Şub 27 2019

Çetin Ünsalan: İtiraf edeyim, bu kez ana muhalefet çalışmış

Türkiye’nin ekonomik sorunları tüm çıplaklığıyla ortada duruyor. Ne var ki tüm ağır problemlere rağmen, medya üzerinden farklı gündemler tartışılıyor. Biraz magazinsel, biraz suya sabuna dokunmadan süreç atlatılmaya çalışılıyor.

Oysa yaşanan herhangi bir sürecin atlatılma ihtiyacından çok, gerçek bir çözümün masaya yatırılma ihtiyacını önümüze koyuyor. Bu çerçevede krizin ilk belirtilerinin ortaya çıkmasından sonra mensuplarını bölgeye yollayarak yerinde araştırmalar yapıp, Ekonomi Masası oluşturarak 13 maddelik çözüm önerisi sunan ana muhalefet partisi CHP’nin düzenlediği basın toplantısına katıldım.

Açıkçası siyasetçileri eleştirmekten zerre kadar çekinmeyen benim için dahi, uzun zamandır gördüğüm en ciddi çalışmalardan birinin ortaya konulduğunu söylemem gerekir. Belki de ortadaki çalışma eksikliğinin de etkisi olabilir. Fakat 11 Ağustos 2018’de sorun ve çözümleri, sahadan bilgilerle toplayan bu çalışmanın iktidara sunulmasına rağmen, görmezlikten gelinmesi, sorunun partiler üstü olduğunu düşündüğüm için beni biraz rahatsız etti.

Toplantı üç ana bölümden oluşuyordu. Kısa kısa notlarımı ve dikkat çeken söylemleri sizlerle paylaşmak istiyorum. İlk oturum ‘Üreten Ekonomi’ başlığını taşıyordu. Öncelikle Faik Öztrak’ın şu uyarısı önemliydi: Oyunun kurallarını değiştirmezsek, yaşanan şokun reel kesimden tekrar finansal kesime yönelmesi kaçınılmazdır. Öztrak, 2014 yılına da atıfta bulundu ve o günden bu yana değişen sistem ve anlayışın her bireye maliyetinin 2 bin 700 dolar olduğu bilgisini paylaştı.

İlhan Kesici ise problemin düşünülenin ötesinde bir büyüklüğe sahip olduğunu vurgulayarak iç ve dış uzlaşmayla bu kısır döngüden çıkılabileceğine işaret etti. Orhan Sarıbal’ın gündeminde ise 22 milyon kişinin gıda yoksunu, 80 milyon dönüm tarım arazisinin terk edildiği ülke resmi içerisinde, çözümün toprakların ranttan kurtarılarak, üretim planlaması içinde ele alınmasında olduğu vardı.

Gıdanın gelecekte stratejik bir ürün olacağına dikkat çeken Sarıbal “Bir gün paranız olsa bile gıdaya ulaşamayabilirsiniz. Gerçek bir tarım politikası ile, sağlıklı destekleme modelleri oluşturmalıyız. Risklerin köylü ya da yurttaşa yüklenmesi mümkün değildir. Bunları yönetim hesaplar” dedi.

Sarıbal bu yapısıyla tarım sektörünün kar/zarar dengesi içinde algılanmaması, gerekirse başka sektörlerden elde edilen gelirle, mutlaka finanse edilmesinin düşünülmesi gerektiğini belirtti.

Türkiye’nin 77 milyar dolar ithal tarım ham maddesini dikkate aldığınızda bu uyarı son derece önemli. Gerçekten de tanzim tartışmalarının yapıldığı şu günlerde, ülkede gıda sektörünün geleceğin en katma değerli ve stratejik ürünlerinden oluştuğunun anlaşıldığı konusunda ben de şüpheliyim.

Fethi Açıkel ise kritik bir uyarı yaptı. Türkiye’de 75 bin mühendisin işsiz olduğunu, 24 bininin de yurtdışına gitmek için başvurusu olduğunu belirtti. Endüstri 4.0 gibi bir süreçte bu başlı başına bir sorun ve şapkamızı önümüze koyup, uzun uzun düşünmemizi gerektiriyor. Böyle bir yapıdan teknolojik dönüşümün çıkması mümkün değil.

