Cengiz Aktar
Kas 23 2017

Türkiye’nin inşaat azgınlığı ve “Çılgın Kanal Projesi”

Uluslararası arenada soyutlanmış, ekonomik olarak kendi kendini köşeye sıkıştırmış ve yurtiçinde siyaseten iflas etmiş olan Erdoğan yönetimi gücünü ispat etmek, inisiyatifi ele geçirmek ve gelecek başkanlık “taç giyme töreni” için korkunç bir hamle yapıyor.

Formül basit ve bu yönetim için alışılageldik: var gücüyle inşaat çılgınlığını uygulamaya koymak. Bunlar yollar, tüneller, köprüler, toplumsal konutlar, hapishaneler, devasa şehir hastaneleri, Kürt bölgesindeki askeri karakollar, camiler, alışveriş merkezleri, hava limanları, deniz limanları, devasa tatil köyleri, nükleer enerji ve kömür ile çalışan elektrik santralleri, hidroelektrik barajlar ve son olarak da “Çılgın Proje” adı verilen, Karadeniz ve Marmara arasında ikinci bir Boğaz.

Başta doğaya, kentsel, kültürel dokuya ve insana zararlı bu projeler hükümet genelgeleriyle Çevresel ve/veya Stratejik Etki Analizlerinden muaf tutuluyor. Geçenlerde uluslararası medya bu projelerden biri olan ver Erdoğan’ın ilk kez 2011 genel seçimleri öncesi telaffuz ettiği Çılgın Proje’yi keşfetti.

O zaman da hükümet, potansiyel etkileri konusunda hiçbir danışma süreci olmadan projeyi hayata geçirmek konusunda azimli görünürken, proje akademik dünya ve çevre aktivistleri tarafından yoğun bir eleştiri ile karşılanmıştı.
Projenin potansiyel etkilerini, iki bilim insanının — Hacettepe Üniversitesinden Profesör Cemal Saydam ve İstanbul Teknik Üniversitesinden Ethem Gönenç —  anlattığı gibi maddeler halinde hatırlatalım:

  • Karadeniz’in soğuk ve daha az tuzlu suyu ve Akdeniz’in ılık ve tuzlu sularından Marmara Denizi’ne oradan da Karadeniz’e giden suların hidrolojik dengesi ters çevrilecek;
  • Karadeniz Marmara’dan 30 cm. daha yüksek olmasına rağmen, ikisi arasında doğal bir kanal olan Boğaz’dan geçen çift yönlü akımlar mevcut. Yeni kanalın tek yönlü musluğu Karadeniz’i — Boğazda bulunan ters akıntılar tarafından beslenmeden Karadeniz’e ılık ve tuzlu su temin etmeden  — Marmara Denizi’ne sürekli daha az tuz yoğun su sağlamak zorunda bırakacak;
  • Bu dönüşü olmayan çevre faciasının başlangıcı olacak, zira Karadeniz — iki musluk ile onu besleyen ırmakların debi kapasiteleri aynı kalırken — iki katı bir hızda boşalacak. Bu, ana besleyicileri olan Tuna, Dinyeper ve Dinyester ırmaklarını etkilemekle beraber,
  • Karadeniz’e kıyısı olan bütün ülkelerin ırmaklarını ilgilendiren bir konu; Karadeniz yavaşça kurumaktayken, Marmara Denizi ve Akdeniz’in sıcaklığı ve tuzluluk oranları değişecek. Marmara Denizi tersinemez olarak değişime uğramış, kokuşmuş su birikintisi olacak ve bunun sualtı ve kentsel yaşamda yıkıcı etkileri olacak;
  • Çanakkale’nin yeni kanal ve Boğaz arasında kalan kısmı bir ada haline gelecek, yeraltı su kaynakları deniz suları ile bozulacak;
  • Yeni kanal, inşaatı tamamlandığında geri döndürülemez bir proje olacak;
  • Son olarak, proje Karadeniz ve Marmara arasında nefes almak için alan bulamayan, 15 milyon insanın yaşadığı, küçük bir alana sıkışmış megakent İstanbul civarında hayata geçirilecek.

Projenin dev bütçesi de dahil olmak üzere (şimdiden 20 milyar dolardan bahsediliyor) bunca zorluk ve tahribat göz önünde bulundurulduğunda, projenin gerçekleştirilemez olduğu düşünebilir.

Ne var ki ekonomik ve politik sorunlar ve Erdoğan’ın mutlak kudreti ışığında, Ankara’nın bu projeyi başlatması yüksek ihtimal. Hasılı kelam “Çılgın Proje” “Delilik Projesi”ne dönüşmek için gerekli potansiyele sahip.

Bu doğrultuda, Gürcistan, Rusya, Ukrayna dahil, Avrupa çapında bu projenin ölümcül tehlikelerini ele alan bir kamuoyu farkındalık kampanyası, Erdoğan yönetimine yurtiçi ve yurtdışı sorumluluklarını hatırlatmak ve bu çılgınlıktan vazgeçmek için çağrıda bulunacak tüm siyasi karar mercilerinin ilgisini arttırmakta destek olabilir.