Yeni doğanından okul çağındakilere kadar yüzlerce çocuk mahpus

 
Türkiye’nin 669 çocuğu cezaevlerinde büyüyor. OHAL öncesi altı ayı dolmayan bebekler anneleriyle tutuklanamazken, artık bir ayı bile dolmayan bebekler anneleriyle birlikte cezaevlerinde. 

Yarısından fazlasının üç yaşından küçük olduğu bu bebekler için hiç bir ayrıcalık tanınmıyor. Koşulların düzeltilmesi yerine Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün tek çalışması ise yaş düzenlemesi. 

Cezaevlerinde anneleriyle kalan çocuk sayısının azaltılması için; cezaevinde kalma yaşının üçe düşürülmesi tasarlanıyor.

2018’in ilk günlerinde bir bebek daha doğumundan otuz beş gün sonra cezaevindeki annesine teslim edildi. 

Akif bebeğin annesi Hatice Kaman doğumundan on dokuz gün sonra ‘FETÖ’nün, “izdivaç abisi ve ablası” olarak bilinen evlendirme sorumlularına yönelik operasyonlarda gözaltına alındı. 

Emzirme döneminde bebeğinden ayrılmak zorunda kalan anne Kaman, gözaltında kaldığı on bir gün boyunca bebeğini Emniyet Müdürlüğü’nde emzirdi. 

Tutuklanarak İstanbul Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne gönderilen annenin yanına çok geçmeden otuz beş günlük bebeği de teslim edildi.

Bu elbette ki ilk değil, Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre 2018’e Akif bebek ile birlikte 669 çocuk demir parmaklıklar arkasında girdi. Üstelik bu çocukların yüzde 64’ü üç yaşından küçük.

OHAL öncesi altı aylık olmayan bebekler anneleriyle tutuklanmazken, şimdilerde bir ayı bile dolmayan bebekler artık anneleriyle birlikte cezaevinde.

Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 3. Maddesine göre mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşünce.

 

cezaevi

Mustafa Eren ve Alper Yalçın

Ama Türkiye cezaevlerinde çocuğun yararına bir şey bulmak zor. Çünkü çocuklarla ilgili ayrı bir düzenleme yok; bu çocuklar sağlık, gıda, oyun ve eğitim gibi en temel haklarından yoksunlar ve kötü koşullarda büyüyorlar.

Mesela her mahpusun temel ihtiyaçları için devlet tarafından 7.5 TL tutarında bir iaşe bedeli hesaplanıyor. Bu para mahpuslara elden teslim edilmiyor veya hesaplarına yatırılmıyor. 

Gıda başta olmak üzere ihtiyaç listesi oluşturuluyor ancak burada çocukların ihtiyaçları hesaba katılmıyor yani hazırlanan bu listeler yetişkinler için çocuklar için değil. 

Katı gıda tüketemeyen bebekler için özel bir hassasiyet söz konusu değil. Yani tutuklu olan herkes yetişkin, çocuk değil!

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden (CİSST) Mustafa Eren çocuklar için bazı cezaevlerinde menüler çıkarılsa bile bunların çok özensiz olduğuna dikkat çekiyor.

‘‘Beslenme menüsü cezaevi yönetimi tarafından hazırlanıyor ve bazen menüde mesela dört yumurta çıktığı oluyor. Düşünün bunu bir yetişkin bile yiyemez ama çocuklar için hazırlanıyor bu menüler. Bir çok bebek ek gıdadan mahrum kalıyor. 

Katı yemek yemeye mecbur bırakılıyorlar. Ayrı ekmek hakları dahi olmuyor. Çocuklu anneler, kendileri için verilen günlük bir ekmek ile hem kendi karınlarını hem de çocuklarını doyurmak zorunda bırakılıyor. 