İkinci panelde ‘Çalışan Ekonomi’ üzerinde duruldu. Çetin Osman Budak, güçlü bir verimlilik hamlesi yapılması gerektiğini belirtti ve daha kötüsü bunu yapmazsak uzunca bir süre büyümeyi görmenin hayal olduğuna dikkat çekti. Bülent Kuşoğlu da borçlanmada hem kamuya, hem özel sektöre yeni kriterler getirilmesi çağrısını yaptı.

En çok sevindiğim ise soruma yanıt veren Lale Karabıyık’ın sözlerinden Türkiye’nin emekliler dahil işgücü envanterini ana muhalefetin yapmış olduğunu öğrenmem oldu. Karabıyık bana bu raporu ulaştıracak ve inceledikten sonra bir değerlendirme yapacağım.

Karabıyık’ın konuşmasında daha önce yüzde 39 olan emeklilikten sonra çalışanların oranının yüzde 48’e çıktığı bilgisi ise istihdam alanında büyük bir sorunun da net bir biçimde önümüzde olduğunu gösteriyordu. Ayrıca hakları gasp edilen EYT’lilerin büyük bir bölümünün kadın olması da, bu konuda Türkiye’nin samimiyetini ayrıca sorgulatıyordu.

Bu bölümde en çok dikkatimi çeken başlıklardan biri de TL ile ihalelerin tekrar gündeme gelmesi oldu. Bu konudaki samimiyet eksikliği gerçekten çok can sıkıcı noktalara ulaştı.

Son bölümdeki ‘Hakça Paylaşan Ekonomi’ panelinde ise Abdüllatif Şener’in verdiği şu bilgi çok kıymetliydi: Cumhuriyet’in kurulduğu ilk 16 yılda gelir tamamen vergiden oluşuyordu ve bu oran milli gelirin yüzde 10’undan azdı. Sonuç ortada… Bir ekonomi mucizesi…

Son 16 yılda ise vergiler yine var, ama milli gelire oranı yüzde 33’ün üzerine çıkmış. Onun üzerine 80 milyar dolara yakın özelleştirme geliri, iç ve dış anormal borçlanma, TMSF’ye devredilen şirketlerin aktifindeki 52 milyar TL ile bu sonuç nasıl ortaya çıkıyordu? İşte asıl tartışılması gereken başlıklardan biri bu.

Akif Hamzaçebi, dünyanın sermayesini geri çektiği süreçte, bizim primler ve vergilerle üreteni cezalandırmamıza, Veli Ağbaba yok olan sendikal yaşamın ekonomiye olumsuz etkilerine, Aykut Erdoğdu da pazarlık usulü ihalelerin genel ihale yapış biçimine dönüşüne atıfta bulundu.

Erdoğdu, bu yolla yapılan ihalelerin de yüzde 20 daha maliyetli olduğuna dikkat çekti. Şeffaflık eksikliğine de dikkat çekilen oturumların tamamında az ya da çok çözüm önerilerini de dinleme fırsatı bulduk.

Kapanış konuşmasını ise CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yaptı. Krize sorumlu aranmasını yadırgadığını belirten ana muhalefet lideri, sorumlunun 17 yıldır ülkenin yönetiminde olanlar olduğunu ifade edip, dört başlıklı bir dönüşüm stratejisi önerisinde bulundu.

Bunda hukukun üstünlüğü, üretim modellemesi, güçlü bir sosyal devlet anlayışı ve sürdürülebilirlik ana başlıkları oluşturdu. Detayları belki zaman zaman paylaşırım. Ama sözlerindeki en acı yan şuydu: “Biz çalışıp, bu işten nasıl çıkılacağını önlerine koyuyoruz, lakin iktidar başka yerde. Krizden nasıl çıkılacağını tartışmak istiyoruz, ama oralı değiller.”

Aslında en acı cümleler belki de bunlardı.

Velhasıl kelam her biri, ayrıntılarında uzun uzun yazmam gereken önemli bir paneller dizisiydi. İtiraf edeyim, bu sefer ana muhalefeti daha çok çalışmış buldum. Bakış açılarında ve çözüm metotlarında tartışacağım noktalar var. Ama en azından ortada tartışmaya değer bir çalışma var. Darısı ekonomi yönetiminin başına.


Bu yazı Para Analiz'den alınmıştır.