Ezrac Ömer: Cezayir Halk hareketi, yolsuzlukla mücadelenin parça parça yapılmasına karşı çıkıyor

Cezayir halk hareketinin içinde aktif faaliyet gösteren ulusal unsurları ve ülkenin dürüst seçkinlerini en fazla kaygılandıran sorun, yolsuzluk kavramının sadece mali konulara indirgenmesi ve mücadelenin de keyfi olarak seçmece birtakım kişilerle sınırlı tutulması endişesidir.

Cezayir’de meydana gelen siyasi olayları izleyen herhangi bir gözlemci, görünen tabloyu nasıl okur ve bundan nasıl bir sonucun çıkacağını öngörür? Şu anda yapılan operasyonları, bir grubu yani eski Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’nın çevresini hesaba çekme ile sınırlı olan bir girişim olarak mı değerlendirir, yoksa henüz bunun bir başlangıç olduğunu ve temizlik işleminin milli serveti yağmalayan bütün hırsızları kapsayacağını ve bu konuda hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmayacağını mı düşünür?

Tablonun daha net okunması için konuyu biraz daha açalım:

Kamuoyunda, mahkemelere sevk edilen ve cezaevine gönderilen iş adamlarının büyük bir bölümünün Tizi vozou eyaletinin büyük Berberi kabilelerine mensup kişiler olduğu şeklinde sesler yükselmeye başlamış durumda. Bu kişiler, ya Buteflika’ya bağlı Tilmisan ve Batı Cezayir gurubuna mensup kişilerdir veya Eski İstihbarat sorumlusu General Tevfik diye bilinen Muhammed Medyen’e bağlı kimselerdir. Nitekim Savunma Bakanı ve Milli Ordu komutanı Korgeneral Ahmet Kayid Salih, adı geçen generali geçen hafta son kez uyararak onu milleti kışkırtma ve olayları alevlendirmekle suçladı.

Ülkedeki genel tabloya bakınca, halk hareketinin, Cezayir sahnesinde yolsuzluğa bulaşmış tüm yüzlerin temizlenmesine yönelik talebi konusunda haklı olduğu kanaati uyanmaktadır.

Nitekim hala şu karmaşık soruyu gündeme getirmekte ısrar edenler var:

Bu operasyonlar, Buteflika’ya destek verdikleri, mali ve siyasi yolsuzluklar yaptıkları gerekçesiyle Kuzey-Orta Cezayir Berberi kabilelerine mensup bir takım zenginlere ve siyasilere mi yapılmakta, yoksa yolsuzlukla mücadele perdesi altında, taraflar arasında bir koltuk savaşı mı verilmektedir?

Nitekim ülkede iki ana kutup var; taraflardan birinde Şaviye bölgesine mensup birtakım asker ve politikacılar başı çekerken diğer tarafta Kuzey-Orta Cezayir bölgesinde yaşayan kabilelere mensup şahsiyetlerden oluşan “koalisyon” grubu başı çekiyor. Bu grubun önde gelenleri arasında işadamı Ali Haddad, Başbakan Ahmed U Yahya var. Grubun liderliğini Tilmisan grubu olarak bilinen Batı Cezayirli ekip yapıyor. Bunların önde gelenlerinin başında Abdülaziz Buteflika, iki kardeşi, eski anayasa Konseyi başkanı Tilmsan’lı et-Tayyib Beliz ve geçen Salı günü görevden alınan Sunatrak petrol şirketinin başkanı-genel müdürü yine Tilmisan’lı Abdul-mu’min Keddur var.

Öte yandan, birtakım siyasi analistler şöyle bir soruyu ortaya atıyorlar:

Amaziğ kökenli milyarder Es’ad Rebrab, Buteflika ve onun ekibi ile müttefik -hatta barışık- olmayan bir işadamı. Buna rağmen geçen hafta yolsuzluk ve başka suçlarla yargılanarak cezaevine kondu. O halde eski meclis başkanı ve halen de atanmış Cumhurbaşkanı olarak görevde olan, Buteflika’ya yakın Tilmisan grubundan sayılan ve halk hareketi tarafından da şiddetle reddedilen Abdulkadir bin Salih’in halen görevde tutulması ne anlama geliyor?

Bu bağlamda hatırlatmalıyız ki halk hareketi, 22 Şubat’ta harekete geçtiğinden bu yana defalarca başta Cezayir siyasetinde yapılan yolsuzluk ve yozlaşmanın öncüsü sayılan Abdulkadir bin Salih olmak üzere rejimin sembol isimlerinin ve rejimin bıraktığı kötü mirasın tamamen temizlenmesine yönelik taleplerini dile getirmiş ve bunun zorunlu olduğunu vurgulamıştır.

Ve halk hareketi, Cezayir’de köklü değişimin gerçekleştirilmesinin ve buna engel teşkil eden siyasal kültüre karşı radikal bir tutum sergilenmesinin gerektiğine inandığını da ifade etti. Bu bağlamda bu sefil ve gerici zihniyetin ülkedeki tezahürleri sayılan sahte partiler ve bugüne kadar yandaşlıktan geri durmayan, sade vatandaşın çıkarına hizmet edecek hiçbir cesur girişimde bulunmayan ve herkesin gözü önünde tekmelenen entelektüellere sahip çıkmayan sözde muhalefet partilerine karşı tepkilerini dile getirdi.

Aslında halk hareketi, iktidardaki Cezayir rejimini, icraatları ve söylemleriyle ülkedeki yolsuzluğun yayılmasından doğrudan sorumlu tutuyor.

Harekete göre rejim, bağımsızlığın ilanından bu yana diktatörlük kültürünün temellerinin atılması ve devletin çeşitli kademelerinde yayılmasında başrol oynamıştır.

Burada hatırlatmalıyız ki, Cezayir'de yolsuzluk faaliyetleri ve adaletsiz yönetim uygulamaları yeni değil. Bunların kökü çok eskiye dayanıyor. Ne var ki bu, Abdülaziz Buteflika ve ekibi döneminde artık ayyuka çıktı ve gizlenemez bir hal aldı.

Halk hareketini oluşturan kitlenin büyük çoğunluğu temiz insanlardan oluşuyor. Bunlar, rejime çöreklenmiş derin yapıların ve yozlaşmış unsurların temizleneme sürecinin çok da kolay olmayacağının farkında. Çünkü Cezayir rejiminin ahtapotunun karakteristik iki özelliği var:

Birincisi, hayalet özelliğidir. Buna göre, elebaşılar saklanır ve karanlıkta iş çeviren yarasalar gibi uzaktan kumanda ederek küçük simsarlara pis işlerini yaptırırlar.

İkinci özelliği ise her tarafa kök salma özelliğidir. Nitekim bunlara bağlı yapılar o kadar sağa-sola ve derinlere kök salmış ki onları oluşturan mafya türlerinin uçlarını tespit etmek bir hayli zordur.

Problem sadece mali yolsuzlukla sınırlı değildir. Zira bağımsızlığın ilanından günümüze dek mali, idari, kültürel, eğitimsel ve politik yozlaşma, Cezayir’i yöneten kadrolarda hep rastlanan bir olgudur.  

Eski cumhurbaşkanları Huvari Bumedyen ve Şazli Bencedid'in dönemleri, idari, mali ve politik alanda faaliyet gösteren yolsuzluk mafyasının ve bürokratik bir oligarşinin ilk olarak ortaya çıkması ve yapı taşlarının döşendiği dönemlerdir.

Bunun en bariz kanıtlarından biri eski cumhurbaşkanı Huvari Bumedyen’in ölümünden sonra muhasebe konseyinin (Sayıştay), Abdülaziz Buteflika hakkında çıkardığı ve onu milyonlarca doları zimmetine geçirmekle itham ettiği rapor.

Nitekim eski cumhurbaşkanlarından Şazli Bencedid, ölümünden kısa zaman evvel yayınlanan anılarında, bu konuya bir açıklık getirme adına Buteflika’nın bu paranın bir kısmını devletin hazinesine iade ettiğini ifade ederken elinde kalan kısımla ilgili bir ayrıntı vermiyor.

Keza eski Cumhurbaşkanı Bumedyen’in kendisi bizzat direniş döneminin beş liderinden biri sayılan Mücahid Muhammed hayzar’ı direniş fonundaki paraları zimmetine geçirmekle suçlamıştır. Nitekim bu zat 1967 yılında İspanya'nın Madrid kentinde gizemli koşullarda öldürüldü.

Hiç şüphe yok ki, Cezayir'deki yolsuzlukların geçmişi, çok yönlü ve karmaşıktır. Ancak, halk hareketi saflarında mücadele veren ulusal unsurları yanı sıra dürüst ulusal seçkinleri rahatsız eden husus, birtakım yetkililerin, yolsuzlukla mücadeleyi belli kesim ve şahıslarla sınırlı tutması ve keyfi olarak bunu sadece mali konularda yapılan usulsüzlüklere indirgemesidir.

Zira böylece, ulusal kimliğe yönelik gerçek anlamda tehdit oluşturan diğer yolsuzluk biçimleri gizlenmiş olur. Bunların başında mimari, kültür, eğitim alınanındaki yozlaşmanın yanı sıra ahlaki çöküntüye yol açan ve kamuoyunun zihnini kirleten dezenformasyon faaliyetleri gelmektedir.

Öte yandan bu rejimin, usulsüz uygulamalarıyla yoksulluğa ve vatanlarını terk etmeye zorladığı nice yetişmiş vatan evladı var. Bunların binlercesi Avrupa, Kanada ve dünyanın farklı yerlerine onurlu bir yaşam sürme amacıyla göç etmiş. Bu yeteneklerin bu denli sistematik bir şekilde heder edilmesinin hesabını kim verecek?

Yine sağlık kurumlarını, üniversiteleri ve sanayi kuruluşlarını tahrip eden onca yolsuzluğa ne demeliyiz?

Neden geçmişte veya şimdi devlet üst yönetiminde bulunmuş yetkililerinin dosyaları incelenmiyor?

Değişik yolsuzluk yöntem ve tekniklerini geliştiren ve uygulayan generallerin, subayların, başbakanların ve eski bakanların dosyaları açılmayacak mı?

Ezrac Ömer

Cezayirli yazar

Bu yazı el-Arab gazetesinden alınmıştır.