Sayılı olarak verilen börek, tatlı, balık, meyve vb. yiyeceklerde de çocuklar yok sayılıyor. Çocuklara uygun çatal kaşık verilmiyor. Büyükler için verilen keskin, ince, büyük metal kaşıklarla yemek yemeye çalışıyorlar. ’’

Örneğin bundan sekiz yıl önce, dokuz aylık bebeği ile cezaevi sürecini yaşayan Gazel Dülek, yetersiz gıda beslenmesi nedeniyle bebeği Ekin Şinar’ın sık sık hastalandığını dile getiriyor:

‘‘Bebeğim dört yaşına kadar cezaevinde kaldı. Koğuştaki tek çocuk Şinar’dı. Cezaevlerinde bebekler için özel bir beslenme menüsü söz konusu değil, bu bizi çok zorladı. Ona kendi yediklerimden yedirmeye çalıştım. Neyse ki artık özgürüz ve sağlıklı büyüyoruz’’

Bir başka sorun da cezaevlerindeki kapasite sorunu. Çoğu cezaevinde kapasitenin üzerinde bir yığılma olduğu için, çocuklar anneleri ile aynı ranzada yatmak zorunda. 

Onlar için ayrı bir beşik ya da yatak verilmiyor, çünkü anneleriyle bir kişi sayılıyorlar. Sıklıkla adli koğuşlarda hiç tanımadıkları insanlarla aynı ranzayı paylaşıyorlar. 

Yine çocuk eşyaları, ihtiyaçları kısacası varlığı yok sayılıyor. Oysa bir çocuk yetişkinden çok yer kaplıyor. Çocuklara ayrı yatak ve ekmek hakkı tanımayan cezaevi idareleri, çamaşırlarının ayrı yıkanmasına da izin vermiyor. 

Cezaevlerinin fiziki koşulları da ilk önce çocukları güçsüzleştiriyor. Örneğin; emekleme çağında dar alanlarda olduklarından emeklemeyi öğrenemeyen, fiziksel gelişimini sağlıklı tamamlayamayan çocuklar, üç yaşına geldiklerinde bile yürümekte zorlanıyorlar.

Hastalanan bir çocuk için doktora gitmek de o kadar kolay değil. Çocuklar ya bir hafta sonra doktora götürülüyor ya da annenin çocuğu hastaneye götürülürken eşlik etmesine izin verilmiyor.

On bir aydır annesiyle cezaevinde olan Miraz bebeğin babası Cengiz Zaza ilk on gün boyunca çocuğunun yok sayılmasından dem vuruyor:

‘‘İlk 10 gün boyunca çocuğuma yatak, ilaç ve oyuncak verilmemiş. Temel gıdaları bile veremiyoruz. Özellikle Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi toplama kampı mantığıyla işliyor. 

Örneğin Miraz’ın yüzünde ya da vücudunda bir yerler hep mordur. Çünkü sürekli ranzadan düşüyor ve yerler beton. Hastalandığında annesinin eşlik etmesine izin verilmiyor.’

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden Mustafa Eren cezaevlerindeki çocukların anneleriyle beraber aynı hapislik ortamını çektiğini de sözlerine ekliyor:

‘‘Eğer suç çok ciddi değilse çocuklu anneler hapsedilmemeli. Önerilerimiz anneler denetimli serbestlik ya da sosyal hizmetlerde görevlendirme gibi uygulamalardan faydalanmalı. Çünkü bu durum hem anne hem de çocuk için cezalandırıcı. 

Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları ve Avrupa Cezaevi Kurallarına göre hapishane koşullarının iyiliği dışarıyla ne kadar benzer olduğu ile ilişkilidir. Dışarıdaki insanlar hangi imkanlardan yararlanıyorsa cezaevinde bulunan kişiler için de bu imkanlar oluşturulmalı.’’

Türkiye’de sadece sekiz kadın cezaevi var dolayısıyla kadınların çoğu yetmişe yakın erkek cezaevinde kalıyor. Dolayısıyla kadınların erkeklerin bulunduğu hapishanelerde olması çocukların ortak alanlarını, ihtiyaçlarını, hareketlerini yani yaşam koşullarını etkiliyor. Bir başka sorun ise çocuğu olan kadınların, çocuksuz kadınlarla aynı koğuşta kalması. 

Çocuğun gece ağlaması, hareket etmek ve oyun oynamak istemesi diğer tutuklu ve hükümlü kadınlardan tepki çekebiliyor. Bu konuda ceza infaz mevzuatında özellikle 0-6 yaş çocuk grubu için düzenlemeler neredeyse yok denecek kadar az. Var olan düzenlemeler de bir çok cezaevi yönetimi tarafından dikkate alınmıyor.
 
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Çocuk Ağı Temsilcisi Alper Yalçın, cezaevinde çocuklar ve annelerinin yaşadıkları sorunların çözülmesi için özellikle konunun muhatabı olan anneye danışılması gerektiğine vurgu yapıyor:

‘‘Çocuk odaklı, çocukların yüksek yararını gözeten ve çocukların gelişimini olumlu yönde katkı sunan yasalar çıkartılmalı. 

Mesela ciddi bir kapasite sorunundan bahsediliyor ama Türkiye’de ki hapishanelerde anneleriyle beraber kalan çocukların fazlalığını azaltmak için mevzuattaki düzenlemeye baktığımızda cezaevlerinde kalma yaşının altı yaştan üç yaşa indirilmesi ile ilgili bir tartışma var. 

Bunun dışında herhangi bir şey yapılıyor mu yapılmıyor mu bilmiyoruz. Bu konuda sivil toplum çalışanlarına da danışılmıyor. Bugün bir düzenleme yaparken var olan sorunları hepsinin yeni baştan konuşulması gerekiyor.’’

Özellikle OHAL süreci ile birlikte cezaevlerinde yaşanan olumsuz koşulların çocuklara da yansıdığını görüyoruz.

Bu konuya en çarpıcı örnek ise çocukların yetişkinler gibi üç kapalı bir açık görüş yapması. 
Psikolojik olarak özellikle çocuğunun etkilendiği bu uygulamada çocuklar anne ve babalarıyla temas halinde bulunamıyor. Yalçın, buna ilişkin adımlar atılması gerektiğini ifade ediyor.

Öne çıkan bir diğer sorun eğitim. İnfaz mevzuatında, anneleriyle birlikte cezaevinde kalmak zorunda olan çocuklar için, cezaevinde açılacak kreş ve gündüz bakımevi oluşturulması, oluşturulamadığı durumlarda bu çocukların devlete ait dışarıdaki bir kreş ya da gündüz bakımevi olanağından yararlandırılması yönünde bir kural yer almıyor.

Çocuğun eğitime ve dışarıdaki yaşama hazırlanması açısından oldukça önemli olan bu koşulların oluşturulması, çocuğun bedensel ve zihinsel gelişimi açısından da önemli. 

Ancak cezaevlerinde bu çocukların yüzde 82’si eğitim alamıyor. Çocukların sadece  % 18’i anaokulu, kreş, veya bakım evi hizmetinden yararlanabiliyor. Ama anaokulu, kreş ve bakım evi hizmet yerlerinde de çocuklar için yeterli ve uygun araç gereçler bulunmuyor.
 
Örneğin oyun çağında olan bu çocuklar oyun oynayamıyor. Kreşlerde yeterli oyuncak olduğu gerekçesiyle koğuşlara peluş oyuncaklar haricinde oyuncak sokulmasına izin verilmiyor. 

Bu nedenle 0-3 yaş çocuklar oyuncaksız büyüyor. Ayrıca hediye gelen pilli ve ahşap oyuncaklar da kabul edilmiyor. Bir çok anne kendi yaptıkları bez oyuncaklarla çözüm bulmaya çalışıyor.

Bugün yasalarda yer alan hükümler günün koşullarına uygun olmaktan ve ihtiyaçlarını karşılamaktan çok çok uzak olduğu uygulamalarda ortaya çıkıyor.

Normal zamanlarda bile tüm tutuklu ve hükümlüler için yeterli ve insani ölçülere uygun olmayan cezaevi koşullarının OHAL döneminde özellikle çocuklar için yeterli olmadığı bu verilerle ortada.