Ağır hasta mahkumlar yaşam mücadelesi veriyor

Kimi şeker, kimi kalp, kimi yüksek tansiyon, kimi lösemi hastası. Hayatlarını idame ettirebilmek için koğuş arkadaşlarının yardımına muhtaçlar. Ama pek çoğu hastane raporlarına rağmen tahliye edilmiyor.

Türkiye cezaevlerinde kalan ağır hasta mahkumların durumu giderek kötüleşiyor. Kamuoyu çağrılarına, tahliye kararları verilmiyor.  İnsan Hakları Derneği (İHD) verilerine göre, 402’si ağır durumda en az bin 154 mahkûm bulunuyor. Hasta mahkumlar konusu 76 yaşındaki tutuklu Sisê Bingöl’ün sağlığının gündeme gelmesiyle yeniden gündeme geldi.

Şeker hastalığı, yüksek tansiyonu, böbrek yetmezliği ile kalp ve akciğer rahatsızlığı bulunan Bingöl’ün ismi bu hafta, serbest bırakılması çağrısıyla Twitter’da başlatılan #SiseBingöleÖzgürlük kampanyası ile gündeme geldi. Mersin Tarsus Devlet Hastanesi tarafından verilen “Cezaevinde kalması hayati tehlike arz etmez” raporu ile sağlık durumuna rağmen tahliye edilmeyen yaşlı kadın, binlerce hasta tutuklu ve hükümlüden yalnızca biri…

DW Türkçe’ye konuşan İHD Cezaevi Komisyonu üyesi Hatice Onaran, Adalet Bakanlığı ile cezaevi idarelerine gönderdikleri soruların yanıtsız kaldığını belirterek “Kaç hasta mahpus olduğunu öğrenmek, ona göre gerekirse avukat ayarlamak istiyoruz ama sayısal verilere ilişkin cevap alamıyoruz” diyor.

Onaran’a göre, darbe girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde hasta tutukluların yaşadığı zorluklar arttı:

"OHAL'de özellikle cezaevi içinde uygulamalar daha fütursuzca oldu. Hastane sevkleri ‘görevli yok' denilerek geciktirildi ya da yapılamadı. Muayene sırasında kelepçe çıkarılmama dayatması yaygınlaştı.”

Habere göre, Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde 32 yaşında hayatını kaybeden hasta tutuklu Celal Şeker’in ailesi, ameliyat sonrasında hastanede refakatçi olmak için savcılıktan izin alamayan ailelerden. Ağabey Mehmet Şeker, kardeşinin 20 yıla yakın diyaliz hastası olduğunu ve “yüzde 96 ağır engelli” olduğunun belirtildiği hastane raporuna rağmen tahliye edilmediğini anlatıyor. Ailesinin aktardığına göre, Ocak ayında geçirdiği kalp krizi sonrası cezaevinden götürüldüğü Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybeden böbrek hastası Celal Şeker’in kalp rahatsızlığı ve görme kaybı vardı. Ağabey Şeker, şöyle diyor:

“Hem tıp fakültesinin hem araştırma hastanelerinin verdiği ‘cezaevinde kalamaz’ raporları vardı ama serbest bırakılmadı. Yoğun bakıma kaldırıldıktan sonra ameliyat oldu. Ameliyatın ardından 48 saat geçmeden kaybettik, söz tükendi” diye konuşuyor. Kardeşinin haftada üç gün diyalize girdiğini ve cezaevine döndüğünde vücudunu hareket ettirmekte zorlandığını belirterek, “Koğuş arkadaşlarının yardımıyla yaşıyordu.”

Hasta mahkûmların tahliyesi için kilit kurum, ATK. Adalet Bakanlığı, tahliye kararları için gözünü “cezaevinde kalamaz” ibaresinin bulunacağı ATK raporlarına çeviriyor. Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Ümit Biçer, tahliye kararında son karar merciinin yasalar tarafından ATK olarak belirlendiğini dile getiriyor. Kanuna göre, devlet ya da üniversite hastaneleri tarafından hazırlanan raporların ATK tarafından onaylanması gerekiyor. Hastaneler tarafından verilen raporlar arasında çelişki olduğunda bu çelişkinin de ATK tarafından giderilmesi gerekiyor. Prof. Biçer, adli tıp sürecinde rapor almak üzere kuruma getirilen hükümlü ve tutuklulara geç randevu verilmesinin, evrakın eksik olduğu gerekçesiyle  hastanelerden yeniden muayene ve inceleme talep edilmesinin tedavi süreçlerinin aksamasına yol açtığını dile getiriyor ve devam ediyor:

“Adli Tıp Kurumu’nun yapısı, iş yükü ve sahip olduğu tıbbi olanaklar hastaları değerlendirmek için yetersiz. Bilimsel anlamda ATK’nın diğer sağlık kurumlarından farklı hiyerarşik bir konumu ve yetkinliği bulunmuyor.”

Lösemi hastası Seyran Demir de koğuş arkadaşlarının desteğiyle cezaevinde yaşamaya çalışan tutuklulardan. Mersin Tarsus Cezaevi’nde bulunan Demir’in kardeşi Zinnet Demir, ablasının hapis cezası onanmadan önce gözaltına alındıktan sonra sağlık durumu nedeniyle serbest bırakıldığını ancak hüküm kesinleşince tekrar cezaevine gönderildiğini anlatıyor. “İçeri girmeden önce Hacettepe’de tedavi görüyordu. Bir ara denetimli serbestlikle bıraktılar ama tekrar alındı” diyor. Ablasının kist oluştuğu için dişlerinin çekildiğini ve şu an sadece mama ile beslenebildiğini anlatan kardeş Demir, Adli Tıp Kurumu’na (ATK) defalarca başvurmalarına rağmen sağlık durumunun cezaevinde kalmaya uygun olmadığı yönünde rapor alamadıklarını söylüyor. “Çok kez başvurduk ama nafile. Ablama içeride koğuş arkadaşları bakıyor, onlar mamayla besliyor. 35 kiloya düştü” diye konuşuyor.

HABERİN DETAYINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.