Akyıldız, “Ekolojinin birleştirme, Gezi'deki gibi toplumsal muhalefeti bir araya getirme gücü var. Bundan korkuluyor” diyor. 

Saldırılara karşı ne yapılması gerektiği konusunda da bir hayli net cevabı olan Akyıldız, saldırılara karşı en etkili çözümün birlikte mücadele ve ortak iletişim ağları olduğu görüşünde.

OHAL'dan dolayı aktivizm kalmadığını anlatan Akyıldız,  direnişin sosyal medya ayağının güçlendiğini söylüyor. “Daha çok sosyal medyada kamuoyu oluşturulmaya çalışılıyor. Hashtaglar açılıyor.

Hukuk bitti ama mahkemeler devam ediyor, AHİM'lere gidiliyor, bu sürede şirketlerde işini bitirmiş oluyor. Bir de daha radikaller var, az sayıdalar ama mücadelenin atar kalbi onlar, yollardalar, sokaklardalar, alanlardalar ve tabii bunun sonucu olarak tutsaklar” 

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün Aralık 2017 tarihli raporunda, 2010’dan bu yana 10 çevre gazetecisinin öldürüldüğü ifade ediliyor.

Raporda, son beş yılda bu cinayetlerin yüzde 90’ı Güney ve Güneydoğu Asya’da meydana geldiği söylenirken, Hindistan, Kamboçya, Filipinler ve Endonezya’nın da, bu cinayetlerde öne çıkan ülkeler olarak sıralanıyor.

Rusya’da ise, Moskova’nın Khimki bölgesinde yerel bir gazetenin editörü olan Mikhail Beketov, ormanlık alana yapılacak otoban projesine karşı çıktığı için önce tartaklandı ve beş yıl sonra yaşamını kaybetti. 

Yasadışı madencilik konularında araştırma yapan iki Hintli gazeteci, Jagendra Singh ve Sandeep Kothari, bu yılın haziran ayında 12 gün arayla yakılarak öldürüldü. 2012’den 2014’e kadar yasadışı ağaç kesimi ve avlanma konularında haber yaptıkları için Kamboçya’da dört çevre gazetecisi de öldürüldü.

Vietnam’da ülkedeki yasadışı madencilik faaliyetlerini araştıran Nguyen Ngoc Quang’ın önce evi yakıldı, bir hafta sonra sokak ortasında 44 yerinden bıçaklandı. Bu yılın bahar aylarında en az 10 Perulu gazeteciye ağır şiddet uygulandı, Özbek gazeteci Solidzhon Abdurakhmanov, Aral Gölü’ndeki ekolojik yıkımları ve bunların bölgedeki halk sağlığına etkilerini haber yaptığı için yedi yıldır cezaevinde. 
 
Türkiye’de ise, ekoloji kitapları yazarı araştırmacı Cemil Aksu, yaklaşık 1 ay önce sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek cezaevine konuldu.