Şub 04 2018

CHP Kurultayı: 4 yazar 4 izlenim

İki gün sürecek kurultay maratonunun ilk gününü geride bırakan CHP, 36 Kurultayı'nda Kemal Kılıçdaroğlu'nu yeniden genel başkan seçti.

Çok sayıda gazeteci ve yazar da bu kurultayı takip etti. İlk güne dair gözlemlerini kaleme alan Cumhuriyet Gazetesi yazarı Aydın Engin, tüm kurultayın genel başkanın kim olacağından ibaret olduğunu belirtiyor ve ekliyor: Yazık!

Kurultayda yanıtı aranacak sorularla ilgili şu satırları kaleme alıyor Engin:

"Bugün de Parti Meclisi’ne (PM) kimler seçilecek sorusuna cevap aranacak. Çarşaf liste uygulanacak ve 1274 delegenin üçte ikisinin PM’ye aday olduğu söylentisi doğru ise çok eğlenceli bir seçim olacak. Çarşaf liste, anahtar liste, Kılıçdaroğlu’nun anahtar listesi, il başkanlarının anahtar listesi, sahici anahtar liste, sahte anahtar liste gibi terimler havada uçuşacak. Gazeteci milletinin kulaklarına doğruluğu sağlama bağlanamayacak söylentiler, iddialar üfürülecek. Sonra pösteki saymaktan farksız bir oy sayımına geçilecek, kimileri sevinecek, kimileri “Bana söz verilmişti. Kazık yedim” diye ağız köpürtecek.."

CHP Kurultayı’nın ilk gününden aktaracağı fazla bir şey olmadığını belirten Engin, hem Kemal Kılıçdaroğlu hem de genel başkan adayı Muharrem İnce'nin konuşmalarını, "ürk’ün Türk’e propagandası" olarak nitelendirdi ve ekledi:

"CHP’nin CHP’ye propagandası”nı izledik, gözledik. Salonda zaten farklı düşünen kimse yokken bu tercihin ne kadar anlamlı ve önemli olabileceğine artık siz karar verin..."

Engin yazısını, 'CHP tabanının, “demeç muhalefeti”yle, AKP Reisi’ne laf yetiştirmekle sınırlanmışa benzeyen ve pek çok temel konuda sosyal demokrat çizgiye zıt düşen tercihlerine ciddi itirazı olduğu' yorumuyla tamamlıyor.

CHP Kurultayı'nı eleştirel bir gözle izleyen ve kaleme alan bir diğer gazeteci de Çiğdem Toker. 

Cumhuriyet Gazetesi'ndeki yazısında Toker, kurultayı izlerken aklından CHP'nin yakın dönemde yanlış olduğunu düşündüğü iki kararının aklından geçtiğini ifade ediyor.

"Dokunulmazlıkların kaldırılması planına “Anayasaya aykırı ama evet” diyerek, AKP’nin yanında yer almak ve YSK’nin mühürsüz oyları geçerli sayan skandal kararına karşı çığ gibi büyüyen milyonların meşru itirazını 16 Nisan akşamı YSK’ye giderek dile getirmemek."

Bu iki kararın yanlışlığını Muharrem İnce'nin de kabul ettiğine değinen Toker, İnce'nin tutuklu milletvekili Enis Berberoğlu'nun cezaevinde olmasında CHP'nin de payının olduğunu söylediğini hatırlatıyor. 

Toker şöyle sürdürüyor yazısını:

"Temel yanlışın HDP’yle yan yana görünmemek adına yapıldığını hatırlatıp “Kürtler doğru söylüyor olamaz mı” sorusu özellikle.

Muharrem İnce, “El âlem ne der diye siyaset yapılamayacağını” o dönem hayır oyu verdiğini ve bunu yaparken partisine “Önce HDP’lileri hapse atarlar, sonra sıra bize gelir” dediğini aktardı. İnce’yi dinlerken, 2016 yılının Mayıs ayına geri gittim.

Dokunulmazlıkların kaldırılması görüşmelerinde alenen ağır baskı uygulanan, gerilimin, fiziki şiddetin gözümüzün önünde defalarca yaşandığı, cam çerçevenin indiği TBMM Anayasa Komisyonu oturumlarını hatırladım."

Toker yazısını, "Gerçekten de CHP’nin dokunulmazlıkların kaldırılmasına “hayır” dediği bir Türkiye çok farklı olurdu" görüşüyle tamamlıyor.

Kurultayı izleyen gazetecilerden bir diğeri de AKP'ye yakınlığı ile bilinen Abdülkadir Selvi. Hürriyet'teki köşesinde, kurultayın heyecansız geçtiğine değinen Selvi, adalet vurgusunun ön planda tutulduğuna dikkat çekiyor. 

Baykal'ın fiziken salonda olmasa da, Berberoğlu ile birlikte ruhunun salonda olduğunu ifade eden Selvi, "Coşku var mıydı” derseniz,  yoktu. Salonda anlayamadığım bir huzursuzluk vardı. Kılıçdaroğlu, duygulara değil, akla hitap etti. Kılıçdaroğlu’nun dedikleri ve bir de demedikleri vardı" yorumunu yapıyor. 

Kılıçdaroğlu'nun Kürt sorunu vurgusunun 2019'a dair önemli ipuçları verdiğini dile getiren Selvi, kurultay ve Kılıçdaroğlu ile ilgili eleştirilerini şöyle sürdürüyor:

"Afrin’de mücadele eden Mustafa Kemal’in askerlerine selam olsun” diyerek ince bir mesaj verdi. Ama ÖSO tartışmasına girmedi. 15 Temmuz darbe girişimine değindi ama kontrollü darbe söylemini kullanmadı. Bunlar olumlu anlamdaki eksikliklerdi. Duvarın yıkılmasını istedi ama nasıl yıkılacağını söylemedi. 2019 seçimlerine dönük bir hedef ortaya koymadı. CHP’nin cumhurbaşkanı adayını nasıl belirleyeceğini anlatmadı. Konuşmasındaki en çok eksikliği hissedilen; ‘değişim ve yenileşme’ydi. Yeni heyecan ve yeni umut veremedi."

Selvi yazısını, "Kılıçdaroğlu, CHP’lilerden duvarı aşmalarını istedi. Ama umut ve heyecan ortaya koyamadığı için CHP’lilerin iktidar özlemi önüne duvar çekmiş oldu" yorumuyla bitiriyor.

Kurultayı yorumlayan yazarlardan biri de Milliyet'ten Mehmet Tezkan. Tıpkı diğer yazar gibi Tezkan da, kurultay gözlemlerine dair karamsar bir tablo çiziyor ve Kılıçdaroğlu'nun delegeleri coşturmak yerine temel meseleleri anlattığı bir konuşma yaptığına dikkat çekiyor. 

İnce'nin ise, tribünlerin nabzını tuttuğunu aktaran Tezkan, "Vur vur inlesin’ tarzı konuşma yapınca tribünler aradığını buldu; karşılığını verdi" görüşünü dillendiriyor.

İnce'nin delegeleri heyecanlandıramadığını aktaran Tezkan, "Delege İnce’yi ‘Ben kararımı verdim’ havasında dinledi" diyor ve ekliyor:

"Zaten İnce durumun böyle olduğunu gördüğü için delegeyi ‘Vatandaşı dinleyin, sokağı dinleyin’ diye uyardı.."

İki adayın da Türkiye’nin meseleleri üzerinde durduğunu ve söyledikleri arasında ideolojik fark olmadığına değinen Tezkan, tek farkın üslupta ortaya çıktığı görüşünde.  

Kılıçdaroğlu'nun beş temel konuda Türkiye'nin kötü durumda olduğunu dikkat çektiğini belirten Tezkan, yazısını şöyle sürdürüyor:

"Kürt meselesi, terörün belinin kırılamaması.. Dış politikada Ankara’nın savrulması.. Her ülkeyle sorun yaşaması, yalnızlaşması.. Eğitimde kendi çocuklarını denek olarak kullanan tek ülke olmamız.. Öğretmenlere yeterli değerin verilmemesi.. Ekonomideki tıkanıklık.. Dünyanın en pahalı benzinini/mazotunu satmamız, işsizliğin ve enflasyonun patlaması, Türkiye’nin üretim bandından çıkması, bilgi yoğunluklu üretim yapamaması..Demokrasi karnemiz.. Parti devletinden hanedan devletine dönüşme eğilimi.."

Tezkan, yazısının sonunu ise, iki liderin en çok alkış aldığı konularla bağlayarak bitiriyor.