Ara 23 2017

‘Nasıl olduğunu anlamadan adeta Silivrili olduk’

Anadolu Ajansı, Mart 2008’de “Avrupa’nın en büyüğü” diyerek, şu ifadelerle servis ediyordu Silivri Cezaevi’ne ilişkin haberini:

“Silivri'deki yerleşke, en son teknolojik donanım, azami güvenlik, engelli hükümlüler için oluşturulan odaları ve 11 bin 16 kişilik kapasitesiyle dikkat çekiyor. Modern ve hijyenik koşulların tam olarak sağlandığı mutfağı ve günde 30 bin ekmek çıkarabilecek kapasitedeki ekmek fırını, çamaşırhanesi, bulaşıkhanesi olan yerleşkede, açık görüş yerlerinde çocuklar için oyun parkları da bulunuyor.”

İnşaatı yakın zamanda tamamlandıktan sonra Silivri’ye transfer edilen mahkûmlar ‘Avrupa standartlarındaki’ bu cezaevinde kaldıkları için ‘şanslı’ olduklarını söylüyorlardı, üstelik AA’nın haberine göre:“Burada insanın evinde bile bulamadığı sosyal yaşam için her şey var. Sunulan lüks yaşamın üstünde bir yaşam tarzı.”

Aradan geçen 9 yılda, binlerce insan yarattı bu hapishanede. Kimi davaları izlemek için sayıları artan minibüslere veya 303B numaralı otobüslere bindi, kimi bir gazetecinin başka bir gazeteciye yatağını ısıtabilmesi için damacanaya ılık su doldurmasını tavsiye etmesine tanık oldu. Bir dönem Ergenekon ve Balyoz davalarından tutuklananlar yatarken, şimdi o tutuklamalarda etkili olduğu söylenen iradeye yakın kimseler; savcı, hâkim, akademisyen ve gazeteciler aynı yerde... Ve o iradeyle ilişkili olduğu iddiasıyla tutuklanan aydın, yazar ve gazeteciler de nasibini almış vaziyette Silivri’den.

Silivri

9 yılda çok şey değişti ama Silivri Cezaevi’nin Türkiye’nin siyasi gelişmelerinin aynası olma statüsü değişmedi. 15 Temmuz sonrası ise tutuklu gazeteci sayısı ile dünyanın zirvesine yerleşirken Türkiye, davaların çokluğu nedeniyle duruşmaları takip eden gazetecilerin de dönülmez bir durak yeri oldu Silivri. İşte o gazetecilerden Cumhuriyet muhabiri Canan Coşkun ve Evrensel muhabiri Cansu Pişkin, “Nasıl olduğunu anlamadan adeta Silivrili olduk” diyor izlenimlerini aktarırlarken.

Geçtiğimiz yıl 31 Aralık'ı 1 Ocak'a bağlayan gece Reina isimli eğlence mekanında IŞİD'in üstlendiği bir katliam gerçekleşmiş, 39 kişi hayatını kaybetmiş, 79 kişi de yaralanmıştı. Dava kapsamında saldırıyı düzenleyen Abdulkadir Masharipov'un aralarında bulunduğu 57 kişi, 11 buçuk ay sonra geçtiğimiz hafta hâkim karşısına çıktı. Dava Silivri’de yapıldı.

“Yalnızca ilk gün izleriz” diye düşünmüşler Pişkin ve Coşkun. Ama evdeki hesap çarşıya uymamış:

“Salona girdiğimiz günün akşamında anladık ki, tek gün izlemek yeterli olmayacaktı. İşte böyle başladı beş günlük Silivri maceramız. Hafta boyunca Silivri-İstanbul arası 700 km yol yaptık. Yolculuğumuz boyunca kah arsa baktık, kah video çekip acınası hayatımızı renklendirdik.”

Beş gün boyunca Uygurca ve Özbekçe ağırlıklı savunmalar dinleyen iki muhabir, duruşmanın son gününde tercümana ihtiyaç duymaksızın not almaya başlamış. “Hatta bunu bir adım ileri taşıyıp birbirimize bu dillerde şakalar, komiklikler yaptık” diyorlar ve ekliyorlar:

“Komik değildi belki; ama zaten Silivri'de ‘şaka yok, burada her şey gerçek.''

Silivri için “Tam anlamıyla bir erkek cezaevi” diyor Canan Coşkun ve Cansu Pişkin:

“Duruşma salonunun en kalabalık anlarında dahi kadın gazeteci, avukat, çevirmen, izleyici, sanık, güvenlik görevlisi sayısı 23'ü geçmiyordu. Buna karşılık erkek sayısı ise mahkeme heyeti dahil olmak üzere 150 idi. Bu orantısızlık yalnızca salona mahsus değildi elbette. Yargılamanın yapıldığı binadaki kafeteryanın, lojmanların yakınındaki lokantanın ve alışveriş merkezindeki çalışanların hepsi erkekti.”

Gazeteci olarak yaşadıkları zorlukları anlatırken muhabirler, “Sanılmasın ki burada her şey güllük gülistanlık...” diyorlar ve başlıyorlar anlatmaya:

“Silivri duruşma salonlarında, her şeyden önce dünyada neler olup bittiğinden habersizsiniz. Çünkü daha binaya girerken cep telefonları jandarmaya teslim ediliyor. Duruşma salonlarına dizüstü bilgisayarlar alınmıyor. Bilgisayar kullanımına yalnızca basın mensuplarına tahsis edilen odada izin var. Fakat o da ne? İnternet yok. Haberi göndermek istiyorsanız çeşitli cambazlıklara başvurmak, bağlantı kurabilmek için bilgisayarla birlikte camdan sarkmak zorundasınız. Eğer insaflı bir hakime denk gelirseniz siz de bilgisayarınızı duruşma salonuna sokabilirsiniz. Durun, hemen sevinmeyin. Zira duruşma salonlarında da internet çekmiyor. Burası Silivri, gazetecilerin mahrumiyet bölgesi...”


https://m.bianet.org/biamag/medya/192687-burasi-silivri-beyler-burada-s…