Ceylanpınar'da iki polisin öldürülmesi: Savaş başlatan olayın faili meçhul serüveni

PKK lideri Abdullah Öcalan ile devlet heyeti arasında başlatılan çözüm sürecini bitirilmesine gerekçe yapılan Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesi olayı adeta tozlu raflara terkedildiği. 

Sanıkların avukatlığını yapan Avukat Eyyüp Sabri Tinaş, dosyanın emniyet ve kamu görevlileri tarafından faili meçhule terk ettirildiğini söyledi. 

Urfa’nın Ceylanpınar ilçesinde yaşadıkları evde ölü bulunan iki polisin cinayeti üzerinden beş yıl geçti. Tarihler 20 Temmuz 2015’i gösterdiğinde, Kobaneli çocuklara yardım götürmek için gittikleri Suruç’taki DAİŞ’in canlı bomba saldırısından iki gün sonra gerçekleşen olay, mevcut iktidar tarafından savaş gerekçesi sayıldı ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Kandil’e yönelik hava saldırısıyla barış sürecinin bitirdiğini deklere etti. 

Feyyaz Yumuşak ve Okan Acar adlı polislerin ölü bulunması üzerine, olayla ilişkili oldukları gerekçesi ile 10 kişi gözaltına alındı. İşkence iddialarıyla adliyeye çıkarılan yedi kişi mahkeme tarafından tutuklandı.

Dönemin Urfa Valisi ile İl Emniyet Müdürü açıklamalarında üçüncü bir polise işaret ederek iki polisin öldürülmesinin, polisler arasındaki bir iç çelişkiden ibaret olduğunu ifade etseler de, Erdoğan olayın PKK saldırısı olduğunda ısrar etti.

Yürütülen soruşturmada polisler çelişkili ifadeler vermiş, dairede polislere ait çıkan parmak izleri yok sayılmıştı. Soruşturmayı yürüten, yedi kişinin tutuklanmasını sağlayan, polis, savcı ve hakimin Gülen cemaatinden tutuklanması da yok sayılan başka bir dipnot olarak kaldı. 

Devam eden yargılama sürecinde, 4’üncü ve 13’üncü duruşmalarda söz konusu olayın failli olarak tutuklanan, Lütfi Abir, Murat Abir, Ömer Kılıç, Sedat Aydın, Hasan Aydın, Hüseyin Aydın ve Naci Yılmaz adlı gençler dosyadan tahliye edildi ve yargılama sonucunda beraat ettiler. 

Geçen beş yıllık süre zarfında iki yıl sekiz ay hapis cezaevinde kaldıktan sonra beraat ettirilen Sedat Aydın yaşadıkları haksızlıkları anlattı. 

Olaydan sorumlu tutularak aynı gece gözaltına alınanlardan biri olan Sedat Aydın, o gece neler yaşadığını anlattı. Gece yarısı başlarına çuval geçirilerek, cinayet suçlamasıyla gözaltına alındıklarını belirten Aydın, suçu kabul etmeleri için işkenceye maruz kaldıklarını söyledi.

Cinayetin işlenmesinin üzerinden henüz bir kaç saat geçmişken olay yeri incelemeleri bitmeden gözaltına alındıklarını hatırlatan Aydın, şöyle dedi: 

“Kurban aradıkları belliydi. Gerçek failleri bildikleri, fakat korumaya çalıştıklarının en açık örneğiydi. Ki bizlerin kurban seçildiğini işkenceci polisler dahi açıkça dile getiriyordu. Fakat yapacak bir şeyin olmadığını, kabul etmemiz gerektiğini ifade ediyorlardı."

14 duruşma süren mahkeme sürecinde her defasında farkı bir tiyatro sahnesi sergilendiğini vurgulayan Aydın, söyle devam etti: 

“Yıllarca süren mahkeme sürecinde tek bir somut delille suçlama yapılmadı. Olayın beraatla sonuçlanması ise adaletin tecelli ettiğinden değil, iğnenin ucunun onlara dokunmasıyla bu kararı vermek zorunda kalmış oldukları kanaatindeyim. Keza tanık olarak dinlenen polisin ‘olay yerine hiç gitmedim’ demesi ve akabinde olay yerinde 6 parmak izine rastlanılmış olması artık onları bile içinden çıkamaz bir duruma girdiklerini gösterdi. Devam edilmesi durumunda gerçeklerin açığa çıkma korkusunun verdirdiği bir karardı. Beraat kararı dosyanın kapatılması ve kurcalanmaması adına verilmiş bir karardan ibarettir. Dosyanın faili meçhul olduğu düşüncelerine katılmıyorum. Dosyadaki çelişki ve açıkları anlayabilmek için hukuk okumuş olmaya gerek yok. Dosyanın gerçekten aydınlatılmasını isteyenlerin dosyayı bir kaç gün incelemeleri yetecektir. İncelenmesi ve bir yerden yargılamaya başlamaları devamını getirecektir. Dosyada delil imha edenler, suçluları koruyanlar ya da bizleri yargılamaya çalışanların bu olayla bağlantılı olduğu çok açıktır."

Dosyanın içeriği bakımından gündem oluşturan bir dosya olduğunu, yine Türkiye ve Kürt siyaseti bakımından yaşanan bir olayın önemli bir ayağı olduğunu kaydeden dava avukatlarından Eyyüp Sabri Tinaş, söz konusu olayın süreci baltalamak için gerçekleştiğini anımsattı Olayın komplo olduğunu, açılan dosyanın baştan beri takipçisi olduklarını vurgulayan Tinaş, “Bakın dosyada olan müvekkillerimizin olay ile bağlantıları olmadıkları, gözaltına alış şekilleri ile bellidir. Müvekkillerimiz nasıl gözaltına alındı? Sözde bu olayı gerçekleştiren kişiler bir marketten kola, bisküvi, çekirdek alarak parka gidip yiyen insanlardı. Bindikleri araba trafik polisleri tarafında durduruluyor. Tabi o esnada aracın sigortasının olmadığı söyleniyor. Araca el konuluyor. Araç alınınca bu gençlerde emniyete gidiyor. Bu gençler o emniyetteyken, bir anda Ceylanpınar’da öldürülen 2 polis nedeni ile sanık olarak gözaltına alınıyorlar. Bu kısmı bilmek bile bu kişilerin bu cinayeti işlemediklerini anlar” dedi.  

Dosya avukatı olarak ifadesine katıldığı müvekkili Sedat Aydın’ın ifadesinde bir diğer kişi olan Naci’yle telefonlarının aynı anda kapatılmasını iddia ederek delil üretilmeye çalışıldığını ifade eden Tinaş, şunları anlattı:

“Yani suçu işleyip telefonlarını kapattılar denildi. Biz buna itiraz ettik. Böyle bir şeyin üçüncü günde böyle bir kaydın tespit edilmesinin söz konusu olmadığını belirttik. Biz Urfa TEM Müdürlüğü’nün delil ürettiğini ve bu kişiler hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep ettik. Ama savcılık bize bu kayıtlarda telefonların aynı anda kapatılmasının tespitinin yapıldığını söyledi. Biz yine itiraz ettik. Çünkü bu kayıtların tespit edilmesi ayları alır. Bu itirazlarımız tutanaklara da geçti. Yaklaşık bir yıl boyunca dosyada gizlilik kararı olduğu için bir bilgiye ulaşamadık, müdahalede bulunamadık. Tabi bir yıl sonra dava açıldı. Bizim bu itiraz ettiğimiz olay günü aynı anda telefonlarını kapattıkları kayıtlarının tespit edildiği yönündeki iddialar bir başka tutanak ile yok edildi. Düşünün ‘tespit ettik’ dedikleri delili başka bir tutanak ile yok ediyorlar."

Ceylanpınar’ın bilinen bir yer olduğunu ve her sokak başında kameraların olduğunu söyleyen Tinaş, “Ama ne hikmet ise dosya da tek bir kamera görüntüsü yok. Bu tesadüf mü? Yoksa bilinçli mi yapılmış? Biz hukukçular olarak, en azından bu öldürülen iki kişinin faillerinin cezalandırılmasını istiyoruz. Çünkü adaletin yerini bulmasını bizde istiyoruz. Bir taraftan suçsuz insanlar gözaltına alınarak tutuklanıp yıllarca cezaevinde kaldı. Zaten hepsi beraat etti. Olaydan hemen sonra, hem Urfa Valiliği hem de Urfa il Emniyet Müdürü aynı gün bu olayın polisler arasında bir iç çekişme olduğunu söylediler. Yine bir açıklamada mobese kameralarına müdahalenin içten yapıldığına dair emniyet müdürünün iddiası vardı. Yani bizim müvekkillerimiz kurban seçildi. O dönem savcılıkta müvekkillerimizin bu dosyada bir suçlarının olmadığını biliyordu. Bu dosyanın bir sanığının olması gerekiyordu. Ve bu kişiler bizim müvekkillerimiz oldu" ifadelerini kullandı. 

Soruşturma kapsamında 3 polisin parmak izi bulunduğunu, bu belgelerin emniyet tarafından gizlendiğini, daha sonra ise söz konusu belgelerin dosyaya eklendiğini sözlerine ekleyen Tinaş, şunlara dikkat çekti: 
 

 “İşin ilginç tarafı soruşturma aşamasında bu kişilerin daha önce beyanları alınmış. İç hesaplaşma demesi üzerine emniyettekilerin beyanları alınmış. Bakın parmak izi bulunan polislerden bir tanesi beyanında şunu diyor. ‘Biz altı aydır o eve gitmiyorduk’ diyor. Ne hikmetse üç polisinde parmak izi evden çıkıyor. Yine olayın tanığı diyebileceğimiz, polislerin öldüğü evin altındaki marketi işleten Şeyhmus Sağlam ifadesinde öldürülen 2 polis ile birlikte 5 kişinin aynı gün markete geldiğini, kola çerez gibi şeyler aldıklarını ve eve çıktıklarını söylüyor. Bu durumun olaydan hemen önce olduğu kayıtlara geçiyor. Yani parmak izi çıkan polisler 5 kişinin içinde. Biz bu kişilerin birinci derecede failler oldukları ve bunlar hakkında suç duyurusunda bulunulması gerektiğini talep ettik. Tabi biz bunu talep ettiğimiz duruşmada mahkeme dosyayı mütalaa için savcılığa verdi. Ve bu şekilde dosya da karar çıktı.” 

Müvekkillerinden Naci Yılmaz’ın babasının çilingirci olduğunu ve bu şekilde Naci’nin babası yardımıyla kapıyı açarak olayı geçekleştirdiği yönünde iddianın olduğun dile getiren Tinaş, devam etti: 

“Ceylanpınar’da iki tane Cuma Yılmaz var. Biri Naci’nin babası, diğeri de çilingir olan Cuma Yılmaz var. Yani Naci’nin babasını çilingir olarak seçtiler. Hâlbuki çilingir değildi.  Asıl çilingirci Cuma Yılmaz’ı polisler çağırarak, polislerden haber alamadıkları için kapıyı açıyorlar. Yani bu şekilde müvekkilin babası olmadığı orada tespit ediliyor. Bu çilingirci için kapıyı gelip açtı diye tutanaklar tutulmuş. Deliler ellerinde kaldı. Birileri bu olayın sanıklarının bulunmasını istemiyor. Ama bu dosyanın birinci derece failleri belliydi.  2’nci Ağır Ceza Mahkemesi bizim talebimizi kabul edip suç duyurusunda bulunsaydı, şimdiye kadar bu olayın failleri çoktan yakalanmış ve cezalandırılmış olacaktı. Olay çok profesyonelce yapılmıştı. Bakın o dönem mobese sisteminin kapatılması, yine plaka okuma sisteminin kapatılması, bunlar bu gençlerin yapabileceği bir şey değil. Biz bunu emniyette yine kamu kurumlarında bulunan kişilerin yaptığını düşünüyoruz. Bu dosya failli meçhule bilerek bırakılıyor desek daha doğru olur.” 

(MA / Barış Polat)