Maltepe Cezaevi’nde Aziz Nesinlik vaka: Cacık soruşturması!

Son zamanlarda cezaevlerindeki birçok mahkûm tuhaf bahanelerle disiplin soruşturmalarına uğruyor. Son üretilen bahane, ‘cacık’.

Olay Maltepe L Tipi Kapalı Cezaevi’nde gerçekleşti. Mahkumlar ‘cacık içmedi’ diye haklarında soruşturma başlatıldı. Akıllara durgunluk veren olay ise şöyle meydana geldi:

Maltepe L Tipi Kapalı Cezaevi’nin iki koğuşunda siyasi tutuklular var. Bir gün mahkûmlara öğle yemeğinde pilav, karnıyarık, cacık gibi yemekler verildi. Ancak cacık çok az geldi. Az geldiği için koğuştaki mahkûmlar “Bu cacık bize yetmez. Yan koğuştaki arkadaşlara da az getirdiyseniz cacığı onlara gönderin. Bari bir koğuş tam yesin” dedi. İnfaz koruma memurları da denileni yaptı.

Memurlar yandaki koğuşa girdiğinde ise mahkûmların yemeklerini çoktan yediğini ve herkesin çay, sigara faslına geçtiğini gördü. Personel, “Arkadaşlarınız size cacık gönderdi.” dediğinde ise mahkûmlar, “Bizim yemeğimiz bitti. Siz onu arkadaşlara geri götürün” diye yanıtladı. Ancak hapishane yönetimi mahkûmların cacık içmemesini ‘protesto’ olarak algıladı ve disiplin soruşturması başlattı.

Ve mahkûmlar infaz hâkimliğine çağrılıp savunmaları alındı. Devam eden soruşturmanın ne tür bir yaptırım ile sonuçlanacağı şimdilik bilinmiyor. Böyle bir olay için ifade vermek zorunda kalan mahkûmlar ise şaşırmış durumdalar. Çünkü böyle bir olayla ilk kez karşılaştıklarını söylüyorlar.

Çok basit nedenlerden mahkûmların disiplin soruşturmalarına maruz kaldığını söyleyen hukukçular ise bu tarz olayların yaygınlaşmaya başladığını ifade ediyor. Cezasını çektiği halde, bu tarz disiplin soruşturmaları yüzünden cezaevinden çıkamayan çok sayıda hükümlü var.

Cezaevlerine gidip gelen pek çok avukat, müvekkillerinin haklarının ihlal edildiğini belirtiyor. Geçtiğimiz haziran-temmuz-ağustos aylarında, Marmara Bölgesi’ndeki hapishanelerde yaşanan hak ihlalleriyle ilgili rapor hazırlayan Özgürlükçü Hukukçular Platformu’nun (ÖHP) raporunda da onlarca hak ihlali var. Söz konusu rapora göre mahkûmlara en çok “onur kırıcı davranışlarda” bulunuluyor. Raporda öne çıkan ihlaller ise şöyle:

Cezaevlerinde gazete, dergi ve kitap kısıtlamaları sürüyor. Özellikle sol yayınlar alınmıyor. Kitap sayısı bazı cezaevlerinde 5 olarak belirlenirken, bazılarında en çok 10-15 kitaba izin veriliyor.

Kararlar, hapishane yönetimlerinin keyfine kalmış. Ayrıca bazı cezaevleri dışarıdan gelen kitapların mahkûmlara verilmesini kabul etmiyor. Bunun yerine dış kantin denilen yerlerden kitap siparişi verdiriliyor. Buradan alınan kitaplar ise kitapçılarda satılan kitapların 2-3 katı kadar pahalı oluyor.

Pek çok tutuklu hasta olduğunda veya herhangi bir sağlık sorunu yaşadığında hastaneye ve revire götürülmüyor. Götürüldüğünde de geç götürülüyor. Özellikle diş ağrısı çeken hastaların tedavilerinde zorluklar çıkartılıyor. Bazı mahkûmlar kelepçeyle götürülüyor. Şeker ve tansiyon hastalarının ihtiyaçları temin edilmediği gibi, rahatsızlandıklarında da hastaneye geç götürülüyorlar.

Yine hapishanelerin kantinlerinde satılan eşyalar fahiş fiyatlarla satılıyor. Dışarıdan havlu tarzı bir şeylerin getirilmesine izin verilmiyor. Mahkûmların ihtiyaçları için tek adres kantin olarak gösteriliyor. Ancak kantinlerde de tutsakların ihtiyaç duyduğu pek çok şey bulunmuyor.

Tutuklu ve hükümlüler, telefon ve iletişim hakları konusunda da çeşitli kısıtlamalara maruz kalıyorlar. Yazdıkları mektuplar ya geç gönderiliyor ya da gönderilmiyor. Özellikle Kürtçe mektuplar, yönetimde Kürtçe bilen olmadığı gerekçe gösterilerek gönderilmiyor.

Havalandırma saatleri de kısıtlanmaya çalışılıyor.

Pek çok cezaevinde, 8-10 kişilik koğuşlarda 18-20 kişinin kaldığı oluyor. Ranzalar bitişik hale getirilmesine rağmen mahkûmların bir kısmı yerde yatmak zorunda kalıyor.

Cezaevlerindeki suluboya, daktilo, bilgisayar gibi alanlarda verilen kurslar uzun süredir engelleniyor. Tutukluların bu uğraşları ellerinden alınıyor.

Ayrıca pek çok cezaevinde, sportif faaliyetler de kısıtlanmış durumda. Sadece bir kısmında, sınırlı zaman dilimlerinde spora izin veriliyor.

Bunların yanında bazı cezaevlerinde çıplak arama dayatmaları ve hakaretler de mahkûmlara yönelik ağır hak ihlalleri olarak karşımıza çıkıyor.

OHAL kalkmasına rağmen etkisinin devam ettiğini söyleyen hukukçular, yasada olmamasına rağmen müvekkilleriyle görüşmelerinin dahi engellendiğini anlatıyorlar.

ÖHP Cezaevi Komisyonu'ndan avukat Baran Çelik, cezaevlerindeki şartların ağır olduğunu ve bunun OHAL ile daha da ağırlaştığını söylüyor. Çelik görüşlerini şöyle sürdürüyor:

“Hapishanelerde önceki yıllarda belki çok daha ağır ihlaller yaşanmıştır.  Ancak keyfi uygulamalar, hiçbir zaman bu kadar açıkça ve alenen görülmedi. Hiç kimseden çekinmeden, her hapishane dilediği kısıtlamayı koyabiliyor, dilediği mahpusun haklarını gasp edebiliyor. Denilebilir ki, hapishaneler üzerinden tüm toplum hizaya getirilmek isteniyor. Yoksa bazı hapishanelerde ziyaretçiye dahi çıplak aramaların dayatılmasını başka ne ile açıklayabiliriz ki?”

ÖHP’den avukat Raziye Turgut ise hak ihlallerinin artmasında iktidarın kutuplaştırıcı dilini baş etkenlerden biri olarak görüyor. Turgut’a göre sonuçsuz bırakılan suç dosyaları, hak gaspçılarına cesaret veriyor ve bu uygulamaların hortlamasına yol açıyor.