Nurcan Baysal
Tem 03 2018

Görülmüştür

Bu sabah gazetelerde organize suç örgütü lideri, Alaaddin Çakıcı için hazırlanan sağlık raporunu görmesem muhtemelen bu adamla ilgili yazmayı düşünmezdim. Gazetelerden öğrendiğimiz kadarıyla 22 Haziran’da hazırlanan sağlık raporunda Çakıcı’ya ziyaretçi sınırının kaldırılması istenmiş.

Kırıkkale İl Sağlık Müdürü Feramiş Ender Güngüneş ve Yüksek İhtisas Hastanesi Başhekimi Tekin Akça ile altı ayrı uzman doktorun imzaladığı süresiz sağlık kurulu raporunda Çakıcı’da 16 farklı türde hastalığın olduğu belirtilerek şöyle denilmiş:

“Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü derecedeki akrabaları ve yakın arkadaşları ile haftanın 7 günü saat 09.00 ile 20.00 arasında hem sağlığı hem morali aynı zamanda helalleşme açısından bu zaman dilimleri arasında, istediği isimlerle, kişi, sayı adeti koymadan, kendisi için bu ziyaretler hastalıklarının kontrol edilebilmesi için ve morali açısından yeniden hayata bağlayabilir.”

Evladının yanında eşini öldürtmüş bir katilin morali ve helalleşmesi açısından haftanın 7 günü istediği kadar istediği isimlerle görüşmesini bir il sağlık müdürü ve başhekim talep ediyor. Zaten Alaaddin Çakıcı’nın içerde moral ve motivasyonunun yüksek olduğu son günlerde dışarıya yolladığı mesajlardan açık bir biçimde anlaşılıyor.

Ayrıca isim vererek bazı kişileri öldürteceğini söylediği mektubu cezaevinden uçup web sitesine konabiliyor. Cezaevinden çıkan ve giren her mektup “görülmüştür” ibaresi taşıdığına göre, ya bu mektupları denetleyen devlet yetkililerinin himayesinde tehditleri yapıyor ya da Çakıcı’nın mektuplarını kuşlar uçuruyor.

Oysa biliyoruz ki birçok insanın cezaevindeki sevdiklerine yazdıkları mektuplar, “görülmesine” rağmen verilmiyor. Aylar önce gazeteci Nedim Türfent’ten aldığım mektupta Nedim, ona yolladığım mektubu zarfında görmesine rağmen, ona verilmediğini söylüyordu.

Bizim aman bir aksilik olmasın, yazdığımız kişiye verilsin diye genelde “nasılsın, iyi misin, bizler iyiyiz…” gibi cümlelerle yazdığımız mektuplar bile sahibine verilmezken, tehdit mektupları, isim isim ölüm listeleri cezaevinden çıkabiliyor.

Çakıcı ile ilgili bu talepte beni en dehşete düşüren ise bu talebin “moral ve helalleşme açısından” talep edilmiş olması. Helalleşme gibi ağır bir kelime böylesine mi kirletilir!

Bu talep aklıma 2 yıldır “örgüt üyeliği” iddiası ile cezaevinde tutulan Sisê Bingöl’ü getirdi. Sisê Ana, cezaevine gönderilmeden bir ay önce kalp krizi geçirmişti ve tedavisi yarıda kalmıştı.

Ciddi sağlık sorunları ve ‘cezaevinde kalamaz’ raporu olmasına rağmen Sisê Ana’nın sağlık durumuna karşı yetkililer duyarsızlığını korudu.

Geçtiğimiz Ekim ayında elleri kelepçeli bir şekilde, su ve yemek verilmeksizin Muş’tan Tarsus cezaevine ring aracı ile sürgün edildi. Aynı cezaevinde kalan oğlu ise Karabük cezaevine sürgün edildi.

Sisê Ananın durumunu onlarca kez yazdık, ama Adalet Bakanlığının kılı kıpırdamadı. Sisê Ana cezaevinde artık ölümü bekliyor.

Sisê Ana tek değil elbet. Adalet Bakanlığının açıklamış olduğu verilere göre son 2 yılda cezaevinde 2300 hasta tutsak hayatını kaybetti.

357 ağır hasta mahpus var ki her an tabutları çıkabilir cezaevinden. Tüm girişimlere rağmen bu ağır hasta tutsakların bile ceza infazları ertelenmiyor.

Bu tutsakların “moral ve helalleşme” hakkını hiçbir sağlık il müdürü ya da doktor nedense düşünmüyor. Sedyeyle, nefes borusuna takılan tüplerle yaşayan insanlar için bile çoğunlukla “toplumun güvenliği için tehlike arz ediyor” cevabı geliyor.

Celal Şeker mesela bunlardan biriydi. “Cezaevinde kalamaz”, “yüzde 96 ağır özür” raporları olan Celal Şeker, insan hakları örgütlerinin tüm girişimlerine rağmen tahliye edilmedi. Şubat ayında yaşamını yitirdi, helalleşemeden.

Çakıcı işini biliyor elbette. Bakanı Soylu’nun peşinden gidiyor. Mafya babası Çakıcı içeriden gazetecileri, İçişleri Bakanı Soylu da dışarıda siyasetçileri ölümle tehdit ediyor.

Arkasında tüm iktidarın gücü, bir kadın siyasetçiyi, bir parti başkanını, eşini faili meçhullerde yitirmiş bir insanı tehdit edebilme hadsizliğini gösteriyor.

İktidarın ortağı Bahçeli bu hadsizliğe “unutmayacağız” listeleri açıklayarak katılıyor. Bu listeler utanmazca ana akım medyada “ilan” olarak verilebiliyor.

Hepsi Yeni Türkiye’ye yakışır. 90’larda Çiller ölüm listelerini kapalı kapılar ardında yapıyordu. Şimdi ona bile gerek yok, her şey açık açık, ortada. Çiller ve Ağar’ın ardılları, ağababalarını her açıdan solluyor.

Mafyanın, çetelerin ülkesi olmuş durumdayız. Mafya liderlerinin hapiste ya da dışarıda olmalarının bir önemi yok, o zihniyet her yerde, ülkenin en tepesinde.

Bu listeleri, ilanları, tehditleri, devlet kayda geçirmiyor olabilir, biz geçirelim.

Görülmüştür!