Howard Eissenstat
Oca 06 2018

ABD’den Türkiye’nin görünüşü: AKP’nin CHP’ye baskı politikası

2017’de Türkiye’nin ana muhalefet partisi, Cumhuriyet Halk Partisi yani CHP, son on yıldır ilk defa bir canlılık işareti gösterdi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu gerçekten riske girerek, geçici de olsa ulusal tartışmaları yönlendirebildi.

İlk olarak Haziran ve Temmuz 2017’de gerçekleştirdiği kitlesel Adalet Yürüyüşü ile daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ailesinin milyonlarca doları Malta’nın Man Adası’ndaki gizli off-shore şirketlerine gönderdiğine ilişkin belgeleri ortaya çıkararak bunu başardı.

Bununla birlikte, bu vakaların hiçbirinde, Kılıçdaroğlu elindeki kozla bu ilgiyi daha geniş bir tartışmaya taşıyamadı, buradaki tehlike ise ayıyı yaralayamadan dürtmüş olması. 

Eğer Erdoğan CHP’ye yönelik bir darbe başlatırsa bu Türk demokrasisinden geriye ne kaldıysa sonu olacak, Erdoğan’ın kendi meşruiyetini zedeleyecek ve ülkede çok ihtiyaç duyulan istikrarı daha da riske edecek.
Nitekim işaretler de böyle bir darbenin gelebileceğini gösteriyor.

Birçok kişi haklı olarak, Mayıs 2016’da CHP’lilerin, milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik lehe oy kullanarak CHP’nin açıkça kendi asılacağı darağacını inşa etmiş oldu.

Kılıçdaroğlu, bunu hem tabanının Kürt hareketi yanlısı HDP’nin teröristler gibi cezalandırılmasına sevineceği için, hem de muhalefetin yok olmasından korktuğu için yaptı. 

HDP liderlerinin hapsedildiğini, CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun müebbet hapisle yargılandığını ve savcıların Kılıçdaroğlu’nun da aralarında olduğu çok sayıda CHP yöneticisinin dokunulmazlığını kaldırmayı planladığını göz önünde bulundurursak bu tercihin bedeli çok açık.

Yine de Kılıçdaroğlu’nu hapse atmak Erdoğan için kötü bir adım olur.

Siyaseten bu HDP liderlerini tutuklamaktan çok daha farklı bir durum. Zor ve çirkin gerçek şu ki Türk seçmenlerin yüzde 80’i HDP’lilerin “terörist” olarak tutuklanmalarından rahatsız değil.

Ama AKP’nin çekirdek kadrosu dışında çok az kişi Kılıçdaroğlu’nun ciddi suçlardan sorumlu olduğuna inanıyor. Dahası CHP, AKP için hem yurtiçinde bir kıyas olarak hem de dışarıdan bakınca Türkiye’nin rekabetçi bir demokrasiye sahip olduğu görüntüsünü koruyarak AKP’nin işine yarıyor.

Bu sebeple AKP için CHP yönetiminin hapiste olması Meclis’te olmasından daha tehlikeli.

Hafta içinde Beşiktaş Belediye Başkanı’nın görevden alınması haberi ise başka ve belki de daha büyük bir tehlikeye işaret ediyor. CHP tabanının çoğunluğu için yerel yönetimler onların “kurtarışmış bölgeleri”, bu şekilde günlük hayatlarında AKP’nin ağırlığını daha az hissediyorlar. 

Ama eğer AKP, CHP belediyelerine yönelik daha geniş bir harekata başlarsa ya da bazılarının söylediği gibi yerel seçimlerden tamamen uzaklaşırsa, AKP’nin etkisi gün be gün daha da fazla hissedilecek ve Türkiye’nin beyin göçünü ve sermayenin kaçışını arttıracak.

Ayrıca bu durum muhalefet partilerinin temsiliyetine ilişkin son umutları da yok edecek. AKP’nin Türkiye’nin siyaset alanındaki etkili kontrolü böylece tamamlanmış olacak.

CHP, ulusal düzeyde AKP ile gerçekten yarışamıyor ama AKP’nin olduğundan daha demokratik görünmesini sağlıyor. Bu genel bir prensip olarak demokrasiyi savunan AKP seçmenleri ve illüzyon da olsa Erdoğan’ın demokratik yollarla görevden alınabileceğine ilişkin bir umudu korumaya çalışan muhalefet için önemli bir şey.
Bu illüzyonu dağıtmanın Erdoğan’ın iktidarını zayıflatması zor ama Türkiye’yi daha dengesiz yapacağı, sermayenin, yeteneklerin ülkeden gitmesine neden olacağı ve militan grupları ya da askeriye içindeki muhalif grupları destekleyeceği açık. CHP’ye yönelik bir darbe birçok açıdan trajedi ile sonuçlanacaktır.
Tam olarak da bu sebepten ötürü CHP’ye yönelik daha geniş bir baskının olacağını düşünmüyorum.
Ne yazık ki böylesi bir baskıyı bertaraf etmek de mümkün değil.

Karar alma mekanizmaları gittikçe daha dengesiz ve paranoit durumda.

Trajik bir yanlış adım atılması mümkün